49

'Senden azabın acele gelmesini isterler. Allah vadinden asla caymaz. Hakikat şudur ki Rabbinin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. Zulümde devam edip dururken kendisine mühlet verdiğim nice memleketleri, sonra yakaladım. Dönüş ancak Banadır. De ki: "Ey insanlar ben, size ancak gelecek tehlikeleri apaçık anlatanım".

Bil ki Allahü teâlâ, onların içinde bulundukları tekzibin (yalanlamanın) en öüyüğünün, ilahi azabın hemen gelmesini istemek suretiyle istihza etmeleri olduğunu Delirterek, "senden azabın acele gelmesini isterler" buyurmuştur. Bu ifadede, "kârlarına devam etmeleri halinde, Hazret-i Paygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in onları azabla tehdid edeceğine bir delâlet vardır. Bir de onların, "Eğer sadıklardan idiysen, bize melekleri getirsen ya" (Hicr, 7) şeklindeki sözleri de buna delâlet etmektedir. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak, "Allah vadinden asla caymaz" buyurmuştur. Çünkü azab tehdidi va'idi), dünyada değil de ahirette olmuş olsaydı, onun hemen gelmesini istemek bir "hulf" gibi olmuş olurdu.

Günlerin İzafiliği

Allahü teâlâ sonra, aklı olanların ahiret azabının hemen gelmesini istemesinin uygun olmadığını belirterek yani, "Onların başlarına gelen azabtan ve o azabın şiddetinden ötürü, Rabbin katındaki yani ahiretteki bir gün, çok ve şiddetli elemler içinde kalmaları ve azab olunmaları halinde, onlara bin yıl gibi gelir" buyurmuştur. Cenâb-ı Allah böylece ahiret azabının bu özellikte olduğunu eğer bilselerdi, hemen gelmesini istemeyeceklerini beyân buyurmuştur. Bu, Ebu Müslim'in görüşü olup, bu husustaki en güzel izahtır.

Bu hususta yapılan ikinci izah şudur: Bununla, ahiretteki hesâb günlerinin uzun nacağı anlatılmak istenmiştir. Bu da, mana itibarıyla bir önceki izaha yakındır. Çünkü kısa bir gün, sıkıntılar içinde geçtiğinde insana çok uzun gelir. Binâenaleyh ya uzun günler sıkıntı içinde geçince, nasıl böyle olmaz? Günlerinin uzunluğu böyle olan o azabın hemen gelmesini istemek, aklı olanın yapacağı birşey değildir.

Bu husustaki üçüncü İzah da şudur: Allah katında, bir gün ile bin yıl aynıdır. Çünkü O, hiçbirşeyin acze düşüremeyeceği bir kadirdir. Dolayısıyla onlar bir gün mühlet verilmesini akıldan uzak görmediklerine göre, bin yıl mühlet verilmesini de uzak görmezler.

Hak teâlâ'nın "Zulümde devam edip dururken kendisine mühlet verdiğim nice memleketler vardır" ifadesiyle, "zulümlerine devam etmelerine rağmen, helak edilmeleri ertelenen ve bu geri bırakmışlarına aldanan nice memleketler vardır. Ama başlarına gelen azabı indirerek onları sonra kıskıvrak yakalarım. Fakat Benim huzuruma gelinceye kadar azablan geri bırakılmıştır" manası kastedilmiştir. Bu son cümle, ayetteki "Dönüş ancak Banadır" ifadesinin tefsiridir.

İmdi eğer denilirse ki: "Allahü teâlâ niçin önce, "Nice memleketler vardır ki zulümlerinde devam edip dururlarken, Biz onları helak ettik" (Hacc, 45) buyurup, sonra bu ayette de, "Zulümde devam edip dururken kendisine mühlet verdiğim nice memleketler vardır" buyurarak, birincisini fa-i ta'kibiyye ile bunu ise vâv edatı ile getirmiştir?" böyle denilirse, biz deriz ki: Birincisi, "Bak Benim inkârım nasılmış" ifadesinden bedel olarak gelmiştir. Ama bu ikincisinin hükmü, daha önce geçen ve vâv ile ma'tûf olan iki cümlenin ve cümlelerin hükmü gibidir.

Hak teâlâ'nın "De ki: "Ey insanlar ben size ancak gelecek tehlikeleri apaçık anlatan bir uyarıcıyım" ifadesi, "Allah, peygamberine onları inzâr ve ikâz etmeye devam etmesini, onların alaylı bir uslûbla azab-ı ilâhinin hemen gelmesini isteyişlerini, kendisini inzâr ve korkutmayı sürdürmekten alıkoymasını ve onlara, "Ben inzâr için gönderildim. Sizin bununla alay etmeniz, beni bundan alıkoymaz" demesini emretmiştir" manasınadır.

Allah'a Karşı Çıkanların Cezası

49 ﴿