86

'İsmail'i, İdris'i de hatırla. Bunların herbiri de sabredenlerdendi. Onları da rahmetimizin içerisine soktuk. Onlar hakikaten salihlerdendi".

Bil ki Allahü teâlâ, Eyyûb (aleyhisselâm)'ın sabrından ve sadece kendisine başvurmasından bahsedince, bunun peşinden işte bunları zikretmiştir. Çünkü bunlar da, çeşitli sıkıntılara, mihnetlere ve ibadete karşı sabredenlerdendi...

İsmail (aleyhisselâm)'a gelince o, kesilmeye boyun eğme; ziraat, ot, yeşillik ve hiçbir mesken bulunmayan bir beldede kalma ye Ka'be'yi yapma hususunda sabretmiştir. İşte bundan dolayı, Allahü teâlâ, ona ikramda bulunmuş ve peygamberlerin sonuncusu olan Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'i onun sulbünden getirmiştir. İdris (aleyhisselâm)'a gelince onun kıssası, Meryem sûresinde geçmiştir. İbn Ömer (radıyallahü anh) şöyle der: Hazret-i İdris kavmine, onları Allah'a davet edici olarak gönderilmişti. Ama onlar, diretip durunca Allah onları helak etti. İdris (aleyhisselâm)'ı ise dördüncü semaya yükseltti.

Zülkifl'e gelince, bu hususta birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Bu meselede şu iki bahis bulunmaktadır:

1) Zeccâc şöyle der: kifl kelimesi Arapça'da, devenin gerisine konulan kilim anlamına gelmektedir. Bu kelime yine pay, hisse anlamına gelir. Alimler, Zülkifl'e bu adın niçin verildiği hususunda ihtilaf etmiş ve şunları ileri sürmüşlerdir:

a) Muhakkik ulemanın görüşüne göre, onun zamanındaki peygamberlerin yaptığı sterin ve onların mükâfatlarının bir kat fazlası ona verilmiş.

b) Bir rivayette İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: "Allah, İsrailoğullarının peygamberlerinden bir peygambere, mülkü ve nübüvveti vermişti. Sonra da ona, ben, senin canını almak istiyorum, binâenaleyh, mülkünü İsrailoğullarına ver! Her kim sana, sabaha kadar namaz kılmayı, gündüzün de oruç tutup onu bozmamayı, insanlar arasında hükmedip de kızmamayı tekeffül ederse, mülkünü o kimseye ver" diye vahyetti. O peygamber de İsrailoğullarının arasına girip bu durumu onlara haber verdi. Bunun üzerine bir genç ayağa kalkarak: "Ben bunu sana tekeffül eder, istenirim" deyince, o: "Bu topluluk içinde, senden daha yaşlı olanlar var, sen otur!" dedi. Sonra da, ikinci ve üçüncü kez nida etti. Bunun üzerine bir adam kalktı ve: Bu üç şeyi, ben sana tekeffül edebilirim" dedi. O da, ona mülkünü verdi. O adam da taahhüt ettiği şeyleri, eksiksiz yerine getirdi. Derken, İblis ona haset etti. Tam kaylûle (öğle istirahatı) yapmak istediği bir zamanda onun yanına çıkıp geldi ve: "Benim hakkımı vermeyen, beni oyalayıp duran bir alacaklım var. Onu senin (hükmüne) çağırdım, ama o diretip gelmedi. Binâenaleyh, onu sana getirecek birisini benimle yolla" dedi. Bunun üzerine o da, onunla birlikte birisini saldı ve oturup beklemeye başladı. Derken, kaylûle zamanı geçti. Tekrar namaz kılmaya yönelerek, sabaha kadar namaz kıldı. Ertesi gün İblis yine, kaylûle zamanı ona gelerek: "Senden kendisi için müsade istediğim o adam, falanca yerdedir. Onu sana getirinceye kadar buradan ayrılma dedi ve çekip gitti. O adam, yine beklemeye başladı. Derken, yine kaylûle zamanını geçirdi. Daha sonra İblis ona gelerek, ona "Kaçtı, yakalayamadım.." dedi. Yine bunun üzerine o adam, namaz kılmaya gitti ve sabaha kadar namaz kıldı. Derken İblis, ona geldi ve kendisini ona tanıtarak: "Allahın seni korumasından dolayı sana haset ettim. Böylece de, taahhüt ettiğin şeyleri hakkıyla yerine getirmeyesin diye seni, verdiğin o sözden dışarı çıkarmak istedim..." dedi. Bunun üzerine Allah o zâta medh ve sena etti, onu peygamber yaptı ve ona Zülkifl adını taktı. Bu izaha göre ayetteki kifl kelimesiyle, "kefil olmak" mânası kastedilmiş olur.

c) Mücahid şöyle der: "Elyesâ (aleyhisselâm) yaşlanınca keşke ben hayattayken, nasıl muamele ettiğini görebilmem için, birisini insanlara halife yapıp bıraksam.." dedi, bunun üzerine insanları topladı ve: "Kim kabul ederse, onu üç şeyden kendine halef yapayım: Gece namaz kılar, gündüz oruç tutar ve kızmadan hüküm verir..." dedi.

