24"Bu iki (sınıf), Rablerinin dini hakkında birbiriyle davalaşan hasım iki zümredir, işte o küfredenler yok mu, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üzerine de, kaynar su dökülecektir onların. Bununla, karınlarının içinde ne varsa, hepsi derileride eritilecektir. Onlar için demirden sopalar da vardır. Ne zaman oradan, ızdıraptan dolayı çıkmak isterlerse, yine oraya döndürülürler. Ve: "Tadın, yangın azabını" denilir. Şüphesiz ki Allah, iman edip de güzel güzel amellerde bulunanları, altından ırmaklar akıp duran cennetlere sokacak. Orada bunlar, altın bileziklerle, incilerle bezenecekler. Orada, giyecekleri de ipektir. Onlar, sözün en güzeline götürülmüşlerdir. Kendisine çok hamdedilenin doğru yoluna iletilmişlerdir". Kıraat: Kisai'nin hâ'nın kesresiyle, hısmâni şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir. Yine, şeddesiz olarak kutıat şeklinde de okunmuştur. Allah tıpkı kumaşın kesilip de elbise yapılması gibi, onlara, cüsselerine uygun olarak kendilerini çepeçevre kuşatan ateşler takdir etmiştir. A'meş yerine "oraya reddolunurlar" şeklinde okumuştur. Hasan el-Basrî, he'nin şeddesiyle yusahharu diye okur ki: bu şekil, bu eritmenin daha ileri şeklini ifade eder. "güzel gözlü huriler de" (Vakıa, 22) ifadesinin, (......) şeklinde okunması gibi, "onlara, inciler verilir" takdirinde olarak, nasb ile (......) şeklinde okunmuştur. Bu kelime yine, ikinci hemzenin vâva çevirterek (lu'luven) şeklinde de okunmuştur. Bil ki Cenâb-ı Hak insanların, Allah'a secde edenler ile, kendilerine azabın hak olduğu kimseler olmak üzere iki kısım olduğunu beyân edince, burada da onların nasıl mücadele ettiklerini zikretmiştir. Bu ifadeyle ilgili birkaç mesele vardır: Cem (çoğul)un en aşağı sayısı ikidir, diyenler Cenâb-ı Hakk'ın ifadesiyle istidlal etmişlerdir. Buna şu şekilde cevap verebiliriz: Bu ifadedeki hasın kelimesi, kendisiyle "grup" veya "fırka" kelimelerinin vasfedildiği bir sıfattır. Buna göre sanki, "Bu ikisi, birbirleriyle davalaşan iki grup ya da iki fırkadır" denilmek istenmiştir. Binâenaleyh, ayetteki hazani kelimesi lafız (......) kelimesi ise çoğul manası gözetilerek getirilmiştir. Bu tıpkı, "Onlardan öyle kimseler vardır ki seni dinler Nihayet yanından çıktıkları zaman " (Muhammed, 16) ayeti gibidir. Alimler: "İki hasmın" kim olduğu hususunda, şu izahları yapmışlardır: 1) Bununla, müminler topluluğu ile, kâfirler güruhu kastedilmiştir ki, bütün kafirler bu ifadeye dahil olurlar. İbn Abbas (radıyallahü anh), "Bu ifade, (biraz önce bahsedildiği gibi,) altı din mensubuyla alakalıdır" demiştir. Ayetteki (......) ifadesi, "O'nun zâtı ve sıfatları hususunda" demektir. 2) Rivayet olunduğuna göre ehl-i kitab: "Biz, Allah'a daha yakınız. Zira bize sizden önce bir kitab verildi. Bizim peygamberimiz, sizinkinden öncedir" derken, müminler de "Biz Allah'a, daha yakınız. Zira biz hem Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, hem sizin peygamberinize, hem de Allah'ın indirdiği bütün kitablara inanıyoruz. Halbuki sizler, bizim kitabımızı ve peygamberimizi biliyorsunuz. Ama buna rağmen, hasedinizden dolayı onu terkettiğiniz ve onu inkâr ettiniz" derler. Ki işte, onların Rableri hususundaki mücadele etmeleri de budur. 