36

"Biz senden evvel de, hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, (sanki) onlar baki midirler? Her can ölümü tadıcıdır. Sizi bir imtihan olarak, hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz. O küfredenler seni gördükleri zaman, seni, alay konusu yapanlar "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" derler. Halbuki onlar, Rahmanın zikrini inkâr ile, kâfir olanların ta kendileridir".

Bil ki, Cenâb-ı Hak, bir önceki kısımda ve ayetlerde, izaha çalıştığımız gibi, bu altı şeyle istidlalde bulunup ve o şeylerde dünyevi nimetlerin temellerini teşkil edince, bunun peşinden, dünyayı, baki kalması ve devam etmesi veyahutta dünyanın kendileri için yaratıldığı varlıkların orada ebedi kalmaları için değil, tam aksine onu, bir imtihan ve denemek için, sayesinde de, ebedi yurt olan âhirete nail olabilmek için yarattığına dikkatleri yöneltecek olan şeyi getirmiştir.

Cenâb-ı Hakk'ın "Biz senden evvel de, hiçbir beşere ebedilik vermedik" buyruğuna gelince, bu hususta şu üç izah yapılmıştır:

a) Mukâtil şöyle der: "Bir takım kimseler, "Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ölmez" diyorlardı. İşte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

b) Onlar, "Hazret-i Muhammed'in öleceğini ve onun ölümüyle de sevineceklerini tahayyül ediyor düşünüyorlardı. Böylece, Cenâb-ı Hak o kimselerin, bununla elerini nefyetmiştir. Yani, "Allahü teâlâ, dünyada, hiçbir beşerin ebedi acağına, senin ve onların, ölüme maruz kalacağına hükmetmiştir. Şimdi sen öleceksin de, onlar baki mi kalacaklar? Hayır, böyle değil" demek istemiştir. Şairin Bizim başımıza gelenlerden ötürü sevinenlere de ki, Uyanın ve kendinize gelin. Felakete sevinenler de bir gün bizim karşılaştığımızla karşılaşacaklar" şeklindeki de, bu anlamdadır.

c) Şu da muhtemeldir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Hatemu'l-Enbiyâ olduğu ortaya çıkınca, birisi onun ölmeyeceğini, çünkü ölmesi halinde şeriatının değişeceğini düşünmüş olabilir. İşte bu sebeple Cenâb-ı Hak ölüm konusunda, onun durumunun, tıpkı diğer peygamberler gibi olduğuna dikkat çekmiştir.

Ayetteki "Her can ölümü tadıcıdır" buyruğuna gelince, bu hususta birkaç bahis vardır:

Söz Cenâb-ı Hakk'ın Değil Hazret-i İsa'nındır

Birinci bahis: Ayetin umumiliği, tahsis edilmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak da, bir "nefs"dir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ama ben senin nefsinde olanı bilemem" (Mâide. 116) buyurmuştur. Zira Cenâb-ı Hakk'ın ölmesi mümkün değildir. Cansız varlıklar da birer "nefis"dir. Halbuki onlar için de ölme söz konusu değildir. Tahsis edilen âmm ifade; hüccet olmaya devam eder. Binâenaleyh bu ayetle, bu sayılan şeylerin (tahsise uğrayan kısımlarının) dışında amel edilmeye devam edilir ki bu da felfesecilerin, "Beşerî ruhlar, bedeni terkeden akıllar (canlar), feleki nefisler ölmezler" şeklindeki görüşlerini ibtâl eder.

Ölümün Tadılması Ne Demektir?

İkinci bahis: Ayetteki "zevk"i (tadı) zahirî manasına almak mümkün değildir. Çünkü ölüm, yenilecek şeyden birşey değildir ki tadılsın. Aksine zevk (tadma), belli bir algılamadır. Binâenaleyh bu ifadeyi, mecazî bir algılama saymak caizdir. Ayette dilen "ölüm" ile de, ölümün işaret emareleri olan, büyük acılar kastedilmiştir, inkü ölümden önce, onu tadmak imkânsızdır. Ölüm meydana geldiğinde ise insan ölmüş olur. Ölü ise, hiçbir şeyi idrâk edemez.

Üçüncü bahis: "Zâikatü'l-mevti" (ölümü tadıcı) ifadesindeki izafet, lafzı bir izafettir. Çünkü bu, tıpkı "Avı helal sayıcı olmaksızın" (Mâide, 1) ve "Kabeye ulaşan bir kurban olarak" (Mâide. 95) ifadeleri gibi, gelecekte olcak bir işe aittir.

İmtihan ve İbtilâ

Hak teâlâ'nın bir imtihan olarak, hayır ile de, şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz" ifadesi ile ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Deneme, ancak mükellef tutma var ise olur. O halde bu ayet insanlar için bir mükellefiyetin olduğuna delâlet ediyor. Yine bu ayet, Hak Subhânehû ve Teâlâ'nın, bir zorluğu bulunsa bile emrettiği ve nehyettiği şeylerle mükellef tutmayla yetinmeyip, aksine insanı şu iki şeyle denediğine de delâlet ediyor:

a) "Hayır" dediği şeylerle... Bunlar, dünyadaki sıhhat, lezzet (tad), sevinç ve insanın umduğunu elde etmesi gibi dünyevi nimetlerdir.

b) "Şer" dediği şeyler... Bunlar, fakirlik, elemler ve mükellefin başına gelen diğer sıkıntılar gibi dünyevî zararlardır. Böylece Allahü teâlâ mükellefin, kendisine verilenlere şükretmesi ve sıkıntılara sabretmesi için, bu iki şey arasında mekik dokuduğunu ve vazifesini yaptığında, mükafaatının büyük olacağını beyân etmiştir.

