32"İşte (emir) budur: Kim Allah'ın hurumatına saygı gösterirse, bu Rabbi indinde kendisi için hayırdır. Karşınızda okunagelenler müstesna, diğer davarlar size helâl kılındı. O halde, murdardan, putlardan kaçının,yalan sözden çekinin. Allah'ın hanifleri, ona şirk koşmayanlar olarak. Kim Allah'a eş koşarsa, yüksekten düşüp parçalanmış ve kendisini kuş kapmış, yahut rüzgarın uzak yere attığı şey gibi olur. Bu böyledir. Kim Allah'ın şe'âirine saygı gösterirse, şüphesiz bu kalblerin takvasındandır". Keşşaf Sahibi şöyle der: "Ayetin başındaki, zalik "işte bu" ifadesi, mahzûf bir mübtedânın haberi olup takdiri, "iş ve durum, işte budur" şeklindedir. Bu tıpkı bir yazarın, bir konuda yazıp sonra bir başka konuya geçmek istediğinde, "Bu böyledir, bu budur" demesi gibidir. Hurumat: Saygısızlık edilmemesi gereken ve Cenâb-ı Hakk'ın işte bu vasıfta hacc ile ve diğer dinî şeylerle ilgili olarak mükellef tuttuğu şeylerin tamamıdır. Binâenaleyh, bu ifadenin, O'nun bütün teklifleri hususunda genel bir ifade olması muhtemel olduğu gibi, bunun hac'la ilgili hususi bir ifade olması da muhtemeldir. Zeyd Ibn Eşlemin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hurumal (haramlar) beş tanedir. Haram olan Ka'be, Mescid-i Haram, Belde-i Haram, Şehr-i Haram (haram ay) ve Meşar-i Haram" Kelamcılar şöyle demişlerdir: Nafileler, Allah'ın haramları içine girmezler. Çünkü Cenâb-ı Hak, "bu Rabbi indinde kendisi için hayırdır" buyurmuştur. Ki bu, "O, bunların yerine getirilmesi ve muhafaza edilmesi, gözetilmesi gereken şeyler olduğunu bildiği için, bunları tazim etmek, onun için hayırlıdır" demektir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Rabbi indinde" kaydı geriye bırakılan bir mükâfaatın bulunduğuna delâlet eder. Çünkü, olup biten meydana gelen hayırlar hususunda, "Rabbi indinde" denilmez. el-Esamm ise şöyle demiştir: "Bu, "Bunu tazim etmesi, buna aldırmamasından, onun için daha hayırlıdır" anlamındadır." Daha sonra Cenab-ı Hak yine, haccın hükmünü beyan etmeye başlayarak,"... diğer davarlar size helâl kılındı" buyurmuştur. Kişi, ihrama girmenin, anlamaya vs. şeyleri haram kıldığını görünce, davarların da haram kılındığını zannedebilir. Böylece Allahü teâlâ, ihrama girmenin, "en'âm" hususunda müessir olmadığını beyân buyurmuştur. O halde "en'âm" helâl kılınmıştır. Bundan, Allah'ın kitabında okunan ve "en'âm 'dan haram kılınanlar müstesna tutulmuştur ki, bu da, Maide sûresinde zikredilen şu ayetlerin ifade ettiğidir: "Ey iman edenler, bağlandığınız akitleri yerine getirin. Siz ihramlı olduğunuz halde avlanmayı helâl saymamak ve size, okunacak olanlar hariç kalmak şartıyla davarlar size helâl edildi. Ölü... üzerimize haram edilmiştir" (maide, 1-3) hitaplarıyla En'âm süresindeki, "Üzerlerine Allah'ın ismi anılmayanlardan yemeyin" (En'âm, 121) ayetidir. Daha sonra Allah hurumâtına saygı duymaya teşvik edip, ona saygı duyanları övgüyle yâd edince, bunun peşinden putlardan ve yalan sözden kaçınma ile ilgili emrini getirmiştir. Çünkü, Allah'ı birlemek ve doğru sözlü olmak, hayırların en büyüğüdür. Cenâb-ı Hak şirki ve yalan söylemeyi aynı çizgide ele almıştır. Çünkü şirk de, yalan söz nevindendir. Çünkü müşrik, heykellerin ve putların ibâdete müstehak olduklarını iddia etmektedir. Binâenaleyh, Allah sanki şöyle demek istemiştir: "O halde, yalan sözlerin başını ve temelini oluşturan putlara ibadet etmekten ve yalan sözlerin tamamından Içtinâb edin, kaçının. Çünkü bunlar, daima çirkin ve kötü oldukları için, bunlardan