3) Kays İbn Ubade, Ebu Zer el-Gifari (r.h)'den, onun Allah'a yemin ederek bu ayetin, Bedir Günü savaşan Kureyş'li şu altı kişi hakkında nazil olduğunu söylediğini rivayet etmiştir. Hazret-i Hamza, Hazret-i Ali, Ubeyde İbn el-Haria, Rabia'nın iki oğlu Utbe ve Şeybe ve Velid İbn Utbe, Hazret-i Ali (radıyallahü anh) da şöyle demiştir: "Kıyamet gününde, Allah'ın huzurunda davalaşmak için, diz çökenlerin ilki ben olacağım." 4) İkrime şöyle der: "Bunlar, cennet ve cehennemdir. Cehennem, "Allah beni ukûbet cezası için yarattı" derken, cennet de, "Allah beni de, rahmeti için yarattı" dar. Böylece Allahü teâlâ, ikisinin haberinden olmak üzere bunu Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e anlatmıştır. Doğruya en yakın olan, birincisidir. Çünkü, her ne kadar sebeb hususi olsa dahi, vacib olan, sözü zahiri manasına hamletmektir. O halde ayetteki hazani kelimesi daha önce bahsi geçmiş olanlara bir işaret gibi olmuş olur. Ki, bunlar da altı dinin mensuplarıdır. Hem, Cenâb-ı Hak birisi tâat birisi de, kendisine azabın hak olduğunu ma'siyet ehli olan iki kısım kimseden bahsetmiştir. Binâenaleyh, bunun onlara raci olması ve işaret etmesi gerekir. Bu sebeple, kitabları ve peygamberleri Hakkında (az önce) hakettiğimiz şeyleri söyledikleri için, bu ifadeyi müşrik Araplara veya yahudilere tahsis eden herkes, hata etmiştir. İşte, Cenâb-ı Hakk'ın "Muhakkak Allah, aralarında hükmeder" (Hac. 17) ayetinin delâlet ettiği şey budur, Allah isletme" tabiri ile, hükmetmeyi kasd etmiştir. Çünkü, karşılıklı olarak davalaşmadan bahsetmek, ondan sonra gelen şeyin, bir hüküm verme olmasını gerektirir. Böylece Cenâb-ı Hak, kafirler hakkındaki hükmünü beyan etmiş ve onların hallerine dair şu üç şeyi zikretmiştir. 1) Ceâb-ı Hakk'ın "onlar için, ateşten elbiseler biçilmiştir" ayetinin delâlet ettiği şey. Buradaki "elbiseler" ifadesinden murad cehennem ateşinin artan çepeçevre kuşatmasıdır. Bu tıpkı "onlara cehennemden döşekler, üstlerinde örtüler vardır" (Araf, 41) ayeti gibidir. Bu görüş, Enes (radıyallahü anh)'e aittir. Said İbn Cübeyr ne Cenab-ı Hakk'ın "Gömlekleri katrandandır" (İbrahim, 50) ayetinden hareketle, bu aadeyle, "ateşte eritilmiş bakır elbiseler" manasının kastedildiğini söylemiştir. Bu aade, "Sura da üfürülmüştür (...) Herkes, beraberinde sürücü ve şahid bulunduğu katile gelmiştir." (Kaf, 20-21) ayeti gibi, mazi sığasıyla getirilmiştir. Çünkü, ahirete dair aayter, olmuş bitmiş şeyler mesabesindedir. 2) Cenâb-ı Hakk'ın başlarının üzerine de, kaynar su dökülecektir onların. Bununla, karınlarının içinde ne varsa hepsi, derileri de eritilecektir" ayetinin ifade ettiği husustur. "Hamim", kaynar su demektir. Nitekim, İbn Abbas (radıyallahü anh): "Şayet o sudan, dünyanın dağlarına bir damla düşmüş olsaydı, onu eritirdi" demiştir. Yusharu "eritilir" demektir. Yani onların başlarına o kaynar su döküldüğünde, onun, bedenin içinde yapacağı tahribat, dışında yapacağı tahribat gibi olur. Böylece de o, tıpkı onların derilerini eritip yok ettiği gibi, bağırsaklarını ve iç organlarını da eritir. Bu, "bağırsaklarını parça parça iden kaynar sudan içirilen" (Muhammed, 15) ayetindeki manadan daha beliğ ve etkilidir. 