25"De ki: Siz, dünya hayatında birbirinizle dost olduğunuz için, Allah'ı bırakıp ancak putlara tütündünüz. Fakat sonra, kıyamet gönü kiminiz kiminize küfür, kiminiz kiminize de lanet edecektir. Barınacağınız yer ise ateştir. Sizin hiçbir yardımcılarınız da yoktur". Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) o ateşten çıkınca, kâfirleri kovmaya ve sürdürdükleri şeylerin yanlış olduğunu anlatmaya başladı ve "Ben size yolunuzun yanlış olduğunu anlattım. Ama siz buna karşı bir cevab vermediniz ve o yolunuzdan dönmediniz. Demek ki bu sırf bir taklid. Çünkü sizin biribirinize karşı bir sempatiniz var. Binâenaleyh hiç biriniz, o yol ve gidişatta arkadaşının kendisinden ayrı olmasını düşünemiyor. Yahut da, sizinle atalarınız arasında bir sevgi bağı var. Bundan dolayı onlara vâris olup, onların söz ve inançlarını aynen alıp, sapıklık ve cehaletlerine yapışıp kaldınız" dedi. O halde ayetteki, "Siz, dünya hayatında birbirinizle dost olduğunuz için, Allah'ı bırakıp ancak putlara tutundunuz" hitabı bir delil değildir. Burada, ince bir husus olan, şöyle bir diğer izah daha var: Ayetin manası, putlarda pulara tapanlar arasında bir sevgi bağı olduğunu gösteriyor. O sevgi şudur: İnsan, hem cisim (beden), hem akıl sahibidir. Cismi için, cismanî bir takım lezzetler, aklı için de aklî bir takım lezzetler vardır. Kendisinde cismanî lezzetlerin ve meyillerin gâlıb olduğu kimse, aklî lezzetlere iltifat etmez. Aklî lezzetleri galib olan kimse de, cisