20

Üçüncü Çeşit: Yağmurun yağması ve bitkilere nasıl tesir ettiği ile istidlal de bulunmak... "Gökten, yetecek kadar su indirdik de, onu yerde iskân ettirdik. Hiç şüphesiz ki, biz onu gidermeye de kadiriz. İşte bununla sizin için, hurmalıklardan, üzümlükterden nice bahçeler bağlar yaptık ki içlerinde sizin için, birçok yemişler bulunmaktadır. Onlardan yersiniz de... (sizin için) Tûr-i Sina'dan çıkan bir ağaç da yarattık ki, o, yağı ile ve yiyen kimselere bir katıkla beraber biter" ,

Bil ki, su başlıbaşına bir nimet olup, bunun yanısıra da, nimetlerin meydana gelmesinin sebebi olduğu için, şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, önce suyu, peşinden de suyla meydana gelen nimetleri zikretmiştir.

Ayetteki "Gökten de, yetecek kadar su indirdik " ifadesinde yer alan, "semâ"nın ne demek olduğu hususunda alimlerimiz ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak müfessirlerin ekserisi şöyle demiştir. "Allahü teâlâ yağmuru, hakikaten gökten indirir... Ayetin lafzından anlaşılan mana budur, "Semâdadır rızkınız ve vadolunduğunuz şey" (zariyat. 22) ayeti de bunu teyit eder." Bazıları da, bu ayetle, bulutun kastedildiğini, Cenâb-ı Hakk'ın, yüksekliğinden dolayı buluta bu ismi verdiğini söylemişlerdir. Buna göre mana şöyle olur: Allahü teâlâ, suyun küçük unsurlarını yerin derinliklerinden denizlere; denizlerden de, gökyüzüne yükseltir. Böylece o zerrecikler, işte bu yükseltme sayesinde tatlı, saf bir su haline gelir. Derken o zerrecikler biraraya gelir, böylece de oluşumlarını tamamlarlar. Sonra da Allahü teâlâ onları, ihtiyaca göre indirir. Eğer böyle olmasaydı o su parçacıkları yerin derinliklerine yayılmış oldukları için o sulardan; tuztu olduğu içinde denizin sularından yararlanamazlardı... Denizin sularını yeryüzünde akıtmanın'da imkânı yoktur. Çünkü, denizler alabildiğine derindirler" Bil ki, bütün bu izahları ancak, hür ve irade sahibi bir failin olmadığını ileri sürenler yaparlar. Ama, O'nu ikrar edenlerin, bunlardan hiçbirine ihtiyaçları yoktur.

Ayetteki (......) ifadesine gelince bu, "Kendisiyle, zarardan emin olacakları ve böylece de, gerek ziraat, gerek dikme,gerekse içme açısından çeşitli, menfaatler elde edecekleri miktarda" demektir. Yahut da bunun anlamı, "Bizim bildiğimiz, onların ihtiyaç ve maslahatlarına göre" şeklindedir.

Cennetten Gelen Nehirler

Ayetteki "onu yerde iskân ettirdik..." cümlesine gelince bu, "Biz onu yeryüzüne yerleştirip sabit kıldık" anlamındadır. İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Allahü teâlâ, cennetten beş nehir indirmiştir ki, bunlar Seyhun, Ceyhun, Dicle, Fırat ve Nil nehirleridir. Daha sonra Cenâb-ı Hak hem bu nehirleri hem de Kur'ân-ı Kerim'i Yecüc ve Mecüc çıktığı zaman ref eder, kaldırır"

Ayetteki "Hiç şüphesiz ki, biz onu gidermeye de kadiriz..." cümlesine gelince, bu, "Biz, onu indirmeye kadir olduğumuz gibi, onu gidermeye ve kaldırmaya da kadiriz..." demektir. Keşşaf Sahibi şöyle der: "Ayet-i kerimedeki ifadesi nekire kelimelerin, ifadede son derece etkili olduğunu gösteren ifâdelerden birisi olup, Cenâb-ı Hak, fasi için, bunu sonraya bırakmıştır." Buna göre mana, "Biz onu, dilediğimiz herhangi bir şekilde ve istediğimiz herhangi bir yolla gidermeye kadiriz..." şeklinde olup, böylesi ifâdede de, o gideren zâtın iktidarının mükemmel olduğu ve hiçbir şeyin kendisine zor gelmediğini bildirmek amacı bulunur. Bu ifâde, yeniden yaratmayı anlatma hususunda, "Deki: Eğer suyunuz yerin dibine savuşup giderse kim akar bir su getirir, (bana) söyleyin" (Mülk, 30) ifadesinden daha baliğdir.

Yaratılan Meyveler

Cenâb-ı Hak (c.c), nimetlerinin büyüklüğüne, o suyun yaratılmasıyla dikkat çekince, akabinde o sudan meydana gelen nimetleri zikrederek 'İşte bununla sizin için, hurmalıklardan üzümlüklerden nice bahçeler, bağlar yaptık" buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, menfeatlarının çokluğundan dolayı, öncelikle hurma ve üzüm bağlarından bahsetmiştir. Çünkü bunlar, yaş ve kuru olarak. hem yiyecek, hem katık, hem de meye yerine geçerler.

