91

"Irzını koruyan o (kızı da) hatırla. Ki biz ona ruhumuzdan üflemiş, kendisini de oğlunu da alemlere ibret kılmıştık".

Bil ki, ifadenin takdiri, "ırzını muhafaza eden kızı an" şeklindedir. Sonra bu hususta şu iki görüş ileri sürülmüştür:

1) Hazret-i Meryem (aleyhisselâm): "Bana hiçbir beşer dokunmadı, ben hayasız bir kadın da değilim"(Meryem, 20) dediği gibi, ırzını helâl haram her şeyden, tamamiyle korumuştur.

2) Cebrail (aleyhisselâm)'in üflemesinden. Çünkü, o Cebrail (aleyhisselâm)'i tanımadan önce onu, gömleğinin yakasından men etmişti. Birincisi daha evlâdır, çünkü lafızdan anlaşılan da budur.

Ruh Nefhetmenin Manası

Cenâb-ı Hakk'ın "Ki biz ona ruhumuzdan üflemiş" buyruğu ile ilgili olarak birisi şöyle diyebilir: Bedene rûh üflemek, onu diriltmek demektir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "O halde ben onun yaratılışını bitirdiğim, ona ruhumdan üflediğim zaman" (Hicr, 29) buyurmuştu. Yani, "Ona hayat verdiğimde,dirilttiğimde" demektir.

Bunun böyle olduğu sabit olunca, Cenâb-ı Hakk'ın: "Ki biz ona ruhumuzdan üflemiştik" ifadesi, apaçık bir müşkillik arzetmiş olur. Çünkü bu ifade, Meryem (aleyhisselâm)'ın, ihya edilip hayatiyete kavuşturulduğunu gösterir. Buna birkaç bakımdan cevap verebiliriz:

1) Bu: "Biz, o ruhu, Meryem (aleyhisselâm)'daki İsa (aleyhisselâm)'ya üfledik. Yani: "İsa (aleyhisselâm)'ı Meryem (aleyhisselâm)'ın karnında dirilttik, hayat verdik" demektir. Nitekim, kaval çalan bir kimse: "Onun evinde kavala üfiedim, kaval çaldım" manasında olmak üzere, "Falancanın evinde üfiedim" der.

2) Bu: "Meryem'e üfleme işini biz, ruhumuz vasıtasıyla yaptık" demektir. Rûh, Cebrail (aleyhisselâm)'dır. Çünkü Cebrail (aleyhisselâm), Meryem (aleyhisselâm)'ın yakasından üflemiş, o üfleme işi de onun, karnına varmıştır.

Meryem (aleyhisselâm)'ın Kudrete Delil Olması

Sonra Cenâb-ı Hak, Meryem (aleyhisselâm)'a tahsis ettiği mucizeleri en öz bir ifadeyle beyan ederek, yöndendir.

a) Herhangi bir erkek bulunmadan onda, hamileliğin zuhur etmesi. Böylece bu, örfün dışında kalan harikulade bir ayet ve mucize olmuş olur.

b) Onun rızkını, meleklerin cennetten getirmesi. Nitekim Zekeriyya (aleyhisselâm)'ın "Bu sana nerden (geliyor?)" sorusuna o "Allah katından"(Al-i İmran.37) diye cevap vermiştir.

c-d) Hasan el-Basrî şöyle der: "Meryem (aleyhisselâm), hiçbir zaman meme emmemiş ve tıpkı, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ın konuştuğu gibi, o da çocuk iken konuşmuştur."

Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ın, mucize oluş yönlerine gelince, bunun açıklaması daha önce geçmişti. Böylece Cenâb-ı Hak, bu ikisini, onlara hassaten vermiş olduğu mucize ve ibretler hususunda, insanlar için, düşünüp de bu sayede, kendisinin kudret ve hikmetine istidlalde bulunabilecekleri bir ayet kılmış olduğunu beyan etmiştir. Buna göre şayet, Tıpkı "Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık" buyurduğu gibi, bu ifade de, (bir ayet) yerine (iki ayet) denilmeli değil miydi?" denilirse, biz deriz ki: Bu, onların ikisinin birden durumunun tek bir ayet ve mucize olmasından dolayıdır. Bu tekbir ayet de, Hazret-i Meryem (aleyhisselâm)'ın, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ı babasız doğurmasıdır.

Kıssaları burada sona emiştir.

Din Birliği

91 ﴿