Hazret-i Ali (radıyallahü anh) de, tıpkı İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın, zikrettiği, İblis'in hareketlerini ve onun, o kimseye ardarda üç gün kaylûle yaptırmadığını zikretmiş ve şunu eklemiştir: Zûlkifl, üçüncü gün, kapıcıya şöyle der: Uyku beni iyice sıkıştırdı; binâenaleyh, uyuyabilmem için, hiçkimsenin kapıya yaklaşmasına müsade etme. Çünkü uyku hali beni iyice sıkıştırdı." Derken İblis, yine geldi. Ama, kaptcı ona müsade etmedi. Bunun üzerine İblis, evin bacasından içeri girdi ve oradan tutunarak indi. Kapıcı birden ne görsün, o kapıyt iç taraftan çalıyor!.. Bunun üzerine adam uyandı ve kapıcıya kızdı.

Kapıcı da: "Ama, onu ben içeri almadım" dedi. Adam kapıya yönelince,, ne görsün; kapı kilitli! İblis, bir ihtiyar kılığında, kendisiyle beraber evin içinde., iblis ona: "Düşmanın kapıda dururken, sen uyuyacağını mı sandın?" deyince, o onu tanıdı ve: "Sen İblis'sin?!" dedi. Bunun üzerine o, "Evet, sen beni her hususta yorgun ve aciz bıraktın. Ben de seni kızdırmak için, bunları yaptım. Ama, Allah seni benden korudu ve sana, Zülkifl adını verdi" dedi. Çünkü o şahıs, tekeffül ettiği şeyi hakkıyla yerine getirmişti..."

Zülkifl (aleyhisselâm)'ın Nebi Olup Olmadığı

Ebu Musa el-Eşarî (radıyallahü anh) ve Mücahid: "Zülkifl, peygamber değildi, salih ve iyi bir kuldu" derlerken, Hasan el-Basri ve ekseri ulema "O, peygamberlerdendi" demişlerdir. Bu görüş, şu sebeplerden dolayı daha evlâdır:

a) Zülkifl lafzının, lakab olması da isim olması da muhtemeldir. Doğruya en yakın olanı bunun bir mana ifade eden bir kelime olmasıdır. Çünkü ismi, mana ifade eden bir şeye hamletmek mümkün olduğunda, bu, onun lakab olmasından daha evlâdır. Bunun böyle olduğu sabit olduğuna göre şimdi biz diyoruz ki: "Kifl", nasib, pay ve hisse demektir. Görünen odur ki, Allahü teâlâ ona bu ismi, onu yüceltmek için vermiştir. Binâenaleyh, ayette geçen, "kifl"in, "mükâfaat hissesi ve sevap payı" anlamında olması gerekir. Binâenaleyh, bu demektir ki, Allah ona bu ismi, hem ameli, hem de amelinin mükafaatı, başkasının amelinin ve mükâfaatının bir katı daha fazla olduğu için vermiştir. Rivayet olunduğuna göre onun zamanında başka peygamberler de bulunuyordu. Peygamber olmayan ise, peygamberlerden üstün ve efdal olamaz.

b) Allahü teâlâ onu, İsmail ve İdris (aleyhisselâm)'la birlikte zikretmiştir. Bundan maksadı ise, kendilerine uyulsun ve örnek olsunlar diye, kullarından üstün ve seçkin kimseleri tanıtmak ve hatırlatmaktır. Ki, işte bu da, onun peygamber olduğuna delâlet eder.

c) Bu süre, "Enbiya-Peygamberler" sûresi adını almıştır. Binânelayh, Allahü teâlâ'nın bu sûrede bahsettiği herkes, "nebî - peygamber" dir.

İki İsimli Nebiler

Bu ayette bahsedilen Zülkifl'in, Zekerriya (aleyhisselâm) olduğu ileri sürüldüğü gibi, bunun Yûşa ve İlyas (aleyhisselâm) oldukları da ileri sürülmüştür. Daha sonra ulema şöyle demiştir: "Peygamberlerden beşini, Allahü teâlâ iki isimle adlandırmıştır: İsrail-Yakûb, İlyâs-Zülkifl, İsâ-Mesih, Yunus-Zünnun ve Muhammed-Ahmed..."

Cenâb-ı Hakk'ın "Bunların her biri de sabredenlerdi..." gelince bu, "Allah'ın emrini yerine getirmeye ve O'nun dinine yardım etme hususunda çeşitli eziyetlere katlanmaya sabredenlerdi" demektir. Cenâb-ı Hakk'ın beyanı hakkında, Mukâtil, buradaki rahmetin nübüvvet manasına geldiğini söylerken, diğerleri, "Hayır, bu kelime bütün iyi ve güzel işleri içine alır" demişlerdir.

Sekizinci kıssa, Yunus (aleyhisselâm)'ın Kıssasıdır:

86 ﴿