50

"Andolsun ki, Biz, Musa ile Harun'a bir ziya, takva sahipleri için de bir şeref olan furkânı verdik ki onlar, tenhâda da, Rablerine candan saygı gösterirlerdi. Onlar, kıyametten korkanların ta kendileri idi. işte bu (Kur'ân) da, Bizim indirdiğimiz feyz kaynağı bir zikirdir. Şimdi siz mi, bunu inkâr edicilersiniz?"

Bil ki, Cenâb-ı Hak, tevhid, nübüvvet ve meâdın delilleri hakkında konuşunca Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i, kavmi tarafından kendisine yapılan şeyler hakkında teselli etmek, risalet görevini edâ etme hususunda kalbini güçlendirmek, bu görevin önüne acak her türlü şeye karşı sabretmesini sağlamak için peygamberlerin kıssasından ttateetmiş ve burada pekçok kıssayı ele almıştır.

Musa ve Harun (aleyhisselâm)

Birinci kıssa, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ın kıssasıdır. Bu ayetin kendisinden önceki -adelerle münasebeti şudur: Allahü teâlâ, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, "Ben ancak, vahy ile, başınıza gelecek tehlikeleri haber veriyorum " demesini emredince, bunun Deşinden "Bu, senden önceki bütün peygamberler hakkındaki de ilâhi bir kanun ve Sünnettir" 'diyerek, "Andolsun ki, Biz, Musa ile Harun'a bir ziya, takva sahipleri için de bir şeref olan furkânı verdik" buyurmuştur.

"Fürkân"ın Anlamı

Âlimler, ayetteki "furkân" kelimesiyle neyin murad edildiği hususunda ihtilaf ederek, şunları söylemişlerdir.

a) Bu, Tevrat'tır. Binâenaleyh o, kendisiyle hak ile batılın arası ayırdedildiği için, furkan, sayesinde, hidâyet yoluna Allah'ı ve O'nun yasasını tanımaya ulaşılan ve son serece de açık ve açık olduğu için de ziya ve zikir, yani öğüttür: Yahutta o,dinleri hususunda kendisine ihtiyaç duyduklan ve faydalarına olan şeyin zikrini ve adını ihtiva ettiği için bir "zikir" addedilmiştir. Yahut zikir, şeref anlamındadır. Cenâb-ı Hakk'ın, ifadesindeki vâva gelince, İkrime, Ibn Abbas (radıyallahü anh)'ın, bu ifadeyi "furkân" Kelimesinin hali kabul ederek, vâvsız olarak (......) şeklinde okuduğunu rivayet etmiştir. Meşhur kıraate göre bu ifadenin manası, "Biz onlara furkânı, yani Tevrat'ı verdik. Ve o furkân sayesinde de, müttakitere ziyayı ve zikri vermiş olduk" şeklindedir.

Bu da, "O, haddizatında bir ziya ve bir zikirdir" veyahutta, "Onda bulunan hükümler ve öğütler sebebiyle, onları biz onlara, bir ziya ve bir zikir olarak vermişizdir" demektir.

b) Ayetteki "furkân" kelimesiyle, furkân kastedilmemiştir. Bunun ne demek olduğu hususunda da şu izahlar yapılmıştır:

1) İbn Abbas (radıyallahü anh)'nın, "Furkân, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ya verilen yardımdır. Bu Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı "ve furkân gününde kulunuza indirdiğimiz şey"(Enfal, 41) ayeti gibidir. Yani, Hak teâlâ hak olanla, batıl olan dinleri birbirinden ayırmış olduğu Bedir Gününde" demektir" dediği rivayet edilmiştir.

2) Bu, sayesinde, hak dinin batıl dinlerden ayırdedildiği aklî bir delildir. Bu, İbn Zeyd'in görüşüdür.

3) Dahhâk: "Bu, denizin varılmasıdır" demiştir.

4) Şüphelerden kurtuluştur bu. Bunu, Muhammed İbn Ka'b ileri sürmüştür.

Bil ki Cenâb-ı Hak (Bakara, 2) tavsifi ile özellikle müttakileri nazar-ı itibara alması sebebiyle burada hassaten mûttakileri zikretmiştir.

Gaybde Allah'ı Tazim Edenler

Cenâb-ı Hakk'ın "ki onlar, tenhâda da, Rablerine candan saygı gösterirler" ifadesine gelince, Keşşaf Sahibi şöyle der: "Bu ifadenin başındaki (......) kelimesi,sıfat olduğu için, ya mahallen mecrürdur, veyahutta, medh'ten dolayı mahallen mensûbtur, ya da yine medh'ten dolayı mahallen merfûdur. "Gayb'ın ne demek olduğu hususunda ise, şu izahlar yapılmıştır:

a) Onlar, Rablerinin azabından korkarlar. Böylece de, O'nun emirlerini tutup, nehiylerinden kaçarlar. Onların, Allah'a olan imanları, gaybî bir istidlaldir. O halde bu demektir ki kullar, Allah'ı görmedikleri halde, O'na ibadet ederler. Allah'dan herhangi bir şey saklı kalmaz. Bu görüş, İbn Abbas (radıyallahü anh)'dan dan rivayet edilmiştir.

b) Onlar, ahireti ve onunla ilgili hükümleri görmeden de, Rablerinden korkar ve takınırlar.

c) Onlar, Rablerinden, hiç bir mahlûkun bulunmadığı ıssız yerlerde de sakınırlar. Bu mana, doğruya daha yakındır. Buna göre mana, "onların Allah'ın cezasından çekinmeleri onların kalblerinin ayrılmaz bir vasfıdır. Yoksa bu haşyet hali onların, tenhada değil de, sadece halk içinde izhar ettikleri bir hal değildir.

Yani, "Onlar, kıyamet gününün azabından ve orada cereyan edecek olan hesab, sual, vb. diğer şeylerden dolayı tirtir titrerler, böylece de bundan dolayı, Allah'a isyan etmekten geri dururlar" demektir.

Kur'ân'la Tevrat'ın İrtibatı

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Onlara, Furkân'ı indirdiğim gibi, bu Kur'ân'da senin özerine indirilmiştir" buyurmuştur ki, bu O'nun ifadesinin anlamıdır." Bu. Bereketli, mübarek, faydaları çok ve ilimleri bol bir zikirdir" demektir.

Cenâb-ı Hakk'ın hitabına gelince, bu, "Onun indirilmesinde ve ondaki, hayranlık veren şeylerde yadırganacak hiçbir şey yoktur. Çünkü biz, Musa ve Harun'a da Tevrat'ı vermiştik. Sonra bu Kur'ân, acib bir nazım ihtiva ettiği, bedi oelağati kapsadığı ve akli delillerle yasaların izahını içine aldığı için, muciz bir kelâmdır. Kendisinde bunca faydalar bulunan böyle bir kitabı yadırgamanız nasıl -%lmkün olur" demektir.

Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) ve Ümmeti

İkinci kıssa, İbrahim (aleyhisselâm)'ın kıssasıdır. Çünkü Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:

50 ﴿