25"Celalim hakkı için Nuh'u kavmine, (Peygamber olarak) gönderdik ve o: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka hiçbir tanrınız yok. Ittikâ etmeyecek misiniz?" dedi. Bunun üzerine, kavminden, ileri gelen kâfir bir güruh şöyle dedi: "Bu, sizin gibi bir insandan başkası değildir. O aranızda sivrilmek, üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi, elbette, melekler indirirdi. Biz evvelki atalarımızdan böyle bir şey duymadık. Kendisinde delilik olan bir adamdan başkası değildir. O Binâenaleyh bir müddete kadar onu gözetleyin" Bazı kimseler şöyle demişlerdir: Nûh (aleyhisselâm)'un esas ismi, "Yeşkur" idi. Şu sebeblerde'n dolayı sonraları ona Nûh denilmiştir: a) Kavminin helakine duâ ederken, kendi kendine çokça "nevha" yaptığı, ağlayıp sızladığı için... Allahü teâlâ, bu dualarından dolayı kavmini tufan ile helak etti. O da buna pişman oldu. b) Oğlu hakkında Rabbine müracaat ettiği için... c) Cüzzamlı bir köpeğe rastladı ve ona: "Ey çirkin şey, oşt..." dedi. Bundan dolayı, Cenâb-ı Allah tarafından, kınandı ve Allahü teâlâ ona, "Onu yarattığım için beni mi, yoksa o köpeği mi ayıpladın" diye vahyetti. Alemlerin (özel isimlerin), isim oldukları şahıs ve varlıklarda, herhangibir sıfatı göstermedikleri sabit olduğu için, bütün bu izahlar müşkildir, uzaktır. Tevhide Daveti Hak Teâla'nın "Allah'a kulluk edin" ifadesi, "Allahü teâlâ, Nuh'u, bir olan ilaha ibadete insanları davet işiyle vazifelendirip, Nuh'un da insanları buna davet etmesi ancak herşeyden önce O ilâhı tanımaya çağırmakla mümkün olmuştur. Çünkü tanınmayan ve bilinmeyene ibadet mümkün değidir. İbadet ancak, ibadet edilecek olan bilindikten sonra, mümkün ve farz olur" demektir. Ayetteki "Sizin O'ndan başka hiçbir tanrınız yok" ifadesi, "Allah'dan başkasına ibadet caiz değildir. Çünkü O'ndan başka ilah yoktur. İbadete yakışan, yaratmak, hayat vermek ve benzeri şeyleri yaparak in'âm edene, iyilikle karşılık vermektir. Binâenaleyh bu in'âm ancak Hak teâlâ tarafından yapılabildiğine göre, daha nasıl ne zararı, ne faydası olmayan şeylere ibadet edilebilir? Ayetteki gayruhu kelimesi, hem "ilah" kelimesinin mahalline göre, ref ile, hem lafzına göre, cer ile okunmuştur. Sonra bu davet, o kavme fayda vermeyip, Allah'dan başkasına ibadetlerine devam edince, Hazret-i Nuh (aleyhisselâm) onları, "ittikâ etmeyecek misiniz?" diye sakındırmıştır. Çünkü bu, onların içinde bulunduktan inanç ve hareketlerden vazgeçmeleri için, bir men ve ilâhi cezaya düşmekten sakındırmayla yapılan bir tehdiddir. Kavminin İtirazları Daha sonra Cenâb-ı Hak, onların, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın peygamberliğini inkâr hususundaki şu şüphelerini nakletmiştir. Onun Sade İnsan Olması Birinci Şüphe: Bu, onların "Bu, sizin gibi bir insandan başkası değildir" şeklindeki sözleridir. Bu şüphe,şu iki manaya gelebilir: a) Şöyle denebilir: "Nûh, kuvvet, anlayış, ilim zenginlik, fakirlik, sıhhat ve hastalık bakımlarından, diğer insanlar gibi olduğuna göre, onun Allah'ın peygamberi olması imkansızdır. Çünkü Peygamberin, mutlaka Allah katında değeri büyük birisi ve Allah'ın sevgili kulu olması gerekir. Seven kimsenin, mutlaka kendini sevene daha fazla derece ve şeref vermesi lâzımdır. Binâenaleyh