71

"Dediler ki; "Onu yakın ve tanrılarınıza yardım edin, eğer (bir iş) yapanlarsanız." Biz de dedik ki: "Ey ateş, ibrahim'e karşı serin ve selâmet ol." Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat Biz, onları daha fazla hüsrana düşenlerden kıldık. Onu da, Lût'u da, içinde bütün âlemler için bereket verdiğimiz arza ulaştırıp kurtardık".

Bil ki Allahü teâlâ, İbrahim (aleyhisselâm)'in tevhidin delillerinden ve halkının putlara tapmasının bâtıl oluşunu gösterme hususunda ortaya koyduğu şeylerden bahsedince, bunun peşinden onlara cehaletlerini gösteren şeyleri ve onların, "Onu yakın ve tanrılarınıza yardım edin" dediklerini zikretmiştir. Burada birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Ayetde, bu sözü söyleyenin kim olduğu hususunda bir işaret yoktur. Meşhur görüşe göre bu sözü söyleyen, Nemrud b. Ken'an b. Sencârib b. Nemrud b. Kûş b. Ham b. Nûh'dur. Mücâhid şöyle demiştir: "İbn Ömer'in şunu dediğini duydum: İbrahim (aleyhisselâm)'in yakılmasını söyleyen, Fars bedevilerinden bir kürddür." Yine İbn Cerir, Vehb b. Münebbih'in Şuayıb el-Cübbâî'nin şöyle rivayet ettiğini bildirir: "Hazret-i İbrahim'in yakılmasını söyleyen Hibrin'dir. Allahü teâlâ bunu yere batırdı. O, kıyamete kadar yerin dibine battıkça batacaktır."

İbrahim (aleyhisselâm)'in Tevekkülü

Bu hadisenin nasıl olduğu hususunda Mukâtil şöyle der: Nemrud ve kavmi, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'i yakmak için biraraya gelince, onu bir eve hapsettiler ve bir ağıl gibi (geniş) bir yer yaptılar. İşte bu, "Dediler ki: "Onun için bir bina yapın ve alevli ateşe atın onu" (saffat,97) ayetiyle anlatılan husustur. Sonra onun için, yığın yığın odun topladılar. Hatta bir kadın hastalandığında, "Eğer Allah bana şifâ verişe, İbrahim'in yakılması için bende odun toplayacağım" diye nezrediyordu. Böylece İbrahim (aleyhisselâm) için, hayvanla kırk gün odun taşıdılar. Bunlar tutuşturulup ateş iyice şiddetlenip ve oranın sıcaklığı, en üst bir yerden geçecek olan bir kuşu bile yakacak bir dereceye ulaştığında, İbrahim (aleyhisselâm)i tutup, yaptıkları binanın (geniş avlunun) üstüne çıkardılar, elini ayağını bağladılar ve yaptıkları bir mancınığa eli-kolu bağlı olarak koydular. Yerler, gökler, insan ve cinler hariç, bütün melekler, şu şekilde bağrışmaya başladılar: "Ey Rabbimiz, senin yeryüzünde, İbrahim'den başka sana ibadet edecek bir kimse yok. O, senin uğrunda yanıyor. Ona yardım etmemize müsade et." dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, "Eğer o, birinizden yardım isterse, o ona yardım etsin. Yok eğer Benden başkasının, durumuna müdahale etmesini isterse, Ben onu bilirim, Ben onun dostuyum, o zaman Benimle onun arasından çekilin" buyurdu. O kâfirler onu ateşe atmak istediklerinde, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'a rüzgâr görevli melek gelerek: "İstersen ben o ateşi havaya uçururum, savururum" İbrahim (aleyhisselâm): "Benim size ihtiyacım yok" deyip, başını göğe çevirerek: "Allah'ım, sen göklerde teksin, ben de yerde tekim. Yeryüzünde benden başka sana hiç kimse yok. Sen, bize yetersin ve ne güzel vekilsin" dedi. Şu da rivayet edilmiştir: Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) ateşe atılınca " (Allah'ım), senden başka ilah yok. Seni tenzih ederim, âlemlerin Rabbisin. Hamd sana âiddir. Mülk senindir. Senin hiçbir benzerin, ortağın yoktur" demiştir. Sonra onu mancınığa koymuş ve ateşe atmışlardır. Bunun üzerine Cebrail (aleyhisselâm), ona gelerek: "Ey İbrahim, ihtiyacın var mı?" dediğinde o: "Sana ise, hayır" dedi. Cebrail (aleyhisselâm) de: "O halde Rabbın'den iste deyince, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm): "O'nun benim hâlimi bilmesi, ondan istememe ihtiyaç bırakmıyor" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak: "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" dedi. Süddî "Bu sözü söyleyen, Cebrail (aleyhisselâm) dir" demiştir. Mücahid'in rivayetine göre, İbn Abbas (radıyallahü anh) da: "Eğer, Allahü teâlâ bu ayetle en" (serin) lafzının peşinden "selâm" (selâmet) lafzını getirmemiş olsaydı, o İbrahim (aleyhisselâm) o ateşin soğukluğundan ölür ve dünyadaki bütün ateşler sönerdi" demiştir. Süddî rivayetine şöyle devam eder: "Melekler, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in koltuğundan tutup, yeryüzüne indirip oturttular. Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), karşısında tatlı sular fışkıran çeşmeler, kırmızı güller ve nergisleri buldu. O ateş onun sadece iplerini yakmıştı”.

