33"(Belkıs) Dedi ki: "Ey seçkin topluluk, gerçekten bana çok şerefli bir mektup bırakıldı. Hiç şüphesiz o, Süleyman'dandır ve şüphesiz Bismillahirrahmanirrahîm diye başlamaktadır, "Bana karşı baş kaldırmayın, müslümanlar olarak bana gelin" diye (yazmaktadır)." O, "Ey seçkin topluluk, bana bu işim hakkında bir görüş belirtin. Siz, huzurumda bulunmadıkça, hiçbir işte kâfî (bir hüküm) vermem" dedi. Onlar da dediler ki: "Biz, güç, kuvvet sahibi, savaşçı bir milletiz. Emir sana âit, ne emredeceğini düşün". Bil ki ayetteki, "(Belkıs) dedi ki: "Ey seçkin topluluk, gerçekten bana çok şerefli bir mektup bırakıldı" ifadesi, "Ona bu mektubu Hüdhüd attı. O da (adamlarına) böyle dedi" demektir. Binâenaleyh bu hususlar, takdiren vardır. Rivayet olunduğuna göre, o melike, uyurken kapılarını kitler ve anahtarları başucuna kordu. Derken Hüdhüd mazgal deliğinden (penceresinden) girip, Hazret-i Süleyman (aleyhisselâm)'ın mektubunu sırtüstü uyumakta olan melikenin göğsüne bıraktı. Hüdhüd'ün Belkıs'ı gagaladığı ve onun da çığlık atarak uyandığı da rivayet edilmiştir. Ayetteki, "kitab-ı kerim'e şu üç mana verilmiştir: 1) Bu, muhtevası güzel olan bir mektubtur. 2) Belkıs bu mektubu, kerim (kıymetli) olarak nitelemiştir. Çünkü bu, kerim bir hükümdardan gelmektedir. 3) Mektub mühürlü idi. Çünkü Hazret-i Peygamber (aleyhisselâm) "Mektubun şerefi, mührüdür" Deylemî, 3/297. buyurmuştur. Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de, yabancılara mektub yazarken, "Onlar, ancak mühürlü mektubları kabul ederler" denilince, kendisi de bir mühür edinmişti. Ayetteki "Hiç şüphesiz o Süleyman'dandır ve Bismillahirrahmanirrahîm diye başlamaktadır" ifadesi ile ilgili bir kaç bahis vardır: Birinci Bahis: Bu, müstenef bir cümle olup, Belkıs'e bırakılan mektubu anlatmaktadır. Buna göre sanki o kadın, "Bana, çok kıymetli bir mektub bırakıldı" deyince, ona, "o mektub kimden geliyor ve içinde ne var?" denilince o da, "Süleyman'dan geliyor ve şöyle yazıyor" demiştir. Abdullah b. Mes'üd (radıyallahü anh), bunu (......) üzerine atfen (......) şeklinde okumuştur. Her iki (......) de, fetha ile (......) şeklinde de okunmuştur. Bu okuyuşa göre şu iki izah yapılmıştır: a) Bu, "kitab" kelimesinden bedeldir. Buna göre sanki, (......) takdirindedir. b) Bu, "Belkıs, bunun Süleyman'dan olduğunu anlatmak istemektedir, bir de bu besmele iledir" takdirindedir. Sanki Belkis, o mektubun kıymetli olduğunu, Süleyman'dan oluşuna ve besmele ile başlayışına bağlamıştır. Übeyy (radıyallahü anh), en-i müfessire olarak okumuştur. Buradaki, (......) daki "en" edatı da, böyle en-i müfessiredir. ise, "Diğer krallar gibi, sen de kibirlenme" demektir. Ibn Abbas da, kelimeyi, bu "haddi aşmak" manasına olan, "guluvv"den olarak, (......) şeklinde okumuştur. İkinci Bahis: Hazret-i Süleyman (aleyhisselâm) mektubunda niçin, Allah'ın adından önce kendi ismini zikretmiştir? Cevap: Hâşâ o bunu yapmaz. Aksine o, mektuba besmeleyle başlamıştır. Fakat Belkıs, önce kitabın kimden olduğunu, sonra içinde ne olduğunu