103

"Şüphe yok ki kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü verilmiş olanlar, işte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır. Bunlar gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde, ebedi yaşarlarken, onun gizli sesini bile duymazlar. O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: "İşte, size va'd olunan gününüz bu gündür" (derler)".

Bil ki bazı kimseler, şunu iddia etmişlerdir: "İbnu'z-Ziba'râ, o soruyu Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e yöneltince, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) susmuştu. Derken, Allahü teâlâ onun sorusunu cevaplandırmak için, bu ayeti indirdi. Çünkü bu ayet, o ayetten yapılmış olan bir istisna gibidir." Biz ise, bu görüşün yanlışlığını beyan ettik ve, İbnu'z- Ziba'râ'nın soru sormadığını onun sorusunu savuşturmak için bu ayetin inmesine gerek kalmadığını söyledik. Bunun böyle olduğu sabit olunca, burada geriye şu iki durum kalmaktadır.

1) Allah'ın âdetinin her ne zaman kâfirlerin ikâb ve cezasından bahsetse, onun hemen peşinden iyi kulların mükafatın beyânını getirmesi şeklinde olduğunu söylenmesidir. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, o ayetin hemen peşinden, bu ayeti getirmiştir. Binâenaleyh bu demektir ki bu ayet, bütün müminler hakkında umûmi bir ifadedir.

2) Bu ayet, İbnu'z-Ziba'râ'nın sorusunu savuşturma hususunda bir tekid gibi olsun diye, bu hadise hakkında inmiştir. Sonra. "Nazar-ı dikkate alınan şey, sebebin hususiyeti değil, lafzın umûmi olmasıdır" diyenler -ki doğrusu da budur- bu ayeti umumiliği üzere bırakmışlardır. Binâenaleyh, melekler, Hazret-i İsa ve Uzeyr (aleyhisselâm) da, bu ayetin kapsamına girmiş olurlar, ayet sırf onlara tahsis edilmemiş olur. "Nazar-ı dikkate alınan sebebin hususiliğidir" diyenler ise, Cenâb-ı Hakk'ın bu ayetteki ifadesini, sadece bunlara tahsis etmişlerdir.

Hüsnâ Kelimesinin İzahı Ayetteki

"... kendileri için bizden en güzel (bir seâdet) geçmiş olanlar" ifadesine hakkında Keşşaf Sahibi şöyle der: "Hüsnâ, üstün haslet ve özellik demektir. Hüsnâ kelimesi Ahsen kelimesinin müennesi olup, ya seâdet ve mutluluk ya mükafaattn müjdelenmesi, veyahutta tâata muvaffak kılmak anlamındadır." Netice olarak diyebiliriz ki: "Afv"ın olacağını kabul edenler, ayetteki bu kelimeyi "afvın va'dedilmesi", kabul etmeyenler ise, "mükafatın va'dedilmesi" manasında almışlardır.

Daha sonra Cenâb-ı Hak (c.c), onların mükafaatlarının durumuna dair şu beş şeyi açıklamıştır.

1) Cenâb-ı Hakk'ın "işte bunlar, oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır" ayetinin ifade ettiği husustur. Binâenaleyh, afvın olacağını söyleyenler, ayete, "onlar o cehennemden çıkarılacaklardır" manasını vererek, mananın bu şekilde olduğuna dair de şu iki hücceti getirmişlerdir.

a) Cenâb-ı Hak, "Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere, mutlaka oraya uğrayacaktır" (Meryem, 71) buyurmuş, vürud'un, yani cehenneme girmenin olacağını bildirmiştir. Böylece, bu ifade bu ayetle bahsedilen uzaklaştırmanın oradan, yani cehennemden olacağına delâlet eder.

b) Bir şeyi bir şeyden uzaklaştırmak ancak o iki şey birbirine yakın olduğunda söylenebilir. Çünkü onlar, şayet birbirlerinden uzak olsalardı, onlardan birini diğerinden uzaklaştırmak, imkansız olurdu. Çünkü, hasılı tahsil muhaldir.

