50

"Meryem'in oğlunu da, anası (Meryem'i) de bir ayet kıldık. Onları, düz ve akarsuya mâlik bir tepede barındırdık".

Onlara "Ayet" Denilmesinin İzahı

Bil ki Meryem'in oğlu, Hazret-i İsâ (aleyhisselâm)'dır. Allahü teâlâ, onu babasız yaratıp, daha bebek iken beşikte iken konuşturduğu ve onun eliyle, anadan doğma körleri ve ataca hastalarını iyileştirip, ölüleri canlandırdığı için, bir ayet (mucize) olarak bildirmiştir. Hazret-i Meryem (aleyhisselâm)'a gelince, Allahü teâlâ onun da, Hazret-i İsâ (aleyhisselâm)'a erkeksiz olarak hâmile kaldığı için, bir mucize kılmıştır. Hasan el-Basrî şöyle der: Hazret-i İsâ (aleyhisselâm) gibi, annesi Meryem'de daha bebek iken konuşmuştur. Bu, Hak teâlâ'nın, "Bu Allah katındandır. Çünkü Allah, dilediğine hesapsız rızık verir" (Al-i İmran, 37) ayetinden anlaşılan husustur. Hazret-i Meryem (aleyhisselâm), aynı zamanda bebek iken hiç kimsenin memesinden süt emmemistir. Kadî: "Eğer bu böyle ise, o zaman bu Hazret-i Zekeriyâ (aleyhisselâm)'ın bir mucizesi olmuş olur. Çünkü Hazret-i Meryem (aleyhisselâm), bir peygamber değildir, olamaz" demiştir. Biz de diyoruz ki, "Kâdi bu sözü, onlarca (mu'tezile'ce) hem irhâs, hem de evliyanın kerameti caiz (mümkün) olmadığı için söylemiştir. Fakat bize göre, bu ikisi de caizdir. Binâenaleyh Kâdi'nin söylediği söze İtibar edilmez. Doğruya en yakın olan, Cenâb-ı Hakk'ın, Hazret-i Meryem (aleyhisselâm) ile Hazret-i isa'yı, bizzat doğumları itibarıyla, birer ayet (mucize) kılmıştır. Çünkü Hazret-i İsâ (aleyhisselâm), babasız doğmuş; Hazret-i Meryem (aleyhisselâm) de onu ersiz doğurmuştur. Binâenaleyh onların her ikisi de, doğumda alışılmış âdet olan şeyi bozan, bu enteresan noktada müşterektirler. Yapılan bu izahın, daha doğru olduğuna şu iki şey delâlet eder:

1) Hak teâlâ, "Meryem'in oğlunu da, anası (Meryem'i) de bir ayet kıldık" buyurmuştur. Çünkü mucize onların elinde değil, bizzat kendilerinde zuhur etmiştir. Binâenaleyh bu, ölüleri diriltme gibi, Hazret-i İsâ (aleyhisselâm)'ın elinde zuhur eden mucizeler manasına anlaşılmasından daha evlâdır. Çünkü bu doğum hadisesi, hem Hazret-i İsâ (aleyhisselâm)'da hem de Hazret-i Meryem (aleyhisselâm) de tahakkuk eden bir mucizedir. Yine onların her ikisinin beşikte iken konuşmaları da böyle bir mucizedir. Fakat bunlar dışındaki mucizeler, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'da değil, onun elinde zuhur eden mucizelerdir.

2) Allahü teâlâ, "iki ayet" dememiş, "bir ayet" demiştir. Binâenaleyh bu ifadeyi, ancak ikisinin toplamı ile, ikisinin müşterek oldukları bir hususa hamletmek daha evladır. Bu müşterek husus da, sadece Hazret-i İsâ (aleyhisselâm)'da olan mucizeler değil, her ikisinin ortak olduğu doğum hadisesidir.

Rabve'nin İzahı

Hak teâlâ'nın "Onları düz ve akarsuya mâlik bir tepede barındırdık" ifadesi, "Biz, bir "rabve" yi onların sığınağı kıldık" demektir. Bu kelime, râ'nın üç türlü harekesi ile, rabve, ribve ve rubve ve rubâve, ribâve, rebâve kelimelerinin hepsi de, "yüksek yer, tepe" manasınadır. Katâde ve Ebu'l-Âliye, bu yerin, Beyt-i Makdis arazisi olan, "İliyâ" olduğunu söylerken; Ebu, Hureyre (radıyallahü anh) burasının "Remle" olduğunu söylemiştir. Kelbî ve Ibn Zeyd, bu yerin Mısır olduğunu ileri sürerlerken, ekseri âlimler, bunun Dimeşk (Şam) beldesi olduğunu söylemişlerdir. Mukâtil ve Dahhâk da, bunun Şam'ın sulak arazileri olduğunu söylemişlerdir.

Karar ve Main Kelimeleri

"Karâr kelimesi, düz ve geniş toprak parçası manasınadır. Katâde, bu ifadeye, "meyveli ve sulu yer" manası vermiştir. Yani, "Orada yerleşmiş olanlar, meyveli olduğu için orada karar kılmış, kalmışlar" demektir.

"Ma'in" ise, yeryüzünde akan su demektir. Böylece Hak teâlâ, Hazret-i Meryem'e verdiği nimetlerin mükemmelliğine, bu kısa özlü ifade ile işaret etmiştir. "Ma'in" kelimesinin manası hususunda şu iki görüş ileri sürülmüştür:

1) Bu kelime, ism-i mef'ûldür. Çünkü akarsu, ortada olduğu için, göz ile idrâk olunur (yani ma'îndir). Bu kelime, birisi birşeyi gözü ile gördüğünde kullanılan, tite fiilinden türemiştir. Ferra ve Zeccâc: "istersen sen bu kelimeyi, ma'ûn masdanndan, fa'îl vezninde bir isim de kabul edebilirsin. Bu durumda bunun aslı ma'n (suyun akışı) kelimesi olur. Ma'ûn ise, fâ'ûl vezninde olup, aynı köktendir" demişlerdir. Ebu Ali ise şöyle der: "Ma'în, inkiyâd edilen, karşı çıkılmayan kolaylık; ma'ûn ise, verene kolay olan demektir." Alimler şöyle demişlerdir: "Bu barındırmanın sebebi şudur: Hazret-i Meryem oğlu, İsâ (aleyhisselâm)'ı o tepeye götürmüş ve orada oniki yıl kalmıştır. O ikisini, Meryem'in amcaoğlu Yusuf götürmüştü. Hazret-i Meryem, kralları öldükten sonra ailesine, yurduna dönmüştür. İşte bu suredeki kıssaların sonu burasıdır. Allah en iyi bilendir.

Resullere Verilen Emir

50 ﴿