anlatmıştır. Cenâb-ı Hak da bunu aynı şekilde anlatmıştır. O halde, buradaki bu önce zikrediş, hikâye edişdedir. Üçüncü Bahis: Peygamberler sözü uzatmazlar, aksine sadece maksatlarını söylemekle yetinirler. Bu mektub da, maksadı tam olarak ifade etmektedir. Bu böyledir, zira, insanlardan istenen, ya ilimdir, ya ameldir. İlim, amelden öncedir. O halde onun, "Bismillah..." ifadesi, münezzeh olan bir yaratıcının varlığını ifade etmektedir. Yine bu ifade o yaratıcının, âlim, kadir, hayy (diri), hür ve irade sahibi, hakîm ve rahîm olduğunu da ifade etmektedir. Ayetteki "Bana karşı baş kaldırmayın" ifadesi, nefse, heva-ü hevese itaatten ve kibirden bir nehiydir. "Müslümanlar olarak bana gelin" ifadesindeki "müslümanlar" ile, ya inkiyâd eden, boyun eğenler manası, ya "iman edenler" manası kastedilmiştir. Böylece bu mektubun, son derece kısa olmasına rağmen, hem dinî, hem dünyevî konularda anlatılması gereken herşeyi ihtiva etmiş olduğu sabit olur. İmdi eğer, "Kendisinin gerçek bir peygamber olduğuna bir delil getirmeden, Hazret-i Süleyman (aleyhisselâm)'ın, isyandan nehyedip, kendisine boyun eğilmesini emretmesi, "taklid" ile yetinilmesi gerektiğine delâlet eder?" denilirse, şöyle cevap verilir: Burada bir taklidin bulunmasından Allah'a sığınırım. Bu böyledir, zira Süleyman (aleyhisselâm)'ın Belkıs'e gönderdiği elçi, Hüdhüd idi. Hüdhüd'ün böyle elçi olarak gönderilmesi ise bir mucizedir. Mucize ise, bir yaratıcının varlığına, sıfatlarına ve peygamberlik iddiasında bulunanın doğruluğuna delalet eder. Binaenaleyh Hüdhüd'ün bu elçiliği, tevhide ve nübüvvete tastamam delalet edince, Süleyman (aleyhisselâm) mektubunda ayrıca bir delil zikretmemiştir. Ayetteki, "Ey seçkin topluluk, bana bu işim hakkında bir (fetva) görüş belirtin" ifadesinde geçen, "fetva", yaşta genç demek olan "tetâ" kelimesinden alınıp mecazen kullanılan ve "yeni bir hadise hakkında belirtilen bir görüş" demek olan bir kelimedir, yani, "Bana, şu yeni ortaya çıkan problem hakkında bir görüş belirtin" demektir. Ben, size başvurmak ve görüşlerinizi öğrenmek istemek suretiyle, gönüllerinizi hoşnud etmek istedim. Henüz kesin karar vermiş değilim, yani, İşi, ancak sizin huzurunuzda kesin karara bağlayacağım" demektir. Ayetteki "Onlar da dediler ki: "Biz, güç, kuvvet sahibi, savaşçı bir milletiz" ifadesindeki "ülû kuvve" ifadesi ile, bedenlerinin, alet edevatlarının, silahlarının kuvveti, "ülû be'sin şedidin" ifadesi ile, savaştaki yiğitlikleri ve sebatları kastedilmiştir. Bu cevabın ortaya koymak istediği şudur: Bu adamlar, şu iki hususu belirtmek istemişlerdir: a) "Eğer sen, ey Belkıs. bizden savaşmamızı, vatanımızı müdafaa etmemizi istiyorsan, bizi arzu ettiğin şekilde bulursun" hususunu ortaya koymak için, zatî ve arızî (bedenî ve teknik) güçlerini göstermek. b) Onların, "Emir sana âit, ne emredeceğini düşün" şeklindeki sözlerinde de, melikenin barış istemesi halinde, yine ona itaat edecekleri hususunu bildirme vardır. Bundan daha güzel bir cevap vermek mümkün değildir. |
﴾ 33 ﴿