100"Siz de, Allah'dan başka taptıklarınız da hiç şüphesiz ki cehennem odunusunuz... Siz, oraya gireceksiniz. Eğer onlar mabutlar olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi de orada ebedi kalıcıdırlar. Orada onlar için, inim inim inleme bulunur- Bunlar, orada da duymayacaklardır". Bil ki ifadesi, Mekke müşriklerine ve putperestlere yöneltilen bir hitabtır. Cenâb-ı Hakk'ın "Allah'tan başka taptıklarınız" ifadesine gelince: Rivayet olunduğuna göre Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Kureyş'in ileri gelenleri "Hatim"de iken Mescid'e girdi. Ka'be'nin etrafında da, üçyüzaltmış put vardı. Derken, onların yanına oturdu. Kendisine Nadr İbn el-Haris sataşınca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onunla konuştu ve onu aciz bıraktı. Sonra da onlara: "Siz de, Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız da, hiç şüphesiz ki cehennem odunusunuz" ayetini okudu. Derken, Abdullah İbn ez-Ziba'râ çıka geldi ve o Kureyşi, birbirleriyle fısıldaşarak konuşur bir vaziyette gördü. Bunun üzerine: "Hangi konuda böyle dalmış konuşuyorsunuz?" dedi. Velid İbn Muğire ona Hazret-i Peygamberin onlara söylediği sözü haber verdi. Bunun üzerine Abdullah İbn ez-Ziba'râ: "İyi biliniz, Allah'a yemin ederim ki, şayet ona rastlasaydım, onu sustururdum" dedi. Kureyş de, Hazret-i Peygamberi çağırdı. Derken, İbnu'z-Ziba'râ: "Bunu sen mi söyledin?" deyince, Hazret-i Peygamber: "Evet" diye cevap verdi. O, "Kabe'nin Rabbine yemin olsun kî, şimdi seni yendim" diyerek sözüne şöyle devam etti: "Yahudiler Uzeyr'e, Hristiyanlar, İsa'ya, Muleyhoğulları da meleklere tapmamışlar mıdır?" Sonra bu konuda şu iki rivayet nakledilmiştir. Hazret-i Peygamber (aleyhisselâm)'ın Cevabı Birinci rivayet: Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bunun üzerine sustu. Cevap vermedi. Derken, Kureyş topluluğu buna güldü. İşte bunun üzerine de, "Meryem oğlu bir mesel olarak (öne) atılınca, hemen senin kavmin bundan dolayı gülüyorlar. Dediler ki: "Bizim Tanrılarımız mı hayırlı, yoksa O mu?" Bunu sana başka bir maksatla değil, sırf münakaşa kasdıyla getirdiler. Daha doğrusu onlar, çok düşman bir kavimdir" (Zuhruf, 57-58) ayetiyle, Hazret-i İsa (aleyhisselâm) ve melekler hakkında, "Şüphe yok ki, kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü geçmiş olanlar" (Enbiya, 101) ayeti nazil oldu. Bu, İbn Abbas'ın görüşüdür. İkinci rivayet: Hazret-i Peygamber cevap verdi ve: "Hayır, onlar şeytanın emrettiği şeylere taptılar" dedi. Bunun üzerine de Cenâb-ı Allah, Hazret-i Uzeyr'i. Mesih'i ve melekleri kastederek: "Şüphe yok ki, kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü geçmiş olanlar" ayetini indirdi. Bil ki İbnu'z-Zeba'râ'nın sorusu, aşağıdaki açılardan sakıt ve geçersizdir: 1) Cenâb-ı Hakk'ın, "Siz de" ifadesi, şifahi bir hitab olup Mekke müşriklerine karşı yapılmıştır ki, Mekke müşrikleri de sadece putlara tapıyorlardı. Bu muhataplar bakımından İsa ve Uzeyr (aleyhisselâm) söz konusu değildir. 2) Hazret-i Paygamber .. "Taptığınız kimseler" şeklinde okumamış, tam aksine "taptığınız şeyler" şeklinde okumuştur. Halbuki ma kelimesi akıl sahiplerini içine almaz. Cenâb-ı Hakk'ın (Şems, 5) ve (Kâfırûn. 