16

"Celalim hakkı için Biz, insanı çamurdan bir hulâsadan yarattık. Sonra onu, sarp ve metin bir karagâhta bir nutfe yaptık. Sonra o nutfeyi bir alaka hâline getirdik. Sonra o alakayı, bir çiğnem et yaptık. O bir çiğnem eti de, kemikler hâline getirdik ve kemiklere et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratışla inşâ ettik, yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir! Sonra siz, bunun arkasından hiç şüphesiz ölüler olacaksınız. Sonra siz kıyamet günü muhakkak diriltilip, kaldırılacaksınız".

Allah'ın Kudretinin Delilleri

Bil ki Hak teâlâ önceki ayette kullarına ibadeti emredip; ibadet yapma da ancak yaratıcı Allahı tanıdıktan sonra mümkün olduğu için, bunun peşinden kendisinin varlığına, celâl ve vahdaniyet sıfatları ile muttasıf olduğuna delâlet eden hususları zikretmiş ve bu delillerden şu çeşitlere yer vermiştir:

Birinci Çeşit: Bu, insanın yaratılışının ve fıtratının oluşunda geçirdiği devre ve mertebelerle istidlal ediştir. Bu mertebeler dokuzdur:

İnsanın Topraktan Yaratılışı

Birinci Mertebe: Bu, ayetteki "Celalim hakkı için biz, insanı çamurdan bir hulâsadan yarattık" ifadesi ile anlatılan husustur. "Sülâle", öz demektir. Çünkü bu, o bulanıklığın içinden süzülüp çıkan şeydir. (fuale) kalıbı, azlığa delâlet eder. (kesinti) ve (süpürüntü) kelimeleri de bu vezindedir. Müfessirler bu ayette geçen "iman" kelimesiyle kimin kastedildiği hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu cümleden olarak İbn Abbas, İkrime, Katâde ve Mukâtil bununla Hazret-i Adem'in kastedildiğini söylemişlerdir. Binâenaleyh, bu demektir ki Adem, çamurdan olan bir özden süzülmüştür; zürriyeti de, "hakir bir sudan" (Murselat. 20) yaratılmıştır... Sonra biz sonra onu (...) kıldık ifadesindeki (onu) zamirini, "Adem'in zürriyeti" anlamındaki insana raci kılarız. Çünkü insan sözü, hem Adem'i, hem de çocuklarını kapsar. Başkaları da şöyle demişlerdir: "Bu ifadedeki "insan" ile Adem'in zürriyeti kastedilmiştir. Ayette geçen (tin) sözü de, Adem (aleyhisselâm)'ın ismidir. "Sülâle" ise, menî keseciklerinde toplanıp bir araya geldiklerinde "menî" olan ve uzuvlara saçılmış olan çamur zerreleridir. "Bu tefsir, Cenâb-ı Hakk'ın, "insanı yaratmaya da çamurdan başlayandır. Sonra O, bunun zürriyetini hakîr bir sudan meydana gelen nutfeden yapmıştır" (Sedce. 7-8) ayetine de uygundur. Bu husustaki bir başka izah da şudur: İnsan, nutfeden, nutfe de dördüncü hazmın artıklarından meydana gelir. Bu böyledir, çünkü o gıdalardan neşet etmiştir. Bu gıdalar da, ya hayvansal ya da bitkisel olur. Hayvansal gıdalar da, bitkisel gıdalara dayanır. Bitkiler de, yerin ve suyun özünden meydana gelirler. Binâenaleyh bu demektir ki insan gerçekten, çamurun özünden meydana gelmiştir. Sonra bu öz, yaratılışın ve fıtratın safhalarından geçtiğinde, menî haline gelir. Bu açıklama, ayetin lafzına da uygundur. Binâenaleyh, bu konuda zoraki izahlara girmeye gerek yoktur.

Beşinci Mertebe: "O bir çiğnem eti de, kemikler haline getirdik" ayetinin ifade ettiği husus olup, "Biz onu bu hale getirdik" demektir. İbn Âmr, (......) kelimesini ('azmen) şeklinde okumuştur ki, yine bununla da çoğul manası kastedilmiştir. Nitekim melekler de safsaf (geldiler)" (Fecr, 22) ayetinde de böyledir.

Altıncı Mertebe: Ayetteki "ve o kemiklere et giydirdik" kısmının ifade ettiği husustur. Bu böyledir, zira et, kemikleri örtmektedir. Bundan dolayı, o eti, kemiklerin kisvesi ve giysisi gibi addetmiştir.