hiçbir şeye yaklaşmayın." O halde, kişinin kendi tarafından icâd ettiği, putlara ibâdet etme hususunda, bu kabilden olan şeyler hakkındaki düşüncen nedir ki? Putlara ve heykellere, "necis-pis" oldukları için, "ricsun" denilmemiştir. Çünkü onlardan kaçınmanın vücübu pislikten kaçınmanın vacib oluşundan daha kuvvetli ve onlara tapmakdan, pisliklere bulaşmaktan daha büyük bir şeydir." Daha sonra Esamm, sözüne devamla şöyle der: "Allah o putları bu şekilde nitelemiştir. Çünkü, put perestlerin putlara tapınmalarındaki adetleri onların üzerine kan sürüp akıtmaya yönelmek şeklindedir." Bu, uzak bir görüştür. Cenâb-ı Hakk'ın, putları bu şekilde vasfetmesinin, onları tahkir etmek ve hafife almak için olduğu da ileri sürülmüştür ki bu, doğruya daha yakındır. Cenâb-ı Hakk'ın, "putlardan" ifadesi, kendinden önce geçen rics kelimesinin beyânı ve onun temyizidir. Bu birisinin tıpkı "Yanımda yirmi dirhem bulunmaktadır" demesi gibidir. Çünkü rics kelimesi kendisinde bulunan mübhemlikten dolayı, her şeyi içine alır. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak sanki, "Putlar olan pislikten, necasetten kaçının" demek istemiştir. Bununla, (bu ifadenin başındaki min edatının beyâniyye değil de, teb'iziyye olduğu sanılarak) o putların bir kısmı pis değildir manası kastedilemez. Zûr ziyaret etmek anlamına gelen, zavr ve meyletmek, yönelmek, yapmak anlamında olan izvirâr kökündendir. Bu tıpkı ifk (yalan, uydurma) kelimesinin, birisi bir şeyi çevirdiğinde söylenilen "efikehû-onu çevirdi" kelimesinden olması gibidir. Müfessiner, ayetteki "yalan söz" ifadesinin ne demek olduğu hususunda şa şu açıklamaları yapmışlardır: 1) Bu, onların "bu helâldir, bu haramdır" demeleri ve benzeri iftiralarıdır. 2) Bu, yalan yere şehâdet etmektir. Çünkü, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in şöyle (yaptığı) rivayet edilmiştir: "O, bir gün sabah namazını kıldırdı. Selâm verince ayağa kalktı ve yüzünü cemaate çevirerek: "Yalan yere şehâdet etmek, Allah'a şirk koşmaya denk olan, (bir günahtır)" buyurdu ve bu ayeti okudu. 3) Bu, yalan söylemek ve iftirada bulunmaktır. 4) Bu, cahiliyyedekilerin, telbiye ederlerken, "Lebbeyk... Senin şerikin yoktur. Bir şerikin vardır ki, sen ona malik olursun, o sana mâlik olamaz" demeleridir. Cenâb-ı Hakk'ın "Allah'ın hanifleri, O'na şirk koşmayanlar olarak" ifadesine gelince, bunun ne demek olduğu; bazılarına göre müstakim olmak olduğu, bazılarına göre de hakka meyletmek olduğu, daha öne geçmişti. Ama, bununla burada kastedilen ise "ihtâs" olduğunun ileri sürülmesidir. Buna göre, Cenâb-ı Hakk şarki şöyle demek istemiştir: "Emrettiğim ve nehyettiğim bu işlere, O'na başkasını şirk koşacak bir tarzda değil de, bir olan Allah'a ibadet edercesine sarılın, tutunun!" şte bundan dolayı Cenâb-ı Hakk, "Ona şirk koşmayanlar olarak" buyurmuştur ki, ona yakışanın, yaptığı ibadetlerde ihlâslı olması olduğuna delâlet eder. Böylece Cenâb-ı Hak, kafirin kendi nefsine zarar verdiğini ona fayda veremediğini beyan etme hususunda küfür hakkında daha fazlasını söylemeye gerek bırakmayan iki misâl getirmiştir ki, bu da O'nun "Kim Allah'a eş koşarsa, yüksekten düşüp parçalanmış kendisini kuş kapmış, yahut rüzgâr uzak yere atmış şey gibi olur" şeklindeki buyruğudur. Keşşaf sahibi şöyle der: "Eğer ayetin bu ifadesi "teşbih-i mürekkeb" Kabul edilerse, buna göre sanki şöyle denilmek istenmiştir: "Kim Allah'a şirk koşarsa, o kendisini, ondan öte daha şiddetli bir helak olmayan yok oluşla helak etmiştir." Çünkü Cenâb-ı