2) buyruklarındaki mâ lafızlarına gelince, bunlar "şey" manasına hamledilmişlerdir. bu ifadelerin, bu ayetteki benzeri olan ifade şekli ise, "Siz ve Allah'dan başka taptığınız şeyler" denilmesidir. Fakat "şey" lafzı, umûm ifade etmez. Binâenaleyh, İbnu'z-Ziba'ra'nın böyle bir soru yöneltmesi anlamsız olmuş olur. 3) Meleklere tapanlar, onların ilâh olduklarını iddia etmemişlerdir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Eğer onlar mabutlar olsalardı, oraya girmeyeceklerdi" buyurmuştur. 4) Farzedelim ki, umûmluk sözkonusu olsun. Ancak ne var ki bu umumilik, bu zâtların günah ve masiyetlerden beri olup, Allahü teâlâ'nın da onlara her türlü ikramda bulunmayı vadetmiş olmasından dolayı -ki bu va'd'de Cenâb-ı Hakk'ın "Şüphe yok ki kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü geçmiş olanlar, işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır" (Enbiya. 101) ifadesinden anlaşılmaktadadır-, Melekler Hazret-i Isa (aleyhisselâm) ve Hazret-i Uzeyr (aleyhisselâm) hakkında aklî ve naklî delillerle tahsis edilmiştir. 5) Hazret-i Peygamber'in, "Onlar, şeytanlara tapıyorlardı" şeklinde vermiş olduğu Cevaba gelince, bu durumda ma lafzı onları kapsamına almadığı, şeytanların akıllı oldukları ileri sürülecek olursa, Hazret-i Peygamber nasıl olmuş da bunu söylemiştir?" denilirse, biz deriz ki: Hazret-i Peygamber sanki "Şayet, sizin için bu ifadenin akıllıları da içine aldığı söz konusu ise, yine işte bu açıdan da sizin böyle bir sorunuz gereksizdir" demek İstemiştir. Ama Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, İbnu'z-Ziba'râ bu soruyu sorduğunda cevap verememiş olduğunun ileri sürülmesine gelince, bu yanlıştır. Çünkü, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), en azından müfessirlerin ileri sürdüğü bu cevapları verebilecek bir durumdaydı. Zira Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hem dili hem de Kur'ân'ın tefsirini, onlardan daha iyi biliyordu. Binâenaleyh, daha nasıl peygamberden başkası böyle cevaplar verebilsin de, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunlardan hiçbir cevabı öne süremesin! Buna göre eğer, "Bu görüşte olanlar, Hazret-i Peygamber'in Cenâb-ı Hak tarafından bir beyânın gelmesini beklemesinden dolayı sorduğunu söylemişlerdir" denilirse, biz deriz ki: Gerekli açıklamanın yapılmasının mümkün olduğu yerde, o hususta soruya cevap verilemedi şeklinde bir vehme düşülmesin diye, onun sükut etmesi doğru olmazdı. Bazı kimseler de, İbnu'z-Ziba'ra "Allahü teâlâ, o putperestler için cehennemde, taptıkları şeyin şekline benzeyen bir melek tasvir eder" demişler ve: "Böyle mâna vermemiz halinde ayet de, zahiri üzere kalmış olur" diyerek ilave etmişlerdir. Bil ki bu da, şu iki açıdan zayıftır. a) Kureyş topluluğu o şekillere tapmamışlar, onlar ancak ateşte kendileriyle birlikte bulunmayan başka bir şeye tapınışlardır. b) Meleğin, her ne kadar cehenneme girmesi mümkün olsa dahi, gerçekte ise cehennemin kütüğü olmaz... Çünkü, cehennemin kütüğü olmadıkları halde, cehennem bekçileri olan melekler, oraya girerler. Putlarla Âbidlerinin Beraberliğinin İzahı Onların, Kanlarıyla birlikte zikredilmelerinin hikmeti şunlardır: 1) Onlar, onlarla içice oldukları için, gam ve kederleri daima artacaktır. Çünkü onlar bu azaba, onlar sebebiyle duçar olmuşlardır. Düşmanın yüzüne bakmaksa, bir tür azâb kapısıdır. 