Minhâl b. Amr da şöyle der: "Bana şu rivayet ulaşmıştır: İbrahim (aleyhisselâm) o ateşe atıldığında, orada kırk veya elli gün kalmış ve "Burada olduğum kadar, güzel bir hayat yaşamadım" demiştir.

İbn Ishâk da şunu rivayet etmiştir: "Allahü teâlâ, gölgeler meleğini, Hazret-i İbrahim şeklinde gönderdi. O İbrahim (aleyhisselâm)'in gönlünü yatıştırmak için, onun yanına ı Cebrail (aleyhisselâm) de, ona cennet ipeklerinden bir gömlek getirip: "Ey İbrahim, Rabbin, "O, ateşin benim dostlarıma zarar vermeyeceğini bilmiyor mu?" diyor" dedi. ; sonra Nemrud, köşkünden baktı ve İbrahim (aleyhisselâm)'in bir bahçe içinde, yanında ele oturuyor olduğunu, o ateşin etraftaki ateşleri cayır cayır yaktığını gördü. Bunun üzerine ona: "Ey İbrahim, o ateş çemberini yarıp çıkabilir misin?" deyince, O: "Evet" dedi. Nemrud: "O halde, kalk ve çık" deyince de, Hazret-i İbrahim kalktı ve yürüyerek ateşten çıktı. Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) çıkınca da, Nemrud ona: kılığında, seninle birlikte gördüğüm o adam kimdi?" deyince, Hazret-i İbrahim: O, gölgeler meleği idi. Rabbim onu, bana arkadaş olsun diye oraya göndermişti" dedi. Bunun üzerine Nemrud: "Rabbinin sana yaptığı şeylerdeki kudretini ve izzetini gördüğüm için, O'na kurbanlar sunacağım. Ben ona dörtbin sığır keseceğim" dedi. İbrahim (aleyhisselâm) da: "Sen bu dinini sürdürdüğün müddetçe, Allah senin kurbanını kabul etmez" deyince, Nemrud: Mülkümü bırakamam, fakat ben onları O'nun için keseceğim" dedi. Sonra da bunları Allah için kurban edip, İbrahim (aleyhisselâm)'ı bıraktı. Bu kıssa şu şekilde de rivayet edilmiştir: "Onlar, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) için, bir yer yaptılar ve onu oraya attılar. Sonra oranın üzerinde yedi gün durmadan ateş yaktılar. Sonra bu ateşi, İbrahim (aleyhisselâm) üzerine kapattılar. Ertesi gün ateşi açtıklarında, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in yanmamış olduğunu, sadece terlediğini gördüler. Bunun üzerine, Lût'un babası Haran: "Ateş onu yakmaz, çünkü o ateşi büyülemiştir. Fakat onu bir şeyin üzerine koyup o şeyin altından bir ateş yakın. Çünkü ancak ateşin dumanı onu öldürebilir" dedi. Onlar da Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'ı bir kuyunun üstüne yerleştirip, alttan ateş yaktılar. Bir kıvılcım sıçrayıp, Lût'un babasının sakalına geldi ve onu yaktı."

Üçüncü Mesele

Onlar, en ağır ceza olduğu için, İbrahim (aleyhisselâm)'a ateşle ceza vermeyi tercih etmişlerdir. İşte bundan ötürü ayetler, "Eğer (bir iş) yapanlarsanız" denilmiştir. Bu, "Eğer sizler, ilahlarınıza iyice yardım etmek istiyorsanız, en şiddetli ceza şekli olan, yakmayı tercih edin" demektir.