Ayetteki "İçlerinde, "yani cennetlerde "sizin için birçok yemişler bulunmakatir" ifadesine gelince bu, "Orada hurma ve üzüm bağları olduğu gibi, pekçok yemişler de bulunmaktadır" demektir.

"Onlardan yersiniz" buyruğu hakkında şöyle der: "Bu ifadenin, Arabların, "Onlar onlardan meydana gelen yiyecek ve rızıkları yiyorlar" anlamında olmak üzere "Falanca, edindiği işten ve yaptığı sanatından yer içer" şeklindeki söz kabilinden olması muhtemeldir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, "Bu cennetler, sizlerin kendilerinden geçindiğiniz çeşitli rızıklarınız ve maişetlerinizdir" demek istemiştir.

Tûr'ı Sîna

Cenâb-ı Hakk'ın, "(Sizin için) Tur-ı Sina'dan çıkan bir ağaç da yarattık..." beyanına gelince bu, bir önceki ifadede bulunan lafzına atıftır. Yine bu ifadenin başındaki kelime, takdiri, "O ağaç da, sizin için yarattığımız şeylerdendir" şeklinde olmak üzere, muahhar mübtedâ olarak merfû da okunmuştur. Keşşaf Sahibi şöyle der: "Gerek Tûr-ı Seyna'e, gerek Tûr'i Sinine ifadelerindeki Tûr kelimesi, ya isimleri Seynâ ve Sin'in olan, bir mıntıkaya muzaf olarak kullanılmıştır veyahutta, bunun muzâf olduğunu söyleyenlere göre, "İmru'l-Kays" ve "Ba' lebekke" kelimeleri gibi, muzâf ve muzâfun ileyhiden meydana gelmiş bir terkib olarak, bir dağın adıdırlar. (......) kelimesinin sinin kesre ile okuyanlar, ve ücmeliğinden (Yabancı menşe'li kelime olduğundan), veyahutta yine marifeliğinden ve müennes olmasından dolayı gayr-münsarıf yapmışlardır Çünkü bu kelime, "arazî, toprak parçası" kelimesi ile tevil edilmiştir. (Fi'lâe) kalıbının elifi, tıpkı ve (Hırbâe) kelimeleri gibi müenneslik alâmeti değildir. Bu kelimenin sin'ini fethalı okuyanlar, bunu gayr-ı munsarıf yapmamışlardır. Çünkü bunun elifi, tıpkı (......) kelimesinde olduğu gibi, müenneslik içindir. Bunun, Filistin'de bir dağ olduğu ileri sürüldüğü gibi, Mısır'la Eyle arasında bulunduğu da söylenilmiştir. Hazret-i Musa'ya da, buradan seslenilmiştir. A'meş bu kelimeyi, kasr ile, "Seyna" şeklinde okumuştur.

Cenâb-ı Hakk'ın, "o yağı ile... biter" ifadesine gelince, bu, hâl mahallinde bir ifade olup, "kendisinde yağ bulunduğu halde biter" demektir. Bu tıpkı, ordusuyla beraber emir de at bindi" manasında olan denilmesi gibidir. Bu kelime, ifâl babından (Tunbitu) şeklinde de okunmuştur ki, bunun şu iki izahı yapılabilir:

a) (......) de (......) anlamındadır. Nitekim Züheyr "İhtisas sahiplerinin, onların evlerinin etrafında, küme küme olduklarını gördüm. Hatta, yenilikler bitince bile (bu böyledir)" demiştir.

b) Bu kelimenin mefûlû mahzûf olup, "Kendisinde yağı olan zeytinlerini bitirir" şeklindedir. Müfessirler şöyle demişlerdir: "Cenâb-ı Hak, bu bitirme işini, zeytinler diğer yerlere oradan dağılıp yayıldığı ve, büyük kısmı da orada bulunduğu için, bu dağa nisbet etmiştir.

Ayetteki "bir katıkla...." ifadesine gelince. Bu, ayetteki "dühn" (yağ) kelimesine ma'tûf olup, "yiyenler için bir katık" manasınadır. "Sıbğ" ve "Sıbâğ", kendisiyle boyanılan şey yani boya demek olup, yani ekmek boyanan madde" demektir. Sözün özü şudur: Allahü teâlâ, bu ağaç ile verdiği nimetlere dikkat çekmiştir. Çünkü bu ağaç, kendisiyle taze tane halinde ve içinde yağ depolanmış olduğu halde, kendisinden çokça istifâde edilen zeytin meyvesi ile, sıkılmak ve ondan çok yararlı olan zeytinyağının çıkarılması ile de faydalanılır.

4. Delil: Davarlar

20 ﴿