Kadi Abdu'l-Cebbâr, ilk maddenin yanlış olduğuna şu şekilde delil getirmiştir.

a) Cenâb-ı Hakk'ın, "Şüphe yok ki kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü verilmiş olanlar" ifadesi onların mükafaatlarının va'dedilmesinin dünyada tahakkuk etmiş olmasını gerektirir. Halbuki, doğru olsa bile bu, cehennemden çıkarılan kimsenin vasfı ve durumu değildir.

b) Allahü teâlâ, "İşte bunlar, oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır" buyurmuştur. O halde ayetin ifade ettiği bu manaya cehennemde olan kimse nasıl dahil olabilir?

c) Cenâb-ı Hakk'ın, "onun gizli sesini bile duymazlar" ifadesiyle, "O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez" ifadeleri buna manidir.

Kadi'nin birinci görüşüne şu şekilde cevap veririz: Cenâb-ı Hakk'ın, "Şüphe yok ki kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü verilmiş olanlar" ifadesinden kastedilenin, "onlara mükafaat va'dinin daha önce geçmiş olması" olduğunu kabul etmiyoruz. Ayetteki hüsnâ'dan muradın, kendilerine daha önce afvın va'dedıfmış olması hususu olduğu niçin caiz olmasın? Biz, ayetteki hüsnâ'dan muradın, önceden mükâfaatın va'dedilmiş olması olduğunu kabul edelim. Ancak ne var ki siz niçin, mükafaat va'dedilmesini cehennemden çıkarılan kimsenin durumuna uygun düşmeyeceğini söylediniz? Çünkü bize göre "ihbât-ı amel" geçersizdir. Dolayısıyla mükafaatı ve cezayı hak etme, bir arada düşünülebilir.

İkincisine de şu şekilde cevap verebiliriz: Biz, Cenâb-ı Hakk'ın "İşte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır" ifadesinin, zahirine göre manalandırılmasının ancak ateşte olan kimse hakkında düşünülebileceğini beyan etmiştik.

Üçüncüsüne de "Cenâb-ı Hakk'ın, "Onun gizli sesini bile duymazlar" ifadesinin cehennemden çıktıktan sonraki duruma tahsis edilmiş olduğunu" söyleyerek cevap veririz.

Kıyamet Müminleri Korkutmaz

Cenâb-ı Hakk'ın "O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez" ifadesine gelince, "büyük korku", kâfirlere yapılan azâbtır. Bu, mefhûm-ı muhâlifiyle, onları en küçük korkunun mahzun etmesini iktizâ eder... Binâenaleyh, eğer bu manaya delâlet etmese bile, en azından bu, bunun yokluğuna değil varlığına delâlet eder. Cenâb-ı Hakk'ın, "İşte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır" ifadesini tefsiri,hususunda ikinci izah da şudur: "Şüphe yok ki kendileri hakkında bizden en güzel (bir seâdet) hükmü verilmiş olanlar" ifadesiyle, bu kimselerin cehenneme girmeyecekleri ve oraya asla yaklaşmayacakları -nurad edilmiştir. Bu izaha göre, "Bütün insanlar cehenneme girecekler, sonra da çıkarılıp cennete gönderilecekler" diyenlerin görüşü battl olmuş olur. Çünkü bu ayet, ouna manidir. Bu durumda, bu ayette Cenâb-ı Hakk'ın (Meryem, 71) ayetini birleştirmek gerekir. Ki bu da, daha önce geçmişti.

Cehennemin Sesini Duymazlar

2) Cenâb-ı Hakk'ın, "Onun gizli sesini bile duymazlar" ayetinin ifade ettiği husustur. Hasis kelimesi, hissedilen ve duyulan ses fısıltı demektir. Bu hususta şu iki soru sorulabilir:

a) Onların, o cehennemin fısıltısını dahi duymamakla müjdelenmeleri ne demektir? Çünkü onlar, onu duysalardı bile, durumları değişmezdi... Biz deriz ki: Bununla, onların o cehennemden alabildiğine uzak olmaları kastedilmiştir. Çünkü o cehenneme girmeyen, fakat oraya yaklaşan bazan oranın fısıltısını (sesini) duyabilir.

b) Cennet ehli, cehennemdekileri göreceklerine göre nasıl olur da cehennemin sesini duymazlar?