Hak müşriğin halini, gökten düşüp de, kendisini kuşların kaptığı oerken parça ve cüzleri onların kursaklarında dağılıp yok olduğu; yahut da, şiddetli bir kasırganın esip de, böylece onu, çok derin helak uçurumlarına sürüklediği kimsenin durumuna benzetmektedir. Yok eğer buradaki teşbih, 'teşbih-i müferrak" kabul edilirse, o zaman şöyle denilebilir: Cenâb-ı Hakk, imanı yükselme hususunda semâ'ya; imanı terkedip Allah'a şirk koşanı da, semâdan düşene; onun fikirlerini darmadağınık eden hevâ ve hevesleri, onu kapan kuşlara, onu dalâlet vadilerine atan şeytanı da,eşerek onu yok edici ölüm vadilerine fırlatan rüzgara benzetmiştir." Hâ'nın, tı'nın ve fânin kesresiyle "Fetehıttıfihı't-tayru" şeklinde de okunmuştur ki, bu Hasan el-Basrî'nin kıraati olup, bunun aslı "Tehtetıfuhu'dur. Rîh kelimesi er-riyâh (rüzgârlar) şeklinde de okunmuştur. Daha sonra Cenâb-ı Hak (c.c), daha önce geçenleri tekid ederek, "Bu böyledir, kim Allah'ın şeairine saygı gösterirse (...)" buyurmuştur. Alimler, "şeâir"in ne demek olduğuna ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak bazıları, bu kavramın içine her ibadet girer, derken, bazıları da: "Hayır aksine bu, haccın menâsikidir" demişlerdir. Diğer bazıları da: "Hayır, bununla özellikle "hedy-kurbaniık hayvan" kastedilmiştir" demişlerdir ki, "Şeâir" de aslolan, kendisiyle bir şeyin tanınıp seçildiği alâmet, nişanlar manasıdır. Binâenaleyh, biz, "şeâir"i, hacda kesilen kurbanlar manasına alırsak, bu durumda onlara saygıyı şu iki şekilde açıklayabiliriz: 1) O kurbanların, iri cüsseli vücud yapılarının güzel, besili, pahal olanını tercih etmesi, ve onları alırken, fiyat indirme teklifinde bulunmamasıdır. Çünkü onlar, üç şeyde pahalı alışveriş yapıyorlar ve fiyat indirme teklifini de hoş karşılamıyorlardı. Bunlar, "hedy" (kurbanlık koyun), udhiyye (kurbanlık sığır ve deve) ve köle azadı. İbn Ömer (radıyallahü anh) babasından şunu rivayet etmiştir: Hazret-i Ömer (radıyallahü anh), Mekke'ye üçyüz dinar değerinde, çok kıymetli ve asil bir (erkek deve) göndermek ister. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'da, bunu satıp onun parasıyla (daha az kıymetli olan) dişi bir deve satın almasını ister. Ama Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu bundan nehyeder ve der ik: "Hayır, onu gönder!" der. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, içinde burnunda altından bir burunsalık olan Ebu Cehil'in erkek devesinin de olduğu yüz dişi deve gönderir. 2) Bunlarla Allah'a yaklaşmak ve onları Beyt-i Muazzam'a kurban edilmek üzere sevketmek suretiyle Allah'a itaat etmenin, kendisine mutlaka önem verilmesi ve hakkında yarışılması zorunlu olan büyük bir iş olduğuna inanmasıdır. Çünkü "bunlar, kalblerin takvasındandır." Yani, "Bunlara saygı göstermek, kalbleri takvalı olan kimselerin fiillerindendir" demektir. Bu manaya göre, bu kelimelerin muzafları hazfedilmişlerdir. Çünkü mana, ancak bunların takdir edilmesiyle doğru olur. Zira, herbir parçayı mutlaka, bağlı bulunduğu ifadeye raci kılmak gerekir. Ayette "kalbler"e yer verilmiştir. Çünkü münafık bazan, muttaki olduğunu açıklar. Ancak ne var ki, onun kalbi böyle bir ittikâdan boş olunca, tâatlan edâ konusunda ciddi olmaz. Ama, kalbinde takvanın yer etmiş olduğu ihlâslı kimselere gelince, bunlar tâatlan edâ hususunda, alabildiğine ihlâslıdırlar. Buna göre şayet birisi, "Allah'ın, bu hayvanları kesme hususuna bu denli önem vermesinin hikmeti nedir?" derse, bunun cevabı Cenâb-ı Hakk'ın şu ayetleridir. |
﴾ 32 ﴿