93Muhakkak ki, bu sizin ümmetiniz,tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde, sadece bana kulluk edin. Fakat onlar aralarında, işlerinde parça parça oldular. Hepsi yine de ancak Bize döneceklerdir". Keşşaf Sahibi şöyle demiştir: "Ayetteki (ümmet), sözü millet manasında olup, bu da, İslâm dinine bir işarettir. Buna göre mana, "İslâm dini üzerinde olmanız, gereken dininizdir. Ona, farklı değil, tek bir millet olarak işaret edilir. Ben de sizin tek ilâhınızım... O halde ancak bana ibadet ediniz" şeklinde olur." Hasan el-Basrî, (......) kelimesini, (......) kelimesinden bedel tutarak mansub kılmış (......) kelimesini haber yaparak merfû okumuştur. Yine ondan, her ikisini de haber kabul ederek, merfû okuduğu yahutta ikincisi için, başka bir mübtedâ takdir ettiği de rivayet edilmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Fakat Onlar aralarında, işlerinde parça parça oldular" ifadesinin asıl anlamı siz aramızda, işlerimizde paramparça oldunuz" şeklindedir. Ancak ne var ki söz, "iltifat" sanatından dolayı, gâib sığasına çevrilmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, onların yaptıkları fesatları sonuna kadar nakletmiş, onlar nezdindeki bu işleri kınamış ve müslümanlara da "Falancaların irtikâb ettikleri cürmün büyüklüğüne bakmaz mısınız?" demiştir. Buna göre mana, "Onlar, dinlerini aralarında tıpkı, bir topluluğun ara yerdeki bir şeyi paramparça ederek dağıtıp, bir kısmını ötekine, bir kısmını da berikisine pay olarak vermeleri gibi, paramparça ettiler" şeklinde olur. Bu onların dinleri hususunda ihtilaf etmiş olduklarının ve muhtelif fırka ve gruplara ayrılmış olmalarının bir tasviridir. Cenâb-ı Hakk'ın "Hepsi yine de ancak Bize dönücülerdir' buyruğuna gelince Allah bu muhtelif grupları er ya da geç Kendisine dönecekleri ve böylece de, kendilerini hesaba çekip yaptıklarının karşılığını vereceği vakasıyla tehdit etmiştir. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İsrailoğulları, yetmişbir fırkaya ayrıldılar. Derken, yetmişi helak olup birisi kurtuldu. Benim ümmetim de yetmişiki fırkaya ayrılacaktır. Böylece, yetmişbiri helak olacak tek birisi kurtulacaktır" Bunun üzerine ashâb, "Ey Allah'ın Resulü! O kurtulan taife hangisidir?" dediklerinde de O: "(Benim ve ashabımın yolundan ayrılmayan) cemaat cemaat cemaat!" diye buyurdu. Böylece bu hadiâle, Cenâb-ı Hakk'ın, "Muhakkak ki, bu sizin ümmetiniz" buyruğu ile kasdedilen, O'nun bu sûrede beyan ettiği, tevhide ve nübüvvete sımsıkı sarılan cemaat olduğu Hazret-i Peygamber'in, kurtulan taife hakkındaki "Cemâat" sözüyle de, iman eden ümmete işarette bulunulduğu ortaya çıkmış olur. Aksi halde, "fırka-i nâciye" (kurtulan fırka)yı tarif için kutlandığı cemaat sözü, manasız olmuş olur. Çünkü, hak olsun veya batıl olsun, bir şeye sımsıkı sarılan kimseler de, sayı itibariyle cemaattirler. Bazıları, bu haberin sıhhatini eleştirerek şöyle demişlerdir: Hazret-i Peygamber bu yetmişiki fırka ile, dinlerin itikadîtemel meselelerini (itikad esaslarını) kastetmişse, bu dinler bu kadar sayıya baliğ olmaz. Yok eğer bununla, fürû meselelerini kastetmişse, bunlar bu sayıyı kat kat aşarlar. Bu hadisin tam aksinin de rivayet edildiği söylenilmiştir ki, bu da, tek bir fırka hariç diğerlerin tamamının kurtulacağı şeklindedir. Cevap: Bu hadisten kastedilen, "ümmetim herhangi bir hususta ihtilaf edecek ve ayrılacak" şeklinde olup, bunda o ümmetin diğer hususlarda, hadiste belirtilen savıdan ne daha fazla ne de eks.k olmayacak bir biçimde ihtilaf edeceğine bir delâlet |
﴾ 93 ﴿