51"Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden siz ona iman ettiniz ha! Gerçekten, size büyüyü öğreten büyüğünüzmüş o! O halde yakında bileceksiniz. Muhakkak ki sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sizin topunuzu derhal çarmıha gerdireceğim." Onlar, "Önemi yok. Biz şüphesiz ki, Rabbimize döndürüleceğiz. Biz, iman edenlerin ilki olduğumuz için, Rabbimizin bizim günahlarımızı bağışlayacağını umarız" dediler".. Bil ki, o sihirbazların hepsi de iman edince, Firavun, insanların, "Bu sihirbazlar, bu kadar çok olmalarına ve birbirlerine yardım edip desteklemelerine rağmen, onlar ancak, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'in işinin doğruluğunu anladıkları için iman ettiler" demelerinden ve böylece de sihirbazların girdiği yola girmeleri hususunda emin olamadı da durumu orada bulunanlara tersyüz etmeye çalıştı ve aşağıdaki bakımlardan orada bulunanları, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'dan alabildiğine nefret ettirmeya çalıştı. 1) Firavun'un "Ben size izin vermeden siz ona iman ettiniz ha!" şeklindeki sözünün ifade ettiği husustur. Firavun bu sözüyle şu zannı uyandırmak istermiştir: "Sizin, (ey sihirbazlar), Musa'ya iman etmeye koşuşmanız aczin ona meyyal olduğunuzu gösterir. Bu da, halka bir itham ve töhmet kapısı açar." Binâenaleyh Firavun, bu sözüyle o büyücülerin belki de sihirdeki hile ve tuzakları hususunda gevşeklik gösterip ellerinden geleni yapmadıkları zannını uyandırmak istemiştir. 2) Onun "Gerçekten size büyüyü öğreten büyüğünüzmüş o!" şeklindeki sözünün ifade ettiği husustur. Bu Firavun'un biraz önceki sözünde rumuzla anlatmak istediği şeyin açıkça ifade edilmesidir ki, onun bu sözünden maksadı, şöyle demek istemesidir: "Onlar bunu, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) ile kendileri arasında bir antlaşmadan dolayı yaptılar. Ve, Musa'nın nübüvvet meselesi zuhur etsin diye de yapmaları gereken sihirde tembellik ve acizlik gösterip, yapılması gerekeni yapmadılar. Aksi halde, bunlar da Musa (aleyhisselâm)'ın yaptığının aynısını yapabilecek güçteydiler." İste bu da Firavun'un sözünü kabul edenler için, Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'dan uzaklaşmayı gerektiren kuvvetli bir şüphedir. 3) Bu onun, "O halele yakında bileceksiniz" şeklindeki sözünün ifade ettiği husus olup, buda mutlak anlamda bir tehdit ve yıldırıcı bir vaid, okutmadır. 4) Bu "Muhakkak ki sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sizin topunuzu derhal çarmıha gerdkeceğim" seklinde ifade ettiği bir husus olup, bu da mufassal olarak yapılmış olan bir tehdittir. El ve ayağın çaprazlama kesilmesi ise, sağ elin ve sol ayağın kesilmesi demek olup, salbetmek" (çarmıha germek) ise malumdur. Bir kimseyi helak etmek için, bundan saha kuvvetli bir imha biçimi yoktur. Ayette Firavun'un bunu uygulayıp uygulamadığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Daha sonra sihirbazlar, Firavun'un bu tehditlerine şu iki şekilde cevap vermişlerdir: 1) Onların, "önemi yok. Biz şüphesiz ki, Rabbimize döndürüleceğiz" şeklindeki sözlerinin ifade ettiği husustur. kelimeleri aynı anlama gelip, onların bu sözden maksatları, "Şayet böyle bir şey olursa bize : var vermez" demek değildir. Onlar inandıkları ahiret yurdunda nail olacakları ecrin yanında bu zararın önemsiz kaldığını kasdetmişlerdir. Büyücülerin Muhabbet Makamına Çıkmaları Bil ki onların, "Biz şüphesiz ki, Rabbimize döndürüleceğiz" şeklindeki sözlerinde şöyle bir nükte de yatmaktadır: Onlar, Allah'ı sevme makamına erişmişlerdir. Çünkü onlar, O'nun huzuruna ulaşmanın dışında, herhangi bir şey istememişlerdir. Ve yine nlar, mükâfaat ümidi ve ceza korkusu sebebiyle de iman etmemişlerdir. Onların maksatları ancak sırf Allah rızasına ulaşmak ve onu elde etmek ve marifetullahın nurlarında boğulup kaybolmaktır ki, işte bu sıddîkların derecelerinin en üstünüdür 2) Bu da onların "Biz Rabbimizin bizim günahlarımızı bağışlayacağını umarız" şeklindeki sözlerinin ifade ettiği husus olup, buradaki "Bizim günahlarımız" sözüyle kendilerinden vaki olmuş olan küfür, sihir vb. şeylere işaret etmişlerdir. Burada geçen, "umma, ümit etme" lafzının Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in, "Ceza gününde kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur" (Şuara,82) sözünde de olduğu gibi, "yakîn, kesinlik" anlamını ifade etmesi muhtemel olduğu gibi, zan anlamını ifade etmesi de muhtemeldir. Çünkü kişi, daha sonra ne olacağını kesin olarak bilemez. Ayetteki "iman edenlerin ilki olduğumuz için" ifadesi ile ya "burada bulunan cemaatten" yahut "sadece sihirbazlardan" yahut, "Firavun'un etrafındakilerden", yahut da "kendi zamanımızdakilerden", "iman edenlerin ilki olduğumuz için" anlamı kastedilmiştir. Yine bu ifâdenin başındaki edat kesre ile (......) şeklinde de okunmuştur. Bu okuyuşa göre bu edat, kendisine güvenin cesur kimsenin kullanmış olduğu şart edatı olmuş olur. Bunun bir benzeri de bir kimsenin, ücretini geciktiren kimseye, "Eğer ben sana çalıştıysam, benim hakkımı ver" demesidir. |
﴾ 51 ﴿