Cevab: Biz bunu te'kid manasına hamlettiğimizde bu soru ortadan kalkar.

Hoşlandıkları Her Şeyi Bulurlar

3) Hak teâlâ'nın "Bunlar gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde ebedi yaşarlar" ayetinin ifade ettiği husus... Şehvet, nefsin lezzeti arzu etmesi demektir. Buna göre mana, "Cennetin nimetleri ebedidir" şeklinde olur.

Arifler şöyle demişlerdir. "Nefislerin şehveti vardır. Kalblerin şehveti vardır. Ruhların şehveti (arzuları) vardır." Cüneyd-i Bağdadî şöyle der: "Allahın inayeti, işin bidayetinde geçtiği halde velayet işin sonunda zuhur eder."

4) Hak teâlâ'nın "O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez" ayetinin ifade ettiği husus... Bu konuda şu izahlar yapılmıştır:

a) "O en büyük korku, sûra son üfleyiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Sûra" üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri müstesna, göklerde kim var, yerde kim varsa, dehşetle korkmuştur" (Neml. 87) buyurmuştur.

b) Bu, ölümdür. Âlimler şöyle demişlerdir: "Cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehennemde karar kılınca, Cenâb-ı Hak Cibril'i beraberinde güzel bir koç şeklindeki ölümle birlikte gönderir ve her iki tarafa, "Bunu, tanıyor musunuz?" der. Onlar da, "Hayır, deyince Cenâb-ı Hak, "Bu ölümdür" der. Sonra da onu kurban ederek, "Ey cennet ehli, ebedisiniz, artık ölüm yok!" diye seslenir. Cehennemliklere de böyle der." Bu iddiayı ileri süren şahıs, Ayetteki "O en büyük korku bunlar: asla tasaya düşürmez" ifadesi, "Bunlar, gönüllerinin dilediği (nimetler) içinde ebedî yaşarlar" ifadesinden sonra gelmiştir. Binâenaleyh bu iki ifadenin mutlaka birbiriyle ilgisi olması gerekir. Ebedîliğe, ters düşen en büyük korku, ölümdür" diye istidlalde bulunmuştur.

c) Sa'id b. Cübeyr şöyle der, "Bu korku, cehennemin (kapılarının) cehennemlikler üzerine artık tamamen kapanması demektir. Onlar, işte bundan ötürü büyük korkuyu duyarlar." Kâdi Abdulcebbâr "Bu hususta evlâ olan,görüldüğü zaman cehennemden duyulan korkudur. Çünkü bundan büyük korku yoktur. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak, bunun o kimseleri üzmeyeceğini bildirdiğine göre, mü'min kimsenin kıyametin dehşetlerinden emin olduğu söylenebilir" demiştir. Ama bu görüş zayıftır. Çünkü cehennemin azabları derece derecedir. Mesela kâfirlerin azabı, fâsıkların azabından daha şiddetlidir. Binâenaleyh azab farklı farklı olduğuna göre bundan dolayı olan korkunun dereceleri de farklı farklı olur. Bu sebeble, en büyük korkunun onlar için olmadığını söylemek, onların cehennemden korkmamaları manasına gelmez.

5) Hak teâlâ'nın "Bunları melekler karşılayarak: "Size vadolunan gün işte bugündür!" ayetinin ifade ettiği husus... Dahhâk "Bunlar onların amellerini ve sözlerini yazan, "hafaza melekleri"dir ve işte bu melekler, o kimselere müjde vererek "size va'dolunan gününüz işte bu gündür!" derler" demektir,

Göklerin Dürülmesi

"Gün gelecek Biz göğü, kitabların sahifesini dürüp büker gibi düreceğiz. İlk yaratılışa nasıl başladıksa, üzerimize gerçek bir va'd olarak, yine onu iade edeceğiz. Gerçekte fail Biziz. Andolsun, Tevrat'tan sonra Zebur'da da, 'Arza ancak salih kullarım mirasçı olur" diye yazdık.

103 ﴿