Yedinci Mertebe: Ayetteki "Sonra onu bir başka yaratılışla inşa ettik" cümlesinin ifâde ettiği husus olup bu, "Biz onu, ilk yaratılışından çok farklı olan bir başka yaratışla yarattık inşâ ettik" demektir. Çünkü, Cenâb-ı Hak onu, cansızken, canlı, konuşmazken, konuşur; duymazken, duyar ve görmezken görür hale getirmiş, onun hem içini hem de dışını, güzelce yapmıştır. Hatta, onun her uzvu ve her parçasını vasfedenlerin nitelemelerinin ve şerh edenlerin de açıklamalarının tam olarak kuşatamıyacağı, bir yaratış hârikası ve hikmetin eşsiz bir eseridir. Avfî, İbn Abbas (radıyallahü anh)'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ayetin ifadesine göre, Cenâb-ı Hakk'ın, insanın doğumunu müteakib, o çocuğu çocukluk çağından tam delikanlılık çağına girinceye kadar muhtelif merhalelerden geçirmesi; ve bu dönemden sonra da ölünceye kadar onda anlayış ve akıl gücünü yaratması kastedilmiştir." Bu görüşün delili bundan hemen sonra gelen, "Sonra siz, bunun arkasından hiç şüphesiz ölüler olacaksınız" buyurmuş olmasıdır. Bu mana, İbn Abbas ve İbn Ömer'den rivayet edilmiştir. Cenâb-ı Hak, onda ruhu yaratmasını ve yaratılışın, tamamlanmasını onu inşa etmek kabul ettiği için, enşe'nâhulnşa ettik" demiştir. Alimler şöyle demişlerdir: "Bu ayette, Nazzam'ın: "insan, beden değil, ruhtur" şeklindeki görüşünün batıl olduğuna, bir delâlet bulunur. Çünkü Cenâb-ı Hak, insanların bu sıfatlardan meydana geldiğini beyan buyurmuştur. Yine bu ayette, "insan, bölünmeyen ve cisim olmayan bir şeydir" diyen, felsefecilerin görüşlerinin batıl olduğuna dair bir delâlet bulunmaktadır.

Cenâb-ı Hakk'ın beyanının manası, "Allah yüce oldu" demektir. Çünkü, "bereket" kelimesinde, "uzama ve artma anlamı vardır. Bir şeye ilave edilen şey, onun üstüne çıkmış, âlî olmuş demektir. Bunun manasının, "Bütün bereket ve hayırlar, Allah'dandır" şeklinde olması da caizdir. Bu kelimenin aslının, "Sebat" anlamına gelen (el-bürûk) kökünden olduğu da söylenmiştir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, "Beka, devam ve bereket, ne varsa hepsi O'ndandır. Binâenaleyh O, tazim edilmeye ve övülmeye müstahaktır" demek istemiştir.

Ahsenu'l-Halikîn

Cenâb-ı Hak "yaratanların en güzeli" buyurmuştur ki bu, "Allah, takdîr edenlerin en güzelidir" demektir, "halik" kelimesi kendisine delâlet ettiği için, ((......) şeklindeki) temyiz hazfedilmiştir. Burada, şöyle birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Mu'tezile şöyle der: "Şayet Cenâb-ı Hak, fiilini takdîr ettiğinde onun yaratıcısı olmasaydı, O'nun hakkında, "yaratıcıların en güzeli" denilmezdi. Bu tıpkı, kulları arasında, hükmedip merhametli olan kimselerin bulunmaması halinde, O'nun hakkında, hükmedenlerin en hâkimi ve merhamet edenlerin de en merhametlisi denilmesinin caiz olmaması gibidir. Arapça'da "halk' yanılarak ve gafil olarak değil de, kendisini yapandan ölçülmüş ve takdir edilmiş olarak sadır olan her türlü fiile verilen isimdir. Kullar da, bunu bazen böyle yapabilir" Ka'bî şöyle der: "Bu ayet, her ne kadar kulun halik olduğuna delâlet ediyor ise de, ancak ne var ki, kula bu vasıf, mutlaka olarak değil mukayyet olarak verilebilir. Bu tıpkı, "Evin efendisi" denilip de izâfetsiz olarak (Rabbın) demlememesi gibidir. Yine köle efendisine, "O, benim rabbimdir" diyemez. Cenâb-ı Hak, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ı, "çamurdan kuş biçiminde bir şey yapmakla" vasfettiği için böyle demiştir de denilemez... Çünkü biz buna şu iki açıdan cevap verebiliriz:

1) Ayetin zahiri; Cenâb-ı Hakkın, bir çok yaratıcı içinde en güzel yaratıcı olmasını gerektirir. Binâenaleyh bunun sadece Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ya hamletmek doğru olmaz.

2) Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ın, yaratmakla nitelenmesi doğru olunca, diğerlerinin de yaratmakla nitelenmeleri doğru olur...

Mu'tezile'ye Red

Alimlerimiz, Mu'tezile'nin bu gördüşlerine şu şekilde cevap vermişlerdir:

1) Bu, ayet, "Allah her şeyin yaratıcısıdır" (Rad. 16) ayetiyle çelişki teşkil eder. Binâenaleyh, bu ayeti, "o, sizin inanç ve zannınıza göre yaratanların en güzelidir" manasına hamletmek gerekir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın tıpkı, "bu, O'na göre pek Kolaydır" (Rum, 27) ayeti gibidir ki bu, "sizin inanç ve zannınıza göre, bu O'na daha kolaydır" demektir.

2) Hâlık takdir eden, demektir. Çünkü halk kelimesi, takdir etmek anlamındadır. Ayet de, Allah'ın, takdir edenlerin en güzeli olduğuna delâlet etmiş olur. Halbuki takdirde, "zannetmek, ölçmek biçmek, değerlendirmek" manası vardır. Binâenaleyh du mana, Allah hakkında düşünülemez. O halde ayet, müteşabihattan olmuş olur.

3) Ayet, kulun, takdir eden manasında "hâlık" olduğuna delâlet ediyor. Peki daha sen niçin, kulun, "icâd eden" anlamında hâlık olduğunu söylüyorsun?

Şerrin Yaratılması

Mu'tezile şöyle der: Ayet, Cenâb-ı Allah'ın yarattığı her şeyin, güzel, hikmetli ve doğru olduğuna delâlet eder. Aksi halde, O'nu, "Ahsenü'l-hâlikîn" diye nitelemek caiz olmaz. Durum böyle olunca da, O'nun, küfür ve masiyetin yaratıcısı olmaması gerekir. Bu sebeple, o küfür ile ma'sıyetinin yaratıcısının, kul olması gerekir.

Cevap: Bazı kimseler, ayetten anlaşılan "güzellik" manasını, o işin terkîb ve telifini sağlam, muhkem yapmak manasına hamletmişlerdir. Şayet biz, bu manayı, bu kimselerin dedikleri manaya alacak olursak, o zaman bize göre, Allah'dan olan her şey güzel olmuş olur. Çünkü O'nun üzerinde bir emir ya da bir yasak yoktur ki, bu, onun bu işi yapmasına mâni olsun.

İbn Ebî Serh Kıssası

Kelbî, İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah İbn Sa'd İbn Ebî Şerh, Hazret-i Peygamberin yanında bu ayetleri yazıyordu. Hazret-i Peygamber... ifadesine gelince, Abdullah, bu ifâdenin manası karşısında teaccüb ederek dedi Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Yaz, işte bu şekilde nazil oldu" deyince, Abdullah şüpheye düştü ve: "Eğer Muhammed söylediği şeyler hususunda doğru sözlü ise, bilin ki, tıpkı ona vahyolunduğu gibi, bana da vahiy geliyor; yok eğer yalancı ise, onun dininde hayır yok!" dedi ve: "Mekkeye kaçtı. Onun, kâfir olarak öldüğü ileri sürüldüğü gibi, Mekke'nin fethi günü müslüman olduğu da ileri sürülmüştür. Bu zat Mekke fethi sırasında Müslüman olmuş, Amr İbnu'l-As'dan sonra h.25 yılında Mısır valisi tayin edilmiş, sonra Trablusgarb'dan Tanca'ya kadar Kuzey Afrika fethinin Kumandanı olmuş Hazret-i Alği'nin hilefetine kadar Valiliği devam etmiştir.(radıyallahü anhnhüm) zirikli, A'lam, 4/220-221

Vahyin Hazret-i Ömer'i Te'yidi

Sald İbn Cübeyr, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu ayet nazil olunca, Ömer İbnu'l-Hattâb dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber:"Ey Ömer, işte bu şekilde nazil oldu" buyurdu. Hazret-i Ömer şöyle derdi: "Rabbim bana, dört yerde muvafakat etmiştir. Makam-ı İbrahim'in gerisinde namaz kılma talebimde: kadınların örtülmesi talebimde; benim, peygamberin hanımlarına, "Ya vazgeçersiniz, ya da Allah ona, sizden daha hayırlısını verir" şeklinde dememde... Çünkü Cenâb-ı Hak bunun üzerine, "Rabbinin ona, sizden daha hayırlılarını' vermesi umulur..." (Tahrim, 5) ayetini inzal buyurmuştur. Dördüncüsü olarak da, dedim de Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, "işte böyle nazil oldu" buyurdu.

