30"O (Nûh), "Ya Rabbi, onların beni yalanlamalarına mukabil, sen bana yardım et." dedi. Biz de ona şöyle vahyettik: "Bizim nezâretimiz ve vahyimiz ile gemi yap." Nihayet (helaklerine dâir) emrimiz gelip de o fırın kaynaymca, ona her ikişer çift ile aileni alıp (geminin) içine gir, aleyhlerine söz geçmiş olanlar müstesna. O zulmedenler hakkında bana hiçbir şey söyleme. Çünkü onlar boğulacaklardır. Artık sen maiyyetinde bulunanlarla beraber, geminin üstünde doğrulunca şöyle de: Bizi o zâlimlerden kurtaran Allah'a hamdolsun" (şöyle de) de: "Rabbim, beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın. Şüphe yok ki bunda nice ibretler vardır. Biz, elbette imtihana çekenleriz" . Ayetteki "Ya Rabbî onların beni yalanlamalarına mukabil, sen bana yardım et" ifadesi ile ilgili şu açıklamalar yapılmıştır: 1) Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a yardım, onların helaki demektir. Buna göre sanki o: "Ya Rabbî, beni tekzîb ettikleri için onları helak et" demiştir. 2) "Beni tekzib etmelerine karşı, bana yardım et." Bu tıpkı, "şu şuna mukabil, şu şunun yerine" demen gibidir. Buna göre mana, "Onların beni yalanlamalarından doğan kedere karşılık, onlara karşı bana yardım etme tesellisini ver" şeklindedir. 3) "Bana, onlar için va'dettiği azabı yerine getirerek yardım et." Bu azab da, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın onlara, "Ben sizin için, büyük bir günün azabından korkuyorum" (A'raf, 59) dediğinde, onların onu bu hususta tekzib etmeleri sebebiyle olandır. Cenâb-ı Hak, onun duasını kabul edin "Biz de ona şöyle vahyettik: "Bizim nezâretimizde gemi yap." buyurmuştur. Yani "Bizim muhafazamız ve korumamız altında" demektir. Sanki Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) ile birlikte, ona sataşılmasın, işini bozmasınlar diye, Allah tarafından bizzat onu koruyan bir muhafız bulunmaktadır. Arapların "Onun üstünde Allah tarafından, onu gözetip koruyan bir göz vardır" şeklindeki sözü de bu manadadır. Binâenaleyh bu ayet, müşebbihe'nin "şüphesiz Allah, Âdem'i suretinde yarattı" Buhari, Isti'zan, 1; ,Müslim, Birr, 115 (4/2017). hadis-i şerifine tutunmadaki görüşlerinin yanlışlığına delâlet eder. Çünkü (ikiden çok) gözlerin varlığı buna manîdir. Alimler, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın, gemiyi nasıl yaptığı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu cümleden olarak, onun marangoz olduğu, gemi yapımını bildiği ileri sürüldüğü gibi, Cebrail (aleyhisselâm)'ın ona gemi yapmayı öğrettiği ve nasıl yapılacağını ona anlattığı da söylenmiştir. Ayetteki, "Bizim nezâretimiz ve vahyimiz ile" ifadesinden ötürü, bu ikinci görüş doğruya daha yakındır. Emr Kelimesinin İzahı Hak teâlâ'nın "Emrimiz geldiğinde" ifadesine gelince, bil ki "emir" sözü, bir işi sözlü olarak, üstten gelmek suretiyle isteme manasında "hakikat" tir. Bu kelime, aynı şekilde, "hakikat" olarak "büyük iş" manasına da gelir. Bu ikincisinin delili şudur: Mesela sen, "Bu, manaları arasında zihnin dönüp dolaştığı bir emirdir." dediğinde, bu işin, o manalarda hakikat olduğuna delâlet eder. Bunun geniş izahı, el-Mahsul fi'l- Usûl kitabımızda yapılmıştır. Bazı kimseler de, Cenâb-ı Hak, bu gemi yapma işine, büyüklüğünü ve önemini göstermek için "emir" adını vermiştir. Bu tıpkı, " (Allah) göğe ve arza "ikiniz de ister İstemez gelin" buyurdu. Onlarda, "isteye isteye geldik" dediler" (Fussilet, 11) ayetinde olduğu gibidir. Tennûr'un Manası Ayetteki "Fırın kaynadı" ifadesindeki "tennûr"un manası hususunda âlimler ihtilâf ettiler. 