61

"Hakikaten Rablerinin haşyetinden rikkate gelenler, Rablerinin ayetlerine iman etmede sebat gösterenler, Rablerine şirk koşmayanlar, Rablerinin huzuruna dönecekleri için yürekleri korkarak, vereceklerini verenler.. İşte bunlar, hayırlarda yarışırlar ve bunlar onun için taâ önde giderler.".

Bil ki Hak teâlâ, öncekileri, "Onlar kendilerine yardım ettiğimiz, mal ve evlâd ile, kendilerine hemen aceleden hayır verdiğimizi mi sanıyorlar" buyurarak, tenkid edip, sonra da, "Onlar işin farkında değiller" buyurunca, bundan sonra, hayırlarda yanşan ve bunun farkında olanların özelliklerini saymıştır. Bunlar şu dört sıfattır:

Haşyet

Birinci Sıfat: Bu, ayetteki "Hakikaten Rablerinin haşyetinden rikkate gelenler" ifadesi ile anlatılmıştır. "Işfâk", alabildiğine rikkat ve zayıflığı bilme ile birlikte olan korku demektir. İşte bundan dolayı bazıları, "Cenâb-ı Hak, işfâk ve haşyeti, burada, te'kid için birlikte zikretmiştir" derken, bazıları da "haşyet" ilâhî azabtan korkma manasına atmışlardır. Buna göre mana, "Onlar, Rablarının azabından tirtir titreyenlerdir" şeklinde olur. Bu, Kelbî ve Mukatil'in görüşüdür. Bazıları da "işfâk", korkunun neticesi, semeresi manasına almışlardır ki bu netice de, taatı sürdürmek, ona devam etmek demektir. Buna göre mana, "Onlar, Rablerinden korkmalarından ötürü, O'na taata devam eden ve O'nun rızasını ciddiyetle elde etmeye çalışanlardır" şeklinde olur. Sözün özü şudur: "Haşyet"te, "işfâk" derecesine, yani haşyetin zirvesine varan kimse, dünyada Allah'ın gazabından, âhirette azabından çok korkar ve böylece günahlardan alabildiğince sakınır.

Ayetlere İman

İkinci Sıfat: Bu, ayetteki, "Rablerinin ayetlerine imân etmede sebat gösterenler" ifadesi ile anlatılmıştır. Bil ki Allah'ın ayetleri varlığı'na delâlet eden mahlûkatıdır. O ayetlere iman ise, onları tasdik etmek demektir. Onları tasdik etmek, eğer onlar var oldukları için ise, bu zaten iki kere iki dört edercesine malum ve açıktır, dolayısıyla böyle bir tasdikte bulunan kimse övgüye lâyık olmaz. Yok eğer, bunlar bir yaratıcının varlığının ayet ve delilleri ise, bu hususlar, kendilerine ancak üzerinde düşünmeyle ulaşılabilen şeylerden olur. İşte bunu yapan, böyle düşünen kimsenin, mutlaka bir yaratıcısının varlığını ve sıfatlarını, anlayıp, tanıması gerekir. Kalbte böyle bir bilgi tahakkuk edince, dil ile ikrar (bunu söyleme) zaten olur ki işte iman budur.

Şirkin Her Çeşidinden Uzaklık

Üçüncü Sıfat: Bu, "Rablerine şirk koşmayanlar" ifadesi ile anlatılan husustur. Bu ifade ile, Allah'ın birliğini tasdik edip, O'nun ortaklan olmadığını söyleme manası kastedilmemiştir. Çünkü bu mana, "Rablerinin ayetlerine iman etmede sebat gösterenler" ifadesinde mevcuttur. Aksine bununla şirk-i hafiye (gizli şirke) düşmeme kastedilmiştir. Bu da, insanın, ibadetlerinde ihlaslı olması, onların sırf Allah'ın rızası ve Zât-ı Bârîsi için yapması (riyaya düşmemesidir.) Allah en iyi bilendir.

Taatin Kabul Endişesini Taşımak

Dördüncü Sıfat: Bu, "Rablerinin huzuruna dönecekleri için yürekleri korkarak vereceklerini verenler" ayetinin ifade ettiği husustur. Bu, "vermeleri gereken şeyi veren, infâk edenler" demektir. Binâenaleyh bu ifâdeye, ister zekât ve keffâret gibi, Allah'ın hakkı olan (farzlardan) olsun, isterse emanet, borç, çeşitli hak ve vazifeler gibi, insanların hakkı olan şeylerden olsun, verilmesi gerekli olan her hak girer.

Cenâb-ı Hak böylece bunun ancak, onlar bunu yürekleri korkarak yaptıkları zaman fayda vereceğini beyan buyurmuştur. Çünkü noksan yapmak veya başka sebeblerden ötürü tam yerine getirememe endişesiyle ibadet eden kimse, işte bu korkusundan ötürü, o iba'deti hakkıyla yapabilmek için son derece gayret sarfeder.