Arifler, "Cenâb-ı Hakk'ın, "Onunla pekçoğunu saptırır, onunla pekçoğunu da hidayete erdirir..." (Bakara, 26) buyurduğu gibi, bu olay Hazret-i Ömer'in saadetine, Abdullah'ın da bedbahtlığına sebep olmuştur..." demişlerdir.

İcaz Hakkında Asgari Mikdar

Buna göre şayet, "Bütün rivayetlere göre, her ne olursa olsun, beşer de tıpkı, doğrudan doğruya Kur'ân'ın nazmı gibi olan bir ifadeyi söyleyebiliyormuş.. Bu da, Abdullah'ın da zannettiği gibi, Kur'ân'ın mucize oluşunu zedeler..." denilirse, buna şöyle cevâp verilir: O söylenilen mikdar, kendisinde icazın zuhur etmeyeceği bir mikdarda olursa, bu olabilir. Binâenaleyh, Abdullah'ın bu şüphesi sakıt olmuş olur.

Sekizinci Mertebe: Cenâb-ı Hakk'ın "Sonra siz, bunun arkasından hiç şüphesiz ölüler olacaksınız" ayetinin ifade ettiği husustur. Ibn Ebi Able ve İbn Muhaysın, (le mâitune) şeklinde okumuşlardır ki, ile arasındaki fark şudur: "Meyyit", tıpkı hayy kelimesi gibi, devamlılık ifade eden bir sıfattır. "Mâit" ise, hudûsa delâlet eder. Mesela sen, "Zeyd şimdi ölüdür", Zeyd, yarın ölecektir" dersin. Bu tıpkı, yine senin "Zeyd ölecek.." demen gibidir. Bu tıpkı,"Deyyık" ve "Dâik" denilmesi gibidir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "bu yüzden yüreğin dar olarak" (Hûd, 12) buyurmuştur.

Dokuzuncu Mertebe: "Sonra siz, kıyamet günü muhakkak diriltilip kaldırılacaksınız" ayetinin ifade ettiği husustur. Binâenaleyh bu demektir ki Allah hayatı sona erdirmek demek olan öldürme ile, yok edip fani kıldığı şeyi yeniden hayata döndürme demek olan ba'sı, inşâ ve icadın yanısıra, kendisinin yüce kudretine delil kılmıştır. Burada birkaç soru sorulabilir:

Ayetle İlgili Bazı Sorular

Ölüm Olmasaydı

Birinci Soru: Ölümün hikmeti nedir? Ahiret nimetleri ve mükafatları, keşke dünya nimetleriyle de birleşseydi ya! Böylece bu, daha fazla bir inam olmuş olurdu...

Cevab: Bu, mükellefler için bir fesat kaynağı olur; çünkü O, kişinin taatlar uğrunda katlandığı o sıkıntıların mükâfatını hemen vermiş olsaydı, kişinin o taatları yapması Allah'a itaat için değil, o faydaları elde etmek için olmuş olurdu. Bunu şu da açıklar: Şayet namaz kılıp oruç tutan kimseye: "Bunu yaptığında, biz seni şu anda cennete sokacağız" denilmiş olsaydı, o bu işi sırf cenneti elde etme maksadıyla yapmış olurdu, şte bu sebeple Allah ahiret mükâfatını tehir etti ve kul, menfaat için değil, Rabbine taat duygusuyla ibâdet eden birisi olsun diye, bu mükâfatı,kulu önce öldürüp sonra da onu diriltmek suretiyle, biraz daha uzaklaştırdı.

Kabir Azabı Hakkında

İkinci Soru: Bu ayet, kabir azabının olmadığına delâlet eder. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Sonra siz bunun arkasından hiç şüphesiz ölüler olacaksınız. Sonra siz kıyamet günü, muhakkak diriltilip kaldırılacaksınız" buyurmuş, bu ikisi arasında kabirdeki ölümle dirimden bahsetmemiştir.

Cevab: Buna şu iki açıdan cevap verebiliriz:

a) Bu iki hayatın zikredilmesinden üçüncüsünün yokluğu neticesi çıkmaz.

b) Bu üç nevin zikredilmesinin maksadı, icad, öldürme ve tekrar diriltmedir: Dahsedilmeyen de, yeniden diriltme cinsindendir.

İkinci delil: Yedi Gök

16 ﴿