1) Ekserisi bunun, şu bildiğimiz Fırın ve tandır manasına olduğunu söylemişlerdir. Rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a: "Suyun fırından kaynadığını gördüğünde, sen ve bereberindekiler gemiye binin" denilmiş. Su, fırında (tandırda) kaynayıp fışkırınca, hanımı bunu ona haber vermiş. O da gemiye binmiş. Bu fırının, Hazret-i Âdem (aleyhisselâm)'ın (yani ondan kalma) fırın olduğu, taştan olduğu ve Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a miras kalmış olduğu rivayet edilmiştir. Yine bu fırının (tandırın) nerede olduğu hususunda da ihtilaf edilmiştir: Şa'bî'nin bunun Küfe Mescidi'nde, girişte sağ'da, Kinde kapısının hizasında olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. Yine Nûh (aleyhisselâm)'ın o gemiyi, bu mescidin ortasına rastlayan yerde yapmış olduğu da söylenmiştir. Bu fırının, Şam'da, "Aynu Verde" denilen bir yerde olduğu söylendiği gibi, Hindistan'da olduğu da ileri sürülmüştür. 2) Bu ifade, bütün yeryüzü manasınadır. Bu görüş Ibn Abbas (radıyallahü anh)'a aittir. 3) Bu, yeryüzünün en yüksek yeri manasınadır. Bu görüş de Katâde'den rivayet edilmiştir. 4) Hazret-i Ali (radıyallahü anh) buna, "Fecr doğduğu, Şafak attığ zaman" manasını vermiştir. Tandırın (fırının) kaynamasının, bu zamanda olduğu söylenmiştir. 5) Bu, tıpkı Arapların "Tandır iyice kızdı" şeklindeki deyimleri gibidir... 6) Hasan el-Basri: "Tennûr içine suyun aktığı biryer olup, geminin en alçak yeridir" demiştir. Bunlardan birinci görüş doğrudur. Çünkü delil olmaksızın, bir sözün hakiki manasını bırakıp ona, mecazî mana vermek caiz değildir. Bil ki Allahü teâlâ, tandırın (fırının) kaynamasını, kaynadığında hem kendisinin, hem kavminden imân edenlerin kurtulmasını isteyerek gemiye binmesi için, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a bir işaret kılmıştır. Hak teâlâ'nın ifadesi, "Ona bin, içine gir" demektir. Nitekim Arapça'da hem kendi girdi, hem başkasını girdirdi" manasında denilir. Her Canlıdan İki Eş Ayetteki "her ikişer çiftten" ifadesi, "O, hayvanların nesli tükenmesin diye, Mevcud olan hayvanlardan bir çift, yani bir erkek bir dişi al" demektir. Onlardan her biri bir zevç (eş) tir. Yoksa avamın zannettiği ve kullandığı gibi, "zevç", iki manasına gelmez. Rivayet olunduğuna göre, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) doğuran ve yumurtlayan hayvanlardan (çiftler) almıştır. Her ümmetten, yani her türden bir çift manasında olmak üzere, (......) şeklinde okunmuştur. "İsneyn' ise, "zevceyn" kelimesini te'kid eden ve iyice açıklayan bir kelimedir. Hak teâlâ'nın "Aleylerine söz gelmiş olanlar müstesna ehlini de (al)" ifadesi, "Ehli iyalini de gemiye bindir" demektir. edatı, zararlar için, aleyhte olan şeyler için kullanılır. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Kazandığı, onun lehinedir, iktisâb ettiği aleyhinedir" (Bakara. 286) buyurmuştur. Ehl Kelimesi Bil ki bu ayet, şu iki şeye delâlet eder: a) Allahü teâlâ'nın Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a, ailesinden olmasa da, diğer mü'minleri gemiye bindirmesini emrettiğine delâlet eder. Ayetteki "ehl" (aile) sözü ile gerek neseb, gerek sebeb (evlilik gibi sebebler) cihetinden, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın yakınları değil de, bütün imân edenlerin kastedildiği söylenmiştir. Ama bu görüş tutarsızdır. Zira aksi halde, bu ifâdeden, "Aleyhine söz geçmiş olanlar müstesna" şeklinde