37"O dedi ki: Şüphesiz ki hükümdarlar, bir memlekete girdikleri zaman, orasını perişan ederler; halkından şerefli olanları hor ve hakir kılarlar. Bunlar dü, böyle yapacaklar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçiler ne (cevap) ile dönecekler bakayım. Bunun üzerine o heyet Süleyman'a geldi. (Süleyman da) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı edeceksiniz, işte Allah'ın bana verdiği nimetler. Onlar, size verdiğinden daha hayırlıdır. Doğrusu siz hediyenizle böbürlenirsiniz. Dön onlara. Andolsun ki karşı duramayacakları ordularla onlara gelir ve onları hor ve hakîr olarak oradan çıkarırım". Bil ki Belkıs, hadiseyi, kavminin ileri gelenlerine arzedip onlarda diyeceklerini deyince, o zaman kendi fikrini açıkladı. Bu fikir de şudur: "Hükümdarlar bir memlekete zorla girdiklerinde, orayı bozup yıkarlar, yani harap ederler, oranın azîz olanlarını zelîl hale getirirler." Böylece Belkıs onlara, harbin neticesinin ne olacağını anlatmış oldu. Ayetteki "Bunlar da böyle yapacaklar" ifadesine gelince, alimler bu ifadenin, Belkıs'in sözü cümlesinden mi, yoksa Allah'ın sözü cümlesinden mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir ki bu, Belkıs'ı tasvib etmek gibidir. Doğruya en yakın olanı, bunun, Belkıs'in sözü cümlesinden ve onun bunu, meliklerin durumu hakkında söylediği şeyleri fekîd için getirmiş olmasıdır. Ayetteki "hediyye"nin ne demek olduğu hususunda, alimler çok söz söylemişlerdir. Ancak ne var ki, Kur'ân'da, bunun vasfına dair bir şey zikredilmemiştir. Belkıs'in "elçiler ne (cevap) ile dönecekler bakayım" ifadesine gelince bu ifadede, Belkıs'in Hazret-i Süleyman'ın o hediyyeyi kabul edeceğinden emin olmadığına, bunu reddedebileceğine ve bununla Hazret-i Süleyman'ın maksadının ne olduğunu anlamak istediğine bir delâlet bulunmaktadır. O hediyyeler Hazret-i Süleyman'a ulaşınca, Hazret-i Süleyman şu iki şeyden bahsetmiştir: 1) Onun, "Siz bana mal ile yardım mı edeceksiniz?" demesi... Böylece, Hazret-i Süleyman bu sözüyle, o mallara değer vermediğini beyan etmiştir. Onun, "Doğrusu siz, hediyenizle böbürlenirsiniz" cümlesine gelince, bu hususta da şu üç izah yapılabilir: a) Hediyye, tıpkı "atiyye"nin, verilen şeye ad olması gibi, hediyye edilen şeyin adıdır. Binâenaleyh bu kelime, hem, hediyye edilen, şeye, hem de kendisine hediyye edilen kimseye nisbet edilir. Buradaki nisbet ise, kendisine hediye edilenedir. Buna göre mana, "Allah bana, en yüce mutluluk olan dini vermiştir. Ve bana, dünyada üzerine hiçbir şeyin ilave edilemeyeceği şeyleri vermiştir. O halde, benim gibilerin gönlü, bu gibi hediyyelerle nasıl gelinebilir? Hayır, tam aksine, sizler size hediyye edilen şeylerle sevinip böbürlenirsiniz. Ne var ki benim durumum sizinkine benzemez" demektir. b) Bunun manası şudur: "Sizler, bu gibi şeyleri hediyye etmeye muktedir olmanız açısından sunduğunuz bu hediyyelerle sevinir böbürlenirsiniz." c) Hazret-i Süleyman sanki şöyle demek istemiştir: "Hayır, hayır, tam aksine size yaraşan hediyyenizi geri almanız ve onunla sevinmenizdir." 2) Onun, "Dön onlara" şeklindeki sözü... Bu sözün, o elçiye bir hitab olduğu ileri sürüldüğü gibi, başka bir mektubu götürmesi için, Hüdhüd'e yazılmış bir hitab olduğu da söylenmiştir. Cenâb-ı Hakk'ın "Karşı duramayacakları" ifadesine gelince bu, "takat edilemez" demektir. Esasen kıbel, mukavemette bulunmak, mukabelede bulunmak demektir. Yani, "onlar ona mukabele edemezler" demektir. İbn Mes'ûd bu ifadeyi, "onlar onlara mukavemet edemez" şeklinde okumuştur Ayetteki zamiri Sebe' kelimesine racidir. Söz konusu olan zül ise, onlardı bulunan izzet ve melikliğin onlardan gitmesidir. Ayette bahsedilen, "hakîr olmak' ise, onların esarete düşmeleri ve köle edinilmeleri; böylece de, daha önceleri kra iken, onların tebaa haline dönüştürülmesiyle yetinmemektir. |
﴾ 37 ﴿