16"İbrahim'i de (hatırla). Hani O, kavmine demişti ki: "Allah'a ibadet edin, O'ndan çekinin. Bu, eğer bilirseniz, sizin için çok hayırlıdır...". Allahü teâlâ Nûh (aleyhisselâm)'un kıssasına işareti bitirince, bundan sonra İbrahim (aleyhisselâm)'in kıssasını zikretmiştir. İbrahim kelimesi iki şekilde okunmuştur: 1) Nasb ile okumadır ki, meşhur olanı budur. 2)"Peygamberlerden birisi de ibrahim'dir" manasında olmak üzere merfu olarak okuma. Birincisine gelince, bunda iki izah şekli bulunur. Birincisine göre, bu kelime, zikredilmeyen bir fiil ile mansubtur. Bu, "İbrahim (aleyhisselâm)'i de hatırla" anlamındadır. İkincisine göre ise, kelime, mezkûr bir fiile mahsustur ki, bu da (Ankebût. 14) cümlesindeki fiildir. Buna göre Cenâb-ı Hak sanki, "Andolsun biz, İbrahim (aleyhisselâm)'i de gönderdik" buyurmuş olur. Buna göre ayette birkaç mesele vardır: (......) kısmı (......) fiilinin zarfıdır. Yani, "O kavmine... dediği zaman, biz İbrahim (aleyhisselâm)'i peygamber olarak göndermiştik" demektir. Fakat, "Kavmine, "Allah'a ibadet edin" ifadesi, bir davet ve çağrıdır. Peygamber olarak gönderme ise, davetten önce olur. Buna göre, İbrahim, davetten önce gönderilmiş olduğu halde, Cenâb-ı Hakk'ın, "O kavmine, "Allah'a ibadet edin, dediği zaman, Biz İbrahim (aleyhisselâm)'i peygamber olarak gönderdik" sözü nasıl anlaşılır? Biz buna şu iki şekilde cevap veririz: 1) Peygamber gönderme, devam eden, uzayan bir durumdur. Onun, peygamber kılınmış olduğu halde kavmine, "Allah'a ibadet edin" şeklindeki sözü de bunun gibidir. Bu, bir kimsenin "Biz, evden çıktığında, emîr için saygı duruşunda bulunduk" demesi gibidir. Zira, durma işi, çıkmadan önce de olabilir. Ama, bu durma işi, çıkma zamanına kadar devam ettiği için, bunu söylemek geçerli olmuştur. 2) İbrahim (aleyhisselâm), sadece Allah'ın hidayete erdirmesiyle, müşriklerin sözünün yanlışlığını biliyor ve onları, henüz resul kılınmadan önce, doğruya (reşâd) davet ediyordu, işte o, İslâm'a davetle meşgul olunca, Allah onu peygamber kıldı. Onun, "Allah'a ibadet edin, O'ndan çekinin" sözü, tevhide işarettir. Çünkü tevhid, tek bir ilahı kabul edip, dışındaki her şeyi reddetmektir. Buradaki, "Allah'a ibadet edin" emri isbâta; "O'ndan çekinin" emri de, Allah'tan başka her şeyin reddine bir işarettir. Zira, Hükümdara mütkünde, başkasını ortak tutan kimse, en büyük günahı işlemiş olur. "Allah'a ibadet edin" emrinin, vacibleri yapmaya; "O'ndan çekinin" emrinin de haramlardan kaçınmaya bir işaret olduğunun söylenmesi de mümkündür. Birinciye, Allah'ı itiraf ve ikrar, ikinciye, şirkten kaçınma da dahil olur. Ayetteki, cümlesi: "Allah'a ibadet ve O'ndan ittikâ etmek daha hayırlıdır" demektir. Durum böyledir; çünkü, Allah'a ibadet etmeme, bir "tatîl"; O'ndan mikanın zıddı ise, şirk koşmadır. Her ikisi de, hem aklen hem de kıyas itibariyle serdir. Bunun aklen şer olması şöyle izah edilebilir: Mümkinin. teselsüle son vermek için, mümkin olmayan bir müessirinin bulunması gerekir. Bu da, vâcibü'l-vücud olan (Allah)'tır. O halde tatîl olamaz, çünkü bizim bir ilâhımız, (Allah) vardır. Şirkten sakınma meselesi de şöyle izah edilir: Vâcibü'l-vücud'a ortak koşulan, eğer vâcib değilse, daha nasıl şerîk olabilir? Eğer vâcib ise, o zaman iki vâcibü'l-vücûd'un bulunması gerekir. O zaman da onlar, vacib oluşta müşterek, ulûhiyyette ise ayrı olmuş olurlar. Müşterekliğin meydana geldiği şey ise, ayrılığın meydana geldiği şeyden başkadır. O takdirde de onlar hakkında terkîb gerekir. Binâenaleyh, iki mürekkeb (varlık) olduklarından, onlar, vâcib olamazlar. O zaman da, "tatîl" gerekir. Kıyas itibariyle şer olmasına gelince, bu böyledir. Çünkü şeref, hükümdar ya da buna yakın bir payede olan kişiye aittir. İnsan ise ne göklerin, ne de yerlerin meliki, hakiki maliki olamaz. Onun olabileceği en üstün derece, Melik olan Allah'a yakın olmaktır; ama, kullukla olan bir yakınlıkla... Nitekim Cenâb-ı Hak, "Secde et ve yaklaş..." (Alak. 19) buyurmuştur. Yine bir hadis-i kudside, Bana yaklaşan kullarım, kendilerine farz kıldığım şeyleri eda etmekle yaklaştıkları gibi hiçbirşeyle yaklaşamazlar" Müsned, 6/256"Kulum, devamlı ibadetlerle yaklaşır" Müsned, 6/256 buyurmuştur. "Muattıl" ise Melik olmadığı gibi, Melik'e yakın biri de değildir, zira Melik'e inanan biri değildir. Binâenaleyh onun için asla bir mertebe yoktur. Şirk koşmaya gelince, efendisinin bir eşi ve benzeri olmayan kimse, efendisi için âdî eşler olan kimseden daha yücedir. O halde "Benim Rabbim'in eşi benzeri yoktur" diyen kimse, "Benim efendim, yontulmuş, âciz bir puttur" diyenden daha üstündür. Böylece Allah'a ibadet etmenin ve O'ndan İttikanın hayırlı olduğu sabit olur. Allah ise siz insanlar için, eğer yukarda bahsettiğimiz delilleri ve değer ölçülerini anlarlar ise, daha hayırlıdır. |
﴾ 16 ﴿