19"Allah'ın yarahhşa nasıl başlayıp, (ölümden sonra) onu nasıl yeniden canlandırdığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır...". Cenâb-ı Hak, tevhid demek olan ilk aslı beyan edip, "Peygamberlerin görevi, apaçık tebliğden başkası değildir" ifadesi ile, peygamberlik demek olan ikinci asla işaret edince, "haşr" (diriliş) demek olan üçüncü aslı izaha başlamıştır. Bu üç aslın, ilahiyat konularında, birbirinden neredeyse hiç ayrılmadıklarını, Cenâb-ı Hakk'ın, bunlardan ikisini zikrettiği her yerde, üçüncüsünü de zikrettiğini defalarca beyan ettik. Bu ayetle ilgili bir kaç mesele vardır. İnsan, yaratılışın başlangıcını ne zaman gördü ki, ona, "Görmediler mi?" denilebilsin? Buna karşı deriz ki: Bu ifadeyle, tıpkı görme gibi, apaçık olan bir "bilme" manası kastedilmiştir. Çünkü insan, yaratılışın başlangıcının Allah'dan olduğunu bilir. Çünkü ilk yaratma, mahlûkâttan olamaz. Aksi halde o ilk yaratma, ilk yaratma olmaz. O halde ilk yaratış, Allah'dandır. Bu, eğer biz bununla, bizzat yaratmanın kastedildiğini söylersek böyledir. Yok eğer, bu "başlama" ile, Hazret-i Adem (aleyhisselâm)'in ilk yaratılışının; "yeniden yapma" ile de onun ikinci kez yaratılışının kastedildiğini söylersek, şöyle deriz: Kendisini yaratanın, çocukları rahimlerde şekillendiren, onları, nutfe halinde, mükemmel bir insan haline getiren hâkimse kadir bir zâtın olduğu konusu, insan için kapalı değildir. Bu ilk yaratma işi, insanca malumdur ve açıktır. Dolayısıyla böyle bir bilgi manasında "görme" kelimesi kullanılabilir. "Görmediler mi?" ifadesi, buna göre, "Onlar, çok açık ve net bir biçimde, Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını, onları topraktan yarattığını, terkip ettiğini ve aynı şekilde (öldükten sonra da), onların parçalarını topraktan biraraya toplayıp, ruhunu ufleyeceğini bilmiyorlar mı? Daha doğrusu siz insanlar için bu, daha kolaydır. Çünkü, bir bütün teşkil etmek üzere bir takım taşlar yontup sonra bunları bir araya getiren bir usta, bir başka sefer onları dağıtırsa diyebilir ki "Bu sefer (ikinci seferde) onları (sıra ile) yanyana koymak, artık taşlar yontulmuş ve hazır olduğu için, bence daha kolaydır." Bir ayetin, diğerinin yanında olmasının uygun düşeceği malumdur. İşte Cenâb-ı Hakk'ın, "Bu, Allah'a daha kolaydır" (Rum. 27) ayeti bu tarzda anlaşılmalıdır. Nitekim ayetteki, "Şüphesiz bu, Allah'a kolaydır"cümlesinde buna işaret etmektedir. Cenâb-ı Hak, "Allah'ın yaratılışa nasıl başladığını görmediler mi?" buyurmuş ve görme işini, yaratmaya değil keyfiyete "nasıl"lığa bağlamıştır. Çünkü "Onlar, Allah'ın yarattığını" veya "yaratmaya başladığını görmediler mi?" dememiştir. Keyfiyet ise, bilinen bir husus değildir? Buna cevaben eliyoruz; Ki; Bu kadar bir keyfiyet (yani bunun nasıl olduğu) malumdur. Çünkü Allah o insanı, hiç söz konusu değilken, ismi-sanı yokken yaratmıştır. Yine onu nutfeden yaratmıştır. Nutfe de gıdadandır. Gıda da sudan ve topraktandır. (Yaratılışın başlangıç keyfiyeti ile ilgili) bu kadar şey, yeniden yaratmanın mümkün olacağını göstermeye kâfidir. Çünkü yeniden yaratılış da, aynen başlangıç gibidir. Cenâb-ı Hak niçin, "Bu, Allah'a kolaydır" cümlesinde, niçin ismini açık olarak getirip, zamirle "Bu O'na kolaydır" demedi? Halbuki "Sonra O onu... yeniden yapıyor" ifadesinde zamirle ifade etmiştir? Buna cevaben deriz ki: Bu, bu işin Allah'a kolay olduğuna delil getirmenin yanısıra, "Allah" isminin açıkça zikredilmesiyte yapılan bir te'kiddir. Çünkü "Allah" isminin açıkça getirilmesi de, bu işin kolay olduğunu anlamayı gerektirir. Çünkü insan, Allah lafzını duyup, onun manasının, "Ey hiçbirşeyin âciz bırakamayacağı mükemmel bir kudretle kadir, her maddenin bütün zerrelerini kuşatan bir ilimle âlim, irâdesi geçerli, irâde ettiğini geriye çevirecek hiçbir kudret bulunmayan zat" olduğunu anlarsa, yeniden yaratmanın mümkünlüğünü kesinkes anlar. |
﴾ 19 ﴿