2) O topluluk, o taptıkları şeylerin, ahirette kendilerinden azabı savuşturma hususunda kendilerine şefaatçi olacaklarını zannedip düşünmüşlerdir. Binâenaleyh, durumun düşündüklerinin tersine olduğunu gördüklerinde hiçbir şey onları bu kadar öfkelendirmemiştir... 3) O tapılan şeylerin cehenneme atılmaları, kendilerine tapanlarla adeta alay etmek yerine geçmiş olur. 4) Tapılan o şeylerden taş veya demir olanların, kızdırılarak kendilerine tapanların gövdelerine yapıştırıldığı, kütükten olanların ise, kor haline getirilerek, onunla kendisine tapanlara azâb edileceği de söylenmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın "Cehennem odunu" ifadesine gelince, bununla onların cehenneme atılacakları kastedilmiştir. Böylece Allah, onları kendisiyle bir şeyin taşlandığı çakıl taşlarına benzetmiştir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak onları tıpkı bir çakıl taşının atılması gibi, cehenneme atınca teşbih yoluyla onları cehennemin kütükleri gibi addetmiştir. Keşşaf Sahibi şöyle der: hasab kelimesi "atmak" anlamındadır. Bu ifâde, masdaria vasfetmek için, sâd harfinin sükunuyla, hasb şeklinde de okunmuştur. Yine bu kelime hareketi ve sakin olarak hem tî hem de dâd harfiyle, (Hatab) ve (Hadab) şeklinde de okunmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın "Siz oraya gireceksiniz" hitabına gelince bu badedeki Leha kelimesinde lâm edatının kullanılması bunun mütealtakı ndan irce gelmesinden dolayıdır. Nitekim sen "Sen, Zeyd'in dövenisin" dersin. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı (Mümin, 8) ve (Mümin, 5) ayetleri gibidir. Buna göre ayetin manası, "sizler o cehenneme giricilersiniz, gireceksiniz" şeklinde olup bu da, "sizler mutlaka oraya gireceksiniz ve oradan kurtuluş çareniz yok" demektir. Mabudun Cehenneme Girmesi Meselesi Cenâb-ı Hakk'ın, "Eğer onlar mabutlar olsalardı. oraya girmeyeceklerdi" ifadesine gelince, bil ki hitabı, ihtiva ettiği ma lafzından dolayı putlara, bu söz ise içindeki ifadesinden dolayı şeytanlara uygun düşen bir sözdür. Bununla hem şeytanların hem de putların kastedilmiş olmaları,tağlib üslûbu ile putlar hakkında akıllı varlıklar için kullanılan zamirinin kullanılmış olması da muhtemeldir. Böylece Allahü teâlâ, cehenneme atılanların ilâh olamayacaklarına dikkat çekmiştir. Burada şöyle bir soru sorulabilir: "Onun, "Eğer onlar mabutlar olsalardı, oraya girmeyeceklerdi..." Ancak ne var ki, onlar oraya girmişlerdi. O halde onlar, ilâh değillerdir!" şeklindeki sözü bir hüccettir. O bu hücceti, ya kendisi için, yâ da başkaları için getirmiştir. Eğer bunu kendisi için getirmişse, bunun manası yoktur. Çünkü o, onların ilâh olamadıklarını zaten biliyordu. Yok eğer o, bunu başkası için getirip zikretmişse, o bu delili, ya kendisinin peygamber olduğunu tasdik edenlere, ya da yalanlayanlara getirmiştir. Eğer o bu delîli, peygamberliğini doğrulayanlara getirmişse, şöyle bir delil getirmeye gerek yok. Çünkü onun nübüvvetini tasdik eden hiç kimse, bu putların ulûhiyyetini söylememiştir. Yok, eğer o bu delilini, kendisinin nübüvvetini yalanlayanlara karşı getirmişse onu bu yalanlayanlar, ilâh kabul edilen o putların cehenneme gireceklerini kabul etmez, peygamberi de bu hususta yalanlar. Binâenaleyh, bu delilin getirilmesi, her halükârda boşa gitmiş olur. Hem, o putların ilâh olduklarını söyleyenler, onların bu âlemin müdebbiri olduğuna inanmamışlardır. Aksi halde, deli olmaları gerekir. Tam aksine onların yıldızların heykelleri ve şefaat edenlerin timsalleri olduklarına inanmışlardır ki bu da, bunların cehenneme girmelerine mani değildir." Buna şu şekilde cevap verilmiştir: Müfessirler şöyle demişlerdir: Bu ayetin manası, Şayet onlar, yani o putlar gerçekte ilâh olsalardı onlar oraya onlara tapanlar o cehenneme girmezlerdi" şeklindedir. Cenâb-ı Hak (c.c), o azabı şu üç şeyle vasfetmiştir: a) Ebedî olma... Çünkü Allah "Hepsi de orada ebedî kabadırlar" buyurmuştur. Yani, "Tapanlar da tapılanlar da." Bu, "Sizde, Allah'dan başka taptıklarınız da hiç şüphesiz ki cehennem odunusunuz" ayetinin tefsiridir... b) Cenâb-ı Hakk'ın "Orada onlar için, inim inim inleme bulunur" ayetinin ifade ettiği husus. Hasan el-Basrî şöyle der: "Zefîr, hararet, sıcaklık demektir. Yani onlar, cehennemin alevi sebebiyle yükselirler. Yükselip de çıkacakları zehabına kapıldıklarında, demir topuzlarla (başlarına) vurulur da, derinliği yetmiş yıl olan cehennemin dibine doğru yuvarlanırlar." Halil ise, "Zefir, kişinin göğsünü gam ve kederle doldurup, derin bir biçimde nefes vermesidir" demiştir. Ebu Müslim de şöyle der: ifadesindeki lafzı, azaba duçar olan herkesi içine olan, umûmi bir ifadedir." Buna göre biz deriz ki: Onlar için yani azaba duçar olan herkes için, başlarına gelen şeyin şiddetinden dolayı, bir "zefir" vardır. Cenâb-ı Hakk'ın "Bunlar orada da duymayacaklardır" ifadesindeki hum (bunlar) zarhiri, tapılan putlara racidir. Yani, "O putlar, onların çığlıklarını ve şikayetlerini duyamazlar" demek olup, bu da, "Onlar onlara yardım edemezler" manasındadır. Bunun bir benzeri de, "Allah, duasını kabul etti" anlamında olmak üzere, "Allah kendisine hamdedeni duydu, yani hamdini kabul etti" ifadesidir. c) Cenâb-ı Hakk'ın, "Bunlar, orada da duymayacaklardır" ayetinin ifade ettiği husustur. Bu hususta şu iki izah yapılabilir: 1) Bu, Ebu Müslim'den de naklettiğimize göre, sadece putlara hamledilebilen bir ifadedir. 2) Bu, "kâfirlerde hamledilen bir ifadedir. Böyle olması halinde, bu da şu üç manaya gelebilir: a) Kâfirler, azâbtarını artırmak için, kör olarak hasredildikten gibi, sağır olarak da hasredilirler. b) Onlar, kendileri yararına olan şeyi duymazlar... Çünkü onlar ancak, azâb edilenlerin seslerini veyahutta, onlara azâb etmekte görevli meleklerin sözlerini duyarlar. c) İbn Mesûd şöyle der: "Kâfirler, ateşten sandıklar için konurlar. O sandıklar da, başka sandık içine konur... Böylece de onlar, hiçbir şey duymazlar." Birinci izah, zayıftır. Çünkü cehennemlikler, cennetliklerin konuşmasını duyarlar. İşte bundan dolayı da, Cenâb-ı Hakk'ın Araf sûresinde de bahsettiği gibi (A'raf, 50), onlardan yardım talebinde bulunacaklardır. |
﴾ 100 ﴿