bir istisna yapılması caiz olmazdı. b) Cenâb-ı Hak, "O zulmedenler hakkında bana hitabta bulunma " buyurmuştur. Hak teâlâ, bununla, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın oğlu Kenan'ı kastetmiştir. Çünkü Allah, kâfirleri helak edeceğini haber verince, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ı onlardan bazıları hakkında, istekte bulunmaktan nehyetmesi gerekmiştir. Çünkü eğer Cenâb-ı Hak, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın o husustaki duasına icabet edecek olsa. Kendisinin doğru haberini yalana çevirmiş olacak; yok eğer icabet etmeyecek olsa, o zaman da bu, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın değerini küçültme olacak. Halbuki Allah, "Çünkü onlar boğulmuşlardır" yani "Bu boğulma işi, kesin olarak onların başına gelecektir" buyurmuştur. Hak teâlâ "Artık sen, maiyyetinde bulunanlarla beraber, geminin üstünde doğrulunca..." buyurmuştur. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle der: "Gemide seksen kişi vardı. Bunlar, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) ve Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın boğulmayan diğer hanımı, Sam, Ham ve Yâsef adlarındaki oğulları, bunların üç hanımı ile yetmişiki mü'min idi. O halde bütün mahlûkat o gemide olanların soyudur." Ayetteki "Şöyle de: "Bizi o zâlimlerden kurtaran Allah'a hamdolsun" ifadesi ile ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Cenâb-ı Hak, "Deyiniz" değilde, "de", buyurmuştur. Çünkü Hazret-i Nûh (aleyhisselâm), onların peygamberleri, onların önderleri idi. Dolayısıyla bu söz kendisinde nübüvvetin üstünlüğünü belirtmek, rubûbiyyetin kibriyasını ortaya koymak ve bu hitaba ancak melek ve peygamberlerin erişebileceği bildirme gibi inceliklerin bulunmasının yanısıra Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın şahsında onlara da denilmiş gibidir. Vasıtaya Binerken Zikir Katâde şöyle der: "Allah size gemiye binerken, "Onun akıp gidişi de, demir atışı da Allah'ın adıyla olur" (Hûd, 41) demenizi, hayvana binerken, "Bunları bize musahhar kılan Allah'ı tesbih ederiz. Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik" (Zuhruf, 13) demenizi ve bineğinizden inerken de, "Rabbim beni bereketli bir yere indir. Sen, indirenlerin, konuk edenlerin en hayırlısısın" demenizi öğretmiştir. Ensardan bir zat da şöyle der: "Cenâb-ı Hak peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) "Rabbim beni sıdk girdirilişiyle girdir. Sıdk çıkarışı ile çıkar "de" "(isrâ, 80) ve "Kur'ân okuduğun zaman, şeytan-i racim'den Allah'a sığın"(nahl, 98) buyurmuştur. Buna göre Hak teâlâ sanki insanlara, her hallerinde, Allah'ı zikirden ve O'na sığınmaktan gafil olmamalarını emretmiştir. Üçüncü Mesele Bu söz, Nûh (aleyhisselâm)'ın kavminin kâfirlerinin hal ve hareketlerinin çok çirkin ve saçma olduğunu ifade eder. Çünkü Cenâb-ı Hak, onlar için dua etmeyi Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a yasakladıktan sonra, onları helak etmesine ve onlardan kendilerini kurtarmasına karşılık Allah'a hamdetmelerini emretmiştir. Bu tıpkı, "işte bu suretle o zulmedenlerin soyu sopu kesilmişti" (En'am, 45) ayetinde ifade edildiği gibidir. Cenâb-ı Hak, onların gemiye binişlerini boğulmaktan kurtarma saymıştır. Çünkü O, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a işte bu gemi sayesinde, hem kendisini, hem ona tabî olanları kurtaracağını bildirip öğretmişti. Binâenaleyh Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ın, Cenâb-ı