20“Göklerde ve yerde bulunan kişiler O'nundur. O'nun huzurundaki kişiler kendisine ibadet etmekten asla kibirlenmezler ve yorulmazlar. Onlar gece gündüz ara vermeyerek (Onu) tesbih ediyorlar". Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Bu ayetin daha önceki ayetlerle münasebeti hususunda şu iki izah yapılmıştır: 1) Allahü teâlâ, kendisinden nefyi de, ancak ihtiyaçtan azade olmakla mümkün olup, ihtiyaçtan âzâde olmak da tam bir kudret ile mümkün olunca, hiç şüphesiz o ayetin peşinden, Allah'ın mülkünün ve kudretinin mükemmelliğine delâlet etsin (anlatsın) diye, "Göklerde ve bulunan kişiler O'nundur" 2) Doğruya daha yakın olan izaha göre, Allahü teâlâ peygamberliği tenkid edenlerin sözlerini nakledip, bunlara gerekli cevabı verip, onların bu tenkidlerden maksatlarından maksadlarının sırf inad ve hakka boyun eğmemek olduğunu beyân edince, bu ayette de, Kendisinin onların taatfanndan münezzeh olduğunu, çünkü mahlûkatın sahibinin Kendisi olduğunu, mevkilerinin büyük olmasına rağmen meleklerin bile O'na itaat edip korktuklarını, binâenaleyh insanların, bunca zayıflıkları karşısında, Kendisine haydi haydi itaat etmeleri gerektiğini beyân etmiştir. Ayetteki, "Göklerde ve yerde bulunan kişiler O'nundur" ifadesi, "Gökteki ve yerdeki mükelleflerin hepsi, O'nun kuludur. O, onların yaratanı ve onlara her türlü nimeti verendir. Binâenaleyh herkesin O'na itaat etmesi hükmüne boyun eğmesi gerekir" Ayetteki, "O'nun huzurundak kişiler kendisine ibadet etmekten asla kibirlenmezler" ifadesinin, meleklerin üç bakımdan insandan efdal olduğuna delâlet edişinin izahı Bakara sûresinde geçmişti. Ayetteki, "O'nun huzurundaki" ifadesi ile meleklerin kastedildiği hususunda ümmetin icmâı vardır. Bir de Allahü teâlâ bunları, "Onlar, gece gündüz ara vermeyerek tesbih ederler" diye tavsif etmiştir ki bu ancak meleklere uygun düşer, insanlara değil... Ayetteki "huzur" ile, mekan ve cihet açısında bir huzurda oluş değil, şeref ve rütbe açısından bir huzurda oluş (yücelik) kastedilmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, "melekler, yüce şereflerine ve sonsuz celâllerine rağmen, Bana itaat etme hususunda kibir göstermezler. O halde o zayıf insana, bana itaatla kibir göstermesi nasıl uygun düşer" demiştir. Zeccâc şöyle der: ifadesi, "yorulmazlar, bıkmazlar, üşenmezler" manasınadır. Keşşaf Sahibi de şöyle der: "Eğer sen, "istihsâr, "hasûr" masdarının mübalağası (ileri derece olanıdır). Dolayısıyla o melekleri vasfetmede daha beliğ olanı, onlardan bu "hasûr" (yorulma-bıkma) işinin en ufacığını bile nefyetmek idi" dersen, ben derim ki: "İstihsâr"da, onların içinde bulundukları halin, "hasûr"un en ileri şekli olmasını gerektiren ve onların yaptıkları (tesbihatta) yorulmak suretiyle o zor ibadetlerine layık oldukları manası vardır. Meleklerin Gece Gündüz Tesbihleri Hak teâlâ'nın "Onlar gece gündüz ara vermeyerek (O'nu) tesbih ediyorlar" ifadesi, "Onların tesbihleri her zaman devam eder. O tesbihi, hiçbir şeyte meşgul olmaları zedelemez, engellemez" demektir. Abdullah b. Hars b. Nevfel'den şu rivayet edilmiştir: "Ben Ka'b'a: "Baksana, Cenâb-ı Hak, burada "onlar gece gündüz ara vermeyerek (Onu) tesbih ediyorlar" buyururken, (bir başka ayetinde de) "(Allah) melekleri elçiler kılmıştır" (fatır, 1) buyurmuştur. Bu elçilik onların tesbihlerine mâni olmaz mı? Hem sonra Cenâb-ı Hak yine, "Allah'ı, meleklerin ve bütün insanların laneti o (kâfirleredir)" (Bakara, 161) buyurmuştur. Binâenaleyh onlar, bir taraftan tesbih ile meşgul iken, öbür taraftan lanetle nasıl meşgul olabilirler?" dedim. Ka'bu'l-Ahbâr şöyle cevab verdi: "Tesbih, melekler için, tıpkı bizim nefes alıp vermemiz gibidir. Dolayısıyla nasıl bizim nefes alıp-vermemiz konuşmamızı engellemiyorsa, onların tesbihi de onları diğer isterden engellemez." İmdi, şayet, "Bu kıyas doğru değil. Çünkü nefes alıp verme organt, konuşma organından başka olduğu için, nefes alıp-verme konuşmayı engellemez. Tesbih ve lanete gelince, bu ikisi de konuşma cinsindendir. Binâenaleyh bunların aynı anda yapılması imkansızdır" denilirse, şöyle cevab verilir: Cenâb-ı Hakk'ın, o meleklerde, kimi ile Allah'ı düşmanlarını lanetleyecekleri bir çok dil yaratmış olmasında uzak görülecek ne var? Yahut da ayetteki, ifadesinin, "Onlar, bu tesbihi uygun zamanlarında yerine getirmeye azmetmekde gevşeklik göstermezler" manasında olduğu söylenebilir. Bu tıpkı, "Falanca cemaata-câmiye devam eder. Bu hususta gevşeklik göstermez" demek gibidir. Bu sözle, o insanın hep bu işle meşgul olduğu değil, namazları hep vakitlerinde kılmaya azmetmiş olduğu manası kastedilmiştir. |
﴾ 20 ﴿