Nûh (aleyhisselâm)'da böyle şeyler olmadığına göre, onun peygamber olmadığını anlıyoruz" b) Şöyle de denebilir: "Bu insan, her hususta sizin gibidir. Fakat, bunun kafasına riyaset sevgisi düşmüş ve lideriniz olmak istemiştir. Buna çâre olarak da, peygamberliğini iddiadan başka birşey bulamamıştır. İşte bu, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın kavminin, onun peygamberliğini tenkid hususunda bir şüphe olmuştur. Bu ihtimal, Cenâb-ı Hakk'ın söylediklerini haber verdiği, "O, aranızda sivrilmek, size karşı üstünlük taslamak istiyor" şeklindeki sözleriyle de kuvvet kazanır. Bu söz, "O, size üstünlük taslamak ve size başkan olmak istiyor" demektir. Bu tıpkı, "Onlar dediler ki: "... Bu yerde devlet ikinizin (elinde) olsun diye mi bize geldiniz?" (Yûnus, 78) ayetinde olduğu gibidir. Melaike'nin Resul Olması İkinci Şüphe: Onların "Eğer Allah dileseydi, elbette melekler indirirdi" şeklindeki sözleri. Bunun izahı şöyledir: "Allahü teâlâ eğer, insanlığa doğru yolu göstermek isteseydi, bu maksadı daha fazla temin edecek şeyi yapardı. Melekleri peygamber olarak göndermenin, bu maksadı elde etmede, onlara bir insanı peygamber olarak göndermeden daha kuvvetli olduğu malumdur. Çünkü meleklerin şanları,yüce kuvvetleri fazla ve ilimleri çok olduğu için, mahlûkat onlara daha çok boyun eğer, itaat eder ve onların peygamberliğinden şüphelenmezler. Binâenaleyh Allah, bunları göndermediğine göre, hiçbir peygamber göndermediğini anlamış oluruz. Bu Tebliğin, Mazide Olmadığı Üçüncü Şüphe: Bu, onların "Biz evvelki atalarımızdan bunu duymadık "şeklindeki sözleridir. Ayetteki, "bunu" ifadesi, ya Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın (peygamberliği) meselesine, yahut, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın Allah'a ibadete teşvik için onlara söylediği sözlere işarettir. Buna göre mana, "Biz böyle bir söz duymadık" Yahut, "Biz, insan olduğu halde, Allah'ın peygamberi olduğunu iddâ eden birisini hiç duymamıştık" şeklindedir. Onların bu şüphelerini şöyle izah edebiliriz: "Onlar, kendi din ve inançları hususunda, sadece taklide ve atalarının dediklerine dayanıyorlardı. Dolayısıyla Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın peygamberliği hususunda, bu yollarda bir işaret göremeyince, onun yanlış olduğu neticesine vardılar" Kâdî şöyle der: "Onların, bu sözle Hazret-i Nûh aleyhisselâm)'ur peygamber olarak gönderilmiş bir elçi olduğunu kastetmiş olmaları da muhtemeldir. Çünkü onların atalarının zamanında, bir fetret devrinin (peygamber nurundan mahrum bir dönemin) bulunmuş olması imkansız değildir. Yine onların bu söz ile, kendilerinin, bir olan Allah'a ibadete çağrılmalarını yadırgamalarını da kastetmiş olabilirler. Çünkü ataları putlara tapıyorlardı. Cinnet İddia Etmeleri Dördüncü Şüphe: Bu, "Kendisinde delilik olan bir adamdan başkası değildir. O...." şeklindeki sözleridir. Cinnet, delilik veya cin manasınadır. Çünkü halkın câhilleri, mecnûnlar hakkında, cin çarpmasından ötürü, aklının zail olduğunu söylerler. Bu, avam nezdinde, çokça kabul gören bir şüphedir. Çünkü Hazret-i Peygamber (aleyhisselâm)'de, kavminin alıştığı şeylerin aksine olarak bu işi yaptığında, ileri gelenler ve liderler avam halka, "O