İkinci Mesele

Cenâb-ı Hak, henüz onlar daha gelmezden önce, insanların nasıl amel edip davranacaklarını bildiği halde, şekil itibarıyla imtihana benzediği için, bu (mükellefiyete mecazen), ibtita (imtihan) demiştir.

Üçüncü Mesele

Keşşaf Sahibi, ayetteki "fitne" kelimesinin (deneriz) fiilin lafzından olmayan.te'kidî bir mef'ûl-ü mutlak olduğunu söylemiştir.

Allah'a Dönmenin Anlamı

Tenâsühcüler, görüşlerinin doğru olduğuna, ayetteki, "Ancak Bize döndürüleceksiniz" ifadesini delil getirerek, "Bir yere dönme, önceden o yerde bulunmuş olmayı gösterir" demişlerdir. Buna biz: "Bu ifade, değişmeceli bir ifadedir" diyerek cevab veririz.

Beşinci Mesele

Ayetteki, "Ancak Bize döndürüleceksiniz" ifadesi ile"onlar, Allah'ın hükmüne, hesabına ve amellerine göre karşılık vermesine dönüp varacaklardır" manası kastedilmiştir. Binâenaleyh Allahü teâlâ, bu ifadesi ile, tenâsühcülerin, öldükten sonra dirilmeyi ve ahireti kabul etmeyen görüşlerinin bâtıl olduğunu beyân etmiştir. Tenâsühcüler bu ayeti delil getirerek şöyle demişlerdir: "Ayette bahsedilen dönme, daha önce kendisinde bulunulmuş olan bir yere olur. Demek ki biz, bu âleme gelmezden önce orada imişiz" demişlerdir. Mücessime de, "biz, cisimiz. Binâenaleyh Allah'a döndürülecek olmamız, Allah'ın da cisim olmasını gerektiir" diyerek istidlal etmişlerdir. Bunlara verilecek cevablar, bu kitabın (tefsirin) pek çok yerinde geçmiştir.

Kâfirlerin Müminlerle Alay Etmeleri

Hak teâlâ, "O küfredenler seni gördükleri zaman, seni istihzâ (mevzûundan) başka bir şey edinmezler" buyurmuştur. Süddi ve Mukatil bu ifadenin Ebu Cehil hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ebû Süfyan ile birlikte iken, Ebû Cehil'e rastladı. Ebû Cehil, Süfyan'a: "Bu, Abdumenaf oğullarının peygamberidir" deyince, Ebû Süfyan: onun Abdumenâfoğullarının peygamberi oluşunun yadırgamıyorsun (öyle mi?)" derken Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onların sözünü duydu ve Ebu Cehil'e: "Ben, amcan Velid b. Muğire'nin başına gelen belanın, senin de başına geleceğini görüyorum. Ey Ebû Süfyan, sana gelince, sen bu sözü hamiyyetinden (taassubundan, sülaleni müdafaa gayretinden) dolayı söyledin" dedi. İşte bu ayet bunun üzerine nazil oldu.

Cenâb-ı Hak sonra bu hususu, "Sizin tanrılarınızı diline dolayan bu mu?" (derler)" ifadesi ile açıklamıştır. Zikretme (anma, diline dolama), ya hayır ile, ya aksi ile olur. Binâenaleyh durum, bu ikisine de delâlet ettiği için, ifade mutlak (genel) kullanılıp, takyid edilmemiş (sınırlandırılmamıştır). Bu tıpkı bir kimseye, filancanın senden bahsettiğini duydum" demen gibidir. Binâenaleyh o bahseden eğer, bu kimsenin dostu ise, bu bahsetme bir övgüdür, eğer düşmanı ise, bir zemm (kınama, tenkid) olmuş olur. Hak teâlâ'nın, "İbrahim denilen bir gencin o (putlardan) bahsettiğini duyduk" (Enbiya, 60) ifadesi de böyledir. Bu, "İbrahim (aleyhisselâm) o putların ma'bud olmadıklarını söylüyor ve onlara ibadet etmenin saçmalık olduğundan bahsediyor" demektir.

Hak teâlâ'nın "Halbuki Rahman'ın zikrini inkar ile, olanlar onlardır" ifadesi, "onlar, kendilerini yaratan, rızıklandıran, öldüren, Rahman'ı zikretmeyi kabul etmemelerinin yanı sıra, kendilerine hiçbir fayda zararı olmayan ilahlarını zikrederek, o peygamberi ayıplıyorlar. Halbuki bundan daha çirkin ve saçma bir şey yoktur" demektir. Bu manaya göre, onların istihza, alay, ve kınamaları, şuursuzluklarından dolayı olmuş olur. "Rahman'ın zikri" ile, Kur'an'ın ve ilâhî kitabların kastedilmiş olması da muhtemeldir. Buna göre, ayette hum (onlar) zamirinin iki kere getirilmesindeki hikmet şudur: "Birincisi, böyle yapan kimselere bir işarettir. İkincisi ise, bu işin onlara has olduğunu gösteren bir ifadedir, sonra bu zamirin tekrar edilmiş olmasında, onların böyle yaptıklarını iyice ve yaptıkları bu işin çok vahim olduğunu belirtme yatmaktadır.

Alaycı Kâfirlerin Perişan Akıbetleri

36 ﴿