22

"(Musa) Dedi ki: "Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yaptım. Sizden korkunca da, hemen kaçtım. Nitekim Rabbim bana bir hüküm verdi ve beni peygamberlerden yaptı. Benim başıma kaktığın o nimet, îsrâiloğullarını kendine kul-köle edinmenden dolayı olmuştu".

Bil ki Firavun terbiyeden ve o öldürme hadisesinden bahsedip, kendisinin Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ı sarayında yetiştirmesi malum ve açık bir iş olunca, gayet tabii olarak Hazret-i Musa (aleyhisselâm) bunu yadırgamamış ve buna karşı cevap vermemiştir. Çünkü başkasına peygamber olarak gönderilen bir kimsenin elinde mucizeler ve deliller bulunduğunda, peygamber gönderilen insanların ona in'am edip etmemesi, iyi davranıp davranmaması halinde, peygamberin durumunun değişmeyeceği akıllarda yer etmiştir. Böylece Firavunun Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'a söylediği sözler asla tesir etmemiştir. Bu gibi sözlere iltifat etmemek evlâdır. Fakat öldürme işine ise, en beliğ bir şekilde cevap vermiş ve şöyle demiştir: "Ben bunu o vakit bilmezlerden olarak yaptım" Bundan murad, "Bu işinin ölümlü neticeleneceğini bilemeyenlerden olma"dır. Çünkü Hazret-i Musa (aleyhisselâm) terbiye etmek için o adama tokat atmıştır. Bu gibi, şeyler neticesi ölüme varsa bile, güzel kabul edilen işlerdendir. Böylece Hazret-i Musa (aleyhisselâm), Firavuna bu işi sorumlu tutulması veya nankörlerden (kâfirlerden) sayılması caiz olamayacak bir şekilde yapmış olduğunu beyân etmiştir.

Ayetteki "Sizden korkunca da hemen sizden kaçtım" ifadesi, "Ben, bu işi, öldürücü olduğunu bilmeden yaptım ve bu benden kasıtsız olarak sâdır olan bir hâdisedir. Binâenaleyh firarıma sebep olacak korkuyu haketmemiştim. Ama sizin, "Şehrin önde gelenleri seni öldürmek için toplandılar, hakkında konuşuyorlar" (Kasas, 20) şeklindeki haberinizi duyduğumda sizden kaçtım" demektir.

Böylece Hazret-i Musa (aleyhisselâm) bununla, Firavunun bu öldürme hadisesiyle ilgili olarak kendisine bir iyiliği olmadığını, aksine kaçışına sebebiyet verecek biçimde, korkuttuğu için, hatta kötülük yapmış olduğunun söylenebileceğini bildirmiştir. Daha sonra da, bu kaçışının peşisıra Allah'ın verdiği nimetleri beyân ederek adeta şöyle demiştir: "Siz kötülük ettiniz, ama Allah bana "hükm" vererek ve beni peygamber kılarak iyilikte bulundu." Alimler, ayette bahsedilen "hükmün" ne olduğu hususunda, değişik görüşler belirtmişlerdir: Doğruya en yakın olan, bunun peygamberlikten başka birşey olmasıdır. Çünkü ma'tuf, ma'tufun aleyhden başkadır. Peygamberlik ayetteki, "Beni peygamberlerden yaptı" ifadesinden anlaşılmaktadır. O halde ayetteki "hükm" ile ilim ve anlayış kastedilmiştir ki, bunun içine akıl ve görüş ile tevhid demek olan dinin esasını bilme işi de girer. Bu izah doğruya daha yakındır. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ı peygamber olarak göndermesi, ancak aklının, görüş kuvvetinin ve tevhid bilgisinin mükemmel oluşu ile caizdir.

Ayetteki "Rabbim bana bir hüküm verdi" ifadesi bu hükmün, Allahü teâlâ'nın yarattığı birşey olduğunu sarîh (açık) olarak göstermektedir. Mu'tezile ise, "Bununla ilahi lütuflar kastedilmiştir" demektedir ki bu görüş gerçekten tutarsızdır. Çünkü İlahi tütuflar, herkes için eksiksiz ve kusursuz olarak yapılagelmektedir. Binâenaleyh bunun sadece Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'da olduğunu söylemenin bir manası olamaz.