delirmiş. Delirmiş, cin çarpmış olan, nasıl peygamber olabilir" diyorlardı. Fiyasko Beklemeleri Besinci Şüphe: Onların "Binâenaleyh bir müddete kadar onu gözetleyin" şeklindeki sözleridir. Bunun, kendinden önceki cümle ile alakalı olması muhtemeldir. Buna göre sanki, "O bir mecnun... Dolayısıyla işinin neticesi, deli olduğu iyice ortaya çıkıncaya kadar sabredin. Eğer iyileşirse ne alâ, aksi halde öldürürsünüz" denilmektedir. Bu cümlenin, müstakil bir söz olması da muhtemeldir. Bu da onların, milletlerine "sabredin, eğer o gerçekten bir peygamber ise, Allah ona yardım eder, destek olur. Biz de o zaman ona tabî oluruz. Yok eğer yalancı ise, Allah onu yardımsız bırakır. İşini çürüğe çıkarır. Biz de böylece ondan kurtuluruz" demeleri manasınadır. Cenâb-ı Hakk'ın, onlardan naklettiği şüphelerin tamamı budur. Bil ki Hak teâlâ, bu şüphelere, zaten çok çarpık, yanlışlıklan ortada olduğu için cevab vermemiştir. Zira akıllı olan her insan bilir ki Resul, melek cinsinden olmasıyla Peygamber olmaz, diğer insanlardan farklı olarak mucizelerinin bulunmasıyla peygamberliği belli olur. Binâenaleyh ister melek cinsinden, ister beşer cinsinden olsun, mucize izhar etmesiyle peygamberliği anlaşılır. Hatta peygamberin, önceki sürelerde geçtiği gibi, insan cinsinden olması daha evladır. Çünkü aynı cinsden olma, ülfet ve ünsiyet sebebidir. Nûh (aleyhisselâm)'ın kavminin ileri gelenleri "O, aranızda sivrilmek ve size karşı üstünlük taslamak istiyor" şeklindeki sözleri ile eğer, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın, kavminin kendisine itaat etmesi için, kendisinin onlardan daha şerefli olduğu ortaya koymayı isteğini kastediyorlarsa, (bilin ki) bu tür hareket tarzı peygamber için zaten gereklidir. Yok eğer onları bu sözleriyle, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın kibir, zorbalık ve boyun eğdirmek için, onlara üstünlük tasladığın kabul ediyorlarsa, (bilin ki) peygamberler böylesi şeylerden kesinlikle uzaktırlar. Onların, "Biz, bunu duymadık" şeklindeki sözleri, "taklid yoluna bağlı olmaksızın, birşeyin yok olduğu neticesine varmaktır ki bu da son derece düşüktür, yanlıştır. Çünkü herhangi bir şeyin yokluğunu, gelenekte bulunmasına dayanarak ispatlama, iddasıdır ki son derece değersiz bir istidlaldir. Zira taklidin (geleneğin) varlığı bir şeyin varlığına delil olmaz. Öyleyse yokluğu nasıl olur da ademine delil olabilir? Onların, "Kendisinde delilik olan" şeklindeki sözlerine gelince, bilin ki onlar yalan söylemişlerdir. Çünkü onlar, kesinkes onun aklının mükemmel ve tam olduğunu biliyorlardı. Onların, "Binâenaleyh bir müddete kadar onu gözetleyin" şeklindeki sözleri de zayıftır. Çünkü onun peygamber olduğuna dair bir delil ve mucize olursa, onların o anda, derhal, onun sözünü kabul etmeleri gerekir ve bunu, onun devletinin (gücünün) ortaya çıkmasına bağlamak caiz olmaz. Çünkü devlet (güç), gerçeğe delâlet etmez. Yok eğer, onun peygamber olduğunu gösterecek bir mucize ortaya çıkmazsa da, devleti (gücü) ortaya çıksa da, çıkmasa da, onun sözünü kabul etmek caiz olmaz. İşte bütün, cevab olarak bu hususlar, son derece açık ve ortada olduğu için, Hak teâlâ bu cevabları Kur'ân'da belirtmemiştir. Nuh (aleyhisselâm)'a Verilen Talimat |
﴾ 25 ﴿