Ateşe Emir Vermenin İzahı

Hak teâlâ'nın "Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve selâmet ol" ifadesi ile ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Ebu Müslim el-İsfehanî bunun şu manaya olduğunu söylemiştir: Burada tıpkı, "(Allah) Ona "ol" der, oda oluverir " (nahl, 40) ayetinde olduğu gibi söylenen bir söz bulunmayıp, Allahü teâlâ (böyle demeksizin) o ateşi serin ve selâmet kılmıştır" Ebu Müslim görüşüne: "Ateş cansızdır, binâenaleyh ona hitab edilmez" diye delil getirmiştir.

Ekseri ulemâ ise, bu sözün ateşe söylendiği görüşündedir. Bu görüşte olanların şu iki izahları vardır:

a) Süddi'ye göre bu sözü söyleyen Cebrail (aleyhisselâm)'dir.

b) Ekseri müfessirlere göre bunu söyleyen, Allahü teâlâ'dır. Ayetin zahirine en yakın ve en uygun olan da bu ikinci görüştür, Ebu Müslim'in: "Ateş cansızdır, ona hitab etmenin bir manası yoktur" şeklindeki sözüne karşı deriz ki: Bu emrin meleklere yönelik bir faydadan dolayı söylenmiş olması niçin caiz olmasın?

Serinliğin Mahiyeti

Âlimler, o ateşin nasıl "serin" olduğu hususunda şu üç değişik izahı yapmışlardır:

1) Allahü teâlâ, o ateşteki sıcaklığı ve yakma özelliğini kaldırıp, sadece parlama ve aydınlatma özelliğini bıraktı. Çünkü Allah her şeye kadirdir.

2) Allahü teâlâ, tıpkı âhirette cehennem bekçileri (olan zebanilerde) yarattığı ve deve kuşunun bünyesinde, kızgın demiri yutmasının bile zarar vermeyeceği bir özellik yaratması ve tıpkı semendel kuşunun bedenine ateşte uzun müddet kalmanın vermemesi gibi, Hazret-i İbrahim'in bedeninde de, ateşin zararının ulaşmasına mâni özellik yaratmıştır.

3) Allahü teâlâ, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) ile, o ateş arasında, ateşin tesirinin ona ignesına mâni bir engel yaratmıştır. Muhakkak âlimler şöyle derler: "Birinci izah daha uygundur. Çünkü ayetteki "Ey Ateş, serin ve selâmet ol" ifadesinin zahiri, o tşm olduğu gibi kalışını değil, bizzat kendisinin serin hale gelip, İbrahim (aleyhisselâm)'ın onun tesirinden kurtulduğunu göstermektedir

Eğer, "Ateş, hararet (sıcaklık) ve letafetle (incelik-şeffaflıkla) tavsif edilen bir ifadedir. Binâenaleyh hararet, ateşin bir parçası olunca, ateşin serin olması ansızdır. Bu durumda, ayette bahsedilen "ateş" ile, aslında ateş denen şeyin zennden birisi kastedilmiştir" denilmesi gerekir. Bu ise mecaz olur. O halde niçin sizin mecazınız, diğer iki (görüşe göre olan iki) mecazdan daha evlâ olsun?" denilirse, biz deriz ki: "Bizim mecazımızda, serinliğin mevcudiyeti söz konusudur. Sizin o iki mecâzınızda ise bu söz konusu değildir. Binâenaleyh bizim mecazımız daha evlâ olur.

Hak teâlâ'nın, "Ey ateş, ibrahim'e karşı serin ve selâmet ol" ifade, "soğuk aşırı olduğunda, tıpkı sıcak gibi öldürücüdür. Binâenaleyh bunda da mutlaka bir dengenin gerekir. Bu dengenin, bu "serin"likte mevcud olduğu hususunda şu üç izahtır:

a) Allahü teâlâ, o ateşin serinliğini, zarar vermeyecek bir derece ile ayarlamıştır.

b) Ateşin bir kısmı soğuk oldu, bir kısmı hararetini sürdürdü. Böylece sıcaklıkla soğukluk dengelendi.

c) Allahü teâlâ, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'ın bedeninde, fazlaca bir sıcaklık yarattı. Böylece bu soğukluktan mutazarrır olmayıp, aksine ondan istifâde etti ve hatta hoşlandı.

Bu hususta şöyle bir kaç soru sorulabilir:

Birinci Soru: Ateşlerin hepsi, ateş olma vasfını kaybedip, böyle serinlik mi oldu?