3) Cenâb-ı Hakk'ın "Onlar için demirden sopalar vardır" ayetinin ifade ettiği husustur. "sopa, kamçı" anlamına gelir. Nitekim bir hadiste "Şayet, o demir sopalardan, kamçılardan bir tanesi yeryüzüne konulsaydı, onu (kaldırmak için) insanlar ve cinler de bir araya gelselerdi, onu yerinden kaldıramazlardı Müsned, 3/29. buyu rulmuştur. Cenâb-ı Hakk'ın Ne zaman oradan, ızdıraptan dolayı çıkmak isterlerse, yine oraya döndürülürler" buyruğuna gelince, bil ki "iade" ancak çıktıktan sonra söz konusu olabilir. Buna göre mana, "Ne zaman oradan, ızdıraptan dolayı çıkmak isterler, böylece de çıkarlarsa, yine oraya döndürülürler" şeklinde olur. Çıkmanın ifade ettiği mana ise, (daha önce de belirttiğimiz gibi), Hasan el-Basri'den rivayet edilen şu husustur: "Cehennem, aleviyle onlara çarpıp, böylece de onları, yükseltip derken onlar onun en üzerinde bulunduklarında, orada demir sopalarla başlarına vurulur. Böylece de, derinliği yetmiş yıl olan cehenneme yuvarlanırlar. Ve onlara, "Yangın (cehennemin) azabını tadın" denilir, harik: yok edici, büyük ve yoğun, kalın ateş alevi" anlamındadır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, müminler hakkında da, şu dört hükmünü zikretmiştir. 1) Mesken. Bu Cenâb-ı Hakk'ın "Şüphesiz ki Allah, iman edip de güzel güzel amellerde bulunanları altından ırmaklar akıp duran cennetlere sokacak" ayetinden anlaşılandır. 2) Zinet, süs. Bu da, "Orada bunlar, altın bileziklerle, incilerle bezenecekler" ayetinin ifade ettiği manadır. Böylece Allah, Hak kendisini, ahirette o müminleri, dünyada iken kendilerine haram kıldığı bu nimetlere ulaştıracağını beyan buyurmuştur. Eğer, onların içinde dünyada iken, bunları kendilerine helâl kılmış olduğu kimseler varsa, onlar da yine bu hususta onlara ortak olurlar. Çünkü dünyada iken kadınlara sayılan bu şeylerden helâl kılınanlar, ahirette cennetlikler için meydana gelecek şeylere nisbetle, önemsiz ve son derece cüzidirler. 3) Giysiler. Bu da, "Orada giyecekleri de ipektir" ayetinin ifade ettiği husustur. 4) "Onlar sözün en güzeline götürülmüşlerdir" ayetinin ifade ettiği husustur. Bu hususta da şu izahlar yapılmıştır. a) "Sözün en güzeli" kelime-i şehâdet getirmektir. Çünkü, Cenâb-ı Allah, "Güzel bir kelime, kökü sabit ve dalı semâda olan güzel bir ağaç gibidir" (ibrahim, 24) ve "Güzel kelimeler ancak O'na yükselir" (Fatır. 10) buyurmuştur. Bu da, "Kendisine çok hamdedilen (Allah'ın) yoludur, sıratıdır." Çünkü Cenâb-ı Hak,Şüphesiz ki sen, herhalde doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun " (Şura. 52) buyurmuştur. b) Süddî: "Bu sözle kastedilen Kur'ân'dır" derken; c) İbn Abbas (radıyallahü anh), Atâ'nın rivayetine göre: "Bu, o cennetliklerin, "Bize va'dinde sadık kalan, bizi cennetten neresini dilersek konmak üzere bu yere mirasçı yapan Allah'a hamdolsun" (Zümer, 74) şeklindeki sözleridir" demiştir, d) Onlar, ahiret yurduna vardıklarında, Allah tarafından kendilerine gelen, nimetlerinin, sevinçlerinin, esenliklerinin devamlı olacağı ile alâkalı müjdelere nail edilirler ki bu da, Hakk'ın, "... melekler de her bir kapıdan onların yanına sokulacaklar. "Sabrettiğiniz şeylere mukabil sizlere selâm! Dârın en güzel sonucudur bu! (derler)" (Hacc, 23-24) ayetinin ifade ettiği husustur. e) Buna göre bu hususta yapılabilecek başka bir izah da şudur. Bedeni ilgi ve - İnasebetler, beşerî ruhların, kudsî alemle ilgi kurmalarında bir perde ve bir engel gibidirler. Binâenaleyh o ruhlar, bedenlerinden ayrıldıklarında, perdeler kalkar ve ilahî nurlar parlamaya başlar. İşte bu ilahî nurların zuhur gitmesi, Cenâb-ı Hakk'ın "onlar sözün en güzeline götürülmüşlerdir. Kendisine çok hamdedilenin doğru yoluna iletilmişlerdir" ifadesinden kastedilen husustur. İşte bu nurlar, O'nun, "Onlar sözün en güzeline götürülmüşlerdir" ifadesinden kastedilendir. |
﴾ 24 ﴿