Hakk'ın kendisini işte bu fiili sebebiyle emin kılmış olması açısından, "Bizi kurtaran Allah'a hamdolsun" demesi doğru ve yerinde olmuştur. Hak teâlâ, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'un kavminin zâlim olduğunu söylemiştir. Çünkü onlardan sâdır olan küfürleri, öncelikle kendi nefisleri için bir zulümdür. Zira Hak teâlâ, "Hiç şüphesiz ki şirk en büyük bir zulümdür" (Lokman, 13) buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'a kavmini helak etmesinden dolayı, hamdi emredince, kendisi için de duâ edip, "Rabbim, beni bereketli ber yere kondur" demesini emretmiştir. Bu kelime, inzal (masdar) manasına, (......) şeklinde de okunmuştur. Bu ifade tıpkı Hak teâlâ'nın, "O, bunları hoşnud olacakları bir yere sokacaktır" (Hacc, 59) ayetinde olduğu gibidir. Âlimler burada yer alan "menzil" ile ne kastedildiği hususunda değişik görüşler belirtmişlerdir: 1) Bununla, bizzat geminin kendisi kastedilmiştir. Binâenaleyh kim o gemiye binerse, gemi onu, kavminin başına gelen helakten kurtarır. 2) Bununla Cenâb-ı Hakk'ın, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm)'ı gemiden çıkışını müteakib, yeryüzünde bereketli bir yere kondurup konaklaması kastedilmiştir. Birinci görüş daha doğrudur. Çünkü Hak teâlâ, ona böyle duâ etmesini, gemide iken emretmiştir. Dolayısıyla, ayette bahsedilen menzilin (konaklama yerinin), başka yer değil, orası olması gerekir. Daha sonra Hak teâlâ, "Sen konuk edenlerin en hayırlısısın" ifadesi ile, hernekadar Cenâb-ı Hak konuk edenlerin, konaklandıranların en hayırlısı ise de, bu konaklandırma işinin Allah'dan olabileceği gibi, başkaları tarafından da olabileceğini beyân etmiştir. Allah Konuk edenlerin en hayırlısıdır. Zira O, konuk ettiği kimseleri, diğer halleri hususunda da korur ve o kimseden hükmünün ve hikmetinin gereği olarak her türlü kötülüğü defeder. Daha sonra Allahü teâlâ, Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) ve kavmine âit olarak anlattığı bu şeylerde, imana davet ve küfürden menetme hususunda, bir takım ayetlerin, delillerin ve ibretlerin bulunduğunu beyân etmiştir. Çünkü böylesi sulan ortaya çıkarmaya, sonra onları yok etmeye sadece ve sadece, herşeye gücü yeten bir kadir muktedir olabilir. Bu hâdisenin, Hazret-i Nuh'un sözüne uygun bir şekilde meydana gelmesi de, yine büyük bir mucizedir. Kâfirleri yokedip, inanan ve itaatkar olanları yeryüzünde bırakmak, ibret "Biz, elbette imtihana çekenleriz" ifadesi ile, "Biz, elbette daha önce geçen hadiseler ile sizi imtihan ederiz" manası kastedildiği gibi, bununla, "daha sonraki şeylerden ötürü imtihana çekeriz" manası da kastedilmiş olabilir. Bu ikincisi doğruya daha yakındır. Çünkü ayet, istikbâl (gelecek zaman) manasını ifade etmede, hakiki mana gibidir. Dolayısıyla ayet bu manaya alındığında şunlar ileri sürülebilir: 1) Bununla ileride mükellef olacak kimseler kastedilmiştir. Binâenaleyh mana, "Mükellef kılacağımız kimselerin, bahsettiğimiz şeylerden ibret almaları gerekir" şeklinde olur. 2)Mana, "Peygamberleri tekzib etme hususunda Nuh'un kavminin yolunu benimseyenleri, cezalandıracağız" şeklindedir. 3) Mana, "Peygamberlerini yalanlayanları boğma ve benzeri şekillerde cezalandırdığımız gibi, bütün boğmaların bundan dolayı olduğu zannedilmesin diye, -azan azab etmek için değil, bir maslahat ve hikmetten ötürü, yalanlayıcı olmayanları da suda boğmak suretiyle imtihan ederiz" şeklindedir. Hud ve Salih (aleyhisselâm)'ın Kıssaları |
﴾ 30 ﴿