Cevab: Ateş, bir mahiyetin adıdır. Binâenaleyh bu serinliğin, o mahiyette meydana gelmiş olması gerekir. Bu sözden, onun o mahiyetin bütün fertlerini içine almış olması gerekir. Şu da ileri sürülmüştür: "Bu iş, sadece o ateşe has olarak meydana gelmiştir, maksad, o ateşin serin olması ile ilgilidir. Zira ateşte bütün canlılar için, faydalar Binâenaleyh bütün ateşleri işe yaramaz hale getirme caiz değildir. Halbuki maksad, diğer canlılara zarar vermek değil. Sadece İbrahim (aleyhisselâm)'ı kurtarmaktır.

İkinci Soru: Hasan el-Basrî'den rivayet edilen, "Bu, bu hususta Allahü teâlâ'dan Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'e bir selamdır" şeklindeki görüş, doğru olabilir mi?

Cevab: Ayetin zahiri, Cenâb-ı Hakk'ın, Hazret-i İbrahim'in kurtulması gibi, o ateşi serin kıldığı gibi, aynı zamanda onu Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bir "selâmet" kıldığını da göstermektedir. Hasan el-Basrî'nin dediği şey, uzak bir manadır. Bunda, tertibli bir sözün sırasını bozma vardır.

Üçüncü Soru: "Eğer Cenâb-ı Hak "ve selâmet" dememiş olsaydı, "serin"lik (soğuk) onu öldürürdü" şeklindeki rivayet doğru mudur?

Cevab: Bu da uzak bir yorumdur. Çünkü ateşin serinlemesi, ateşten kaynaklanmayıp, Allah'dan olan birşeydir. Allah ise, o ateşi hem hararetlendirmeye, hem de serin kılmaya kadirdir. Binâenaleyh "eğer ayette," "selâmet" denilmemiş olsaydı, soğuk ileri derecede olurdu" demek caiz değildir.

Dördüncü Soru: "Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in o ateşte geçirdiği hayat, diğer zamanlarındakinden daha güzeldi" denilmesi doğru mudur?

Cevab: Bu imkânsız birşey değildir. Çünkü böyle olmasında, Onun için nimetlerin artması ve mükemmelleşmesi vardır. Şu da mümkündür. Bu, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu büyük belâdan kurtulmasından, düşmanlarına karşı sağladığı üstünlükten duyduğu ileri derecedeki sevinçten ve Allah'ın dinini ilan etmiş olmasından ötürü elde ettiği aşırı memnuniyetinden dolayı olmuş olabilir.

Hak Telâlâ'nın "Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat Biz, onları daha fazia hüsrana düşenlerden kıldık" ifadesi, "Onlar, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'a tuzak kurmak istediler, ama her seferinde mağlub oldular. Onlar, ona karşı mücâdele ve münazara ederek üstün gelmeyi düşündüler. Ama Allahü teâlâ, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) e, onları susturucu ve perişen edici delilleri ilham ve telkin etti. Sonra onlar işi kaba kuvvete ve zorbalığa döktüler. Ama Cenâb-ı Hak, bu sefer de Hazret-i İbrahim'i onlara karşı destekledi ve ona yardım etti.

Mübarek Diyar

Sonra Allahü teâlâ, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'e nimetini onu o beldeden, kardeşi oğlu Lût ile yani Lût b. Haran ile birlikte oradan kurtarıp, "bütün âlemler için bereket verdiği arza" ulaştırdı. Şu da rivayet edilmiştir: "Bu hâdise Bâbil sınırları içinde cereyan etmiştir. Cenâb-ı Hak Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'ı oradan kurtarıp, "arz-ı mübarek"e ulaştırmıştır. Bu arzın, Mekke olduğu söylendiği gibi, "Etrafını mübarek kıldığımız, Mescid-i Aksâ" (İsra, 1) âyeti delil getirilerek, Şam diyarı (Kudüs ve etrafı) olduğu da söylenmiştir. Bu beldenin mübarek (bereketli) oluşu ya dinî bakımdandır. Çünkü ekseri peygamberler oradan çıkmış, onların şeriatları ve dinlerinin eserleri orada yayılmıştır. Yahut da bu bereket, dünyevi açıdandır. Çünkü Allahü teâlâ, o beldeyi, suları, ağaçlan, meyveleri, bereketi ürünü çok, yaşayışı güzel bir belde kılarak, bereketli yapmıştır. Yeryüzündeki bütün tatlı suların kaynağının aslının, "Beyt-i Makdis"deki o kaya parçasının altından olduğu ileri sürülerek, bu bereketin tefsir edildiği de görülmüştür.

Hazret-i İshâk ve Hazret-i Yakub (aleyhisselâm)

71 ﴿