Hazret-i Aişe (radıyallahü anh), Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e: "Rablerinin huzuruna dönecekleri için yürekleri korkarak vereceklerini verenler" ayetinin anlattığı kimseler, zina edip, içki içip, hırsızlık yapıp, bu işlerinden ötürü Allah'dan korkan kimseler midir?" diye sorunca, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Hayır, ey Sıddıkın (Ebu Bekir'in) kızı... Bunlar, namaz kılan, oruç tutan, tasadduk eden ve bu işlerinin yanısıra hep Allah korkusunu, kalblerinde taşıyan kimselerdir" diye cevap vermiştir.

Bil ki bu sıfatların sıralaması, son derece güzeldir. Çünkü birinci sıfat, uygun olmayan şeylerden sakınmayı gerektiren şiddetli bir korkunun varlığına; ikinci sıfat taatlarda riyayı terke; üçüncü sıfat da, bu üç sıfatı birlikte bulunduran kimsenin taatlarını, kusurlu yapma endişesi içinde yaptığına delâlet eder. Bu ise, sıddîkların en ileri makamıdır. Cenâb-ı Hak o noktaya ulaşmayı bizlere nasib etsin. (Amin).

İmdi eğer, "sizler, Hak teâlâ'nın "yürekleri korkarak" ifadesinin, "verenler"e mi, yoksa, daha önce sayılan bütün sıfatlara mı râcî olduğunu söylüyorsunuz?" denilirse, biz deriz ki: "Evlâ olan, bu ifâdenin, her dört sıfat ile de ilgili olmasıdır.

Çünkü verme işi, diğer amellerden daha üstün değildir. Çünkü maksad, bütün bunların, kusurlu yapma endişesiyle duyulan bir korku içinde yapılmalarıdır. Binâenaleyh bu vasıfları taşıyan kimse, bu vazifeleri hakkıyla yerine getirmiş olur. Fakat, bu son ifadenin "yapacaklarını yapan" şeklinde okunması halinde, söylenecek söz açıktır. Çünkü bununla şu mana murad edilmiş olur: Onlar, günahlardan sakınma iman ve amele yönelme gibi, yaptıkları ve işledikleri herşeyi, acaba, kusurlu mu yapıyoruz endişesiyle yaparlar."

Daha sonra Cenâb-ı Hak, bu korkunun sebebinin ne olduğunu beyân etmiştir. Bu da onların, mükafaat görme, sorguya (hesaba) çekilme, defterlerin açılması, amellerin araştırılması, âhirette pişmanlığın fayda vermemesi ve oradaki hükmün Mâlikü'l-Mülk Allah tarafından olması gibi hususlardan ötürü, Rablerine döneceklerini bilmeleridir.

Hayırlara Koşma ve Yarışma

Cenâb-ı Hak, ihlaslı mü'minlerin bu sıfatlarını zikrettikten sonra, "işte bunlar hayırlarda yarışırlar" buyurmuştur. Bu hususta şu iki izah yapılmıştır:

a) Bununla, onların taatlara alabildiğine arzu duydukları ve saygı (ihtiram) için değil de, vaktinden sapmasın, elden kaçmasın diye, o taatlara koşmaları, onları yapmada acele etmeleri kastedilmiştir.

b) Onlar, dünyada iken, çeşitli fayda ve ikramların hemen verilmesini isterler. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Nihayet Allah onlara hem dünya nimetini, hem âhiretin güzel mükâfaatını verdi. Allah iyi hareket edenleri sever" (Al-i Imran, 143) ve "Biz ona dünyada bir güzellik vermişdik. Şüphesiz ki o, âhirette de mutlaka sâlihlerdendir" (Nahl, 122) buyurmuştur. Çünkü onlara, bunlar çabucak verilince, onlar da bunları elde etmek için çabuk hareket etmiş ve bunların hemen olmasını istemişlerdir." Bu izah, bir önceki ayete daha uygun olduğu için, son derece güzeldir. Çünkü bunda, kâfirler de bulunmadığı belirtilen sıfatların, mü'minlerde olması söz konusudur. Buradaki fiil şeklinde de okunmuştur.

Hak teâlâ'nın (......) "ifadesi, ya Onlar, bu yarışmayı o hayırlar için yaparlar" yahut "Onlar insanlarla hayır hususunda yarışırlar" yahut da, "Onlar, bu hayırlar için yarışırlar" demektir. Yani onlar bu hayırlara, âhiretten önce koşup yetişirler. Çünkü bunlar onlara, dünyada, peşin olarak verilmiştir. Bu ifadenin, haberden sonra gelen ikinci haber olması da mümkündür. Buna göre tıpkı "Sen onun içinsin, o da senin için" denilmesi gibi, "Onlar hayırlar içindir" Yani birbirlerine uygunlar" manasınadır. Daha sonra "Onlar,- önde gidenlerdir" manasında denilmiştir.

Takat Dışı Mükellefiyet Yok

61 ﴿