Firavun'un Nimet Dediği Şey Hikmet İdi

Ayetteki "Benim başına kaktığın o nimet, İsrailoğullarını kendine kul köle edinmenden dolayı olmuştur" ifadesi, Firavun'un, "Biz seni büyütmedik mi?" şeklindeki sözünün cevabıdır. Arapça'da birisi birisini kul-köle edindiğinde, denilir. Buna göre eğer, "Bu iki ifade arasında hiçbir münasebet görünmediği halde, bu onun nasıl cevabı olabilir?" denilirse biz deriz: Bunlar arasındaki münasebeti şu şekillerde izah ederiz:

a) Hazret-i Musa (aleyhisselâm), Firavun'un elin ve terbiyesine düşmüştür. Bunun sebebi Firavun'un İsrailoğullarını köle edinmeyi ve onların erkek çocuklarını kesmeye niyetlenmiş olması idi. Binâenaleyh Hazret-i Musa (aleyhisselâm) sanki Firavuna "Eğer bize ve milletimize karşı uyguladığın o zulmü yapmamış olsaydın, senin barındırmana ihtiyacım olmazdı" demek istemiştir.

b) Bu, daha sonra yapılan iyilik, milletimize yapılan o büyük zulme karşılık olmuştur. Bunlar bir birini karşılayınca, hiç yokmuş gibi olurlar.

c) Hasan el-Basri şöyle demiştir: Bu "Sen, onları köle edindin, mallarını aldın ve bana o mallardan harcadın. Dolayısıyla beni besleyip büyütmenden dolayı üzerimde bir nimetin yok" demektir.

d) Bu, "Benim terbiye işimi üstlenenleri sen köle edinmiştin. Binâenaleyh aslında bizzat senin bende bir nimetin yok. Çünkü bu terbiye işi, annem ve kavmimden olan bazı kimselerce yapılmıştır. Senin düşündüğün, aslında sadece beni öldürmekti. Bu ise bir nimet değil" demektir.

e) Bu, "Sen, İsrailoğullarının kölelerin olduklarını iddia ettin. Efendi ise kölelerini yedirip, içirdiği ve ihtiyaçlarını karşıladığı için, bunu onların başına kakamaz" demektir.

Kafir'in Yaptığı İhsan Hakkında

Bil ki bu ayette kâfirin küfrünün, kendisine iyilikte bulunduğu kimselerdeki nimetini ve lütfunu boşa çıkarmayacağına bir delâlet vardır. Çünkü Hazret-i Musa (aleyhisselâm) biraz önce de açıkladığımız gibi, bu hususu başka yönlerden izah etmiş cevablamıştır. Alimler bu hususta ihtilaf etmişler ve bazıları, "Nimet veren (iyilik yapan), kâfir olursa, insanlara yaptığı iyiliklerden ötürü şükre (teşekküre ve övgüye) müstehâk olmaz, aksine küfrü sebebi ile hor ve hakir kılınmayı hakeder. Binâenaleyh eğer o kimse, iyilikleri sebebiyle ancak ta'zim ile yapılabilen şükre müstehâk olsaydı, bu durumda o kimsenin aynı anda hem hor ve hakir kılınmaya, hem de saygı duyulmaya müstehâk olması gerekirdi. Böyle iki zıd şeye aynı anda müstehâk olmak ise imkansızdır" derken diğerleri "Küfr (inkâr) sebebiyle, şükür (teşekkür) bâtıl olmaz. Küfr ile bâtıl olan şey ancak kişinin alacağı mükafaat ile, iman etmesi halinde hakedecek olduğu övgüdür" demişlerdir. Ayet bu İkinci görüşe delâlet etmektedir.

İkinci Mesele

Keşşaf sahibi şöyle der: “Zamir, ifadelerinde “sen” şeklinde tekil getirildiği halde, “sizden kaçtım, sizden korktum” ifadelerinde cemi getirilmiştir. Çünkü korku ve firar, sadece Firavun'dan dolayı değil, aynı zamanda Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'ı öldürme işini konuşan adamlarından dolayı olmuştur. Bunun delili: “Şehrin önde gelenleri, seni öldürmek için toplandılar hakkında konuşuyorlar” (Kasas, 20) ayetidir. Başa kakma işi ise sadece Firavun'dan olmuştur. Yine köle edinme işi de ondan kaynaklanmıştır. Buna göre eğer, “Ayetteki tilke “o” kelimesi neye işarettir. Ve ifadesinin iğrabtaki yeri nedir?” denilirse ben derim ki, tilke (o) kelimesi, ne olduğu bilinmeyen ve pek iyi olmayan birşeye işaret olup, onun ne olduğunu ayetteki, “kul-köle edinmen” ifadesi tefsir etmektedir. Çünkü bu ifade, “atf-ı beyan”dır. Bunun bir benzeri de, ayetidir. Buna göre mana, “Senin İsrailoğullarını kul-köle edinmen, işte başıma kaktığın nimettir” şeklindedir. Zeccâc şöyle der: Burada başında en edatı bulunan cümlenin, (mef'ûl-ü leh olarak) mahallen mansub olması da mümkündür. Buna göre mana, “Sen, İsrailoğullarını kul köle edindiğin için, bu benim başıma kaktığın bir nimet olmuştur.

Eğer sen böyle yapmasaydın, ailem bana yeter, beni terbiye ederdi” şeklinde olur.

Musa (aleyhisselâm)'ın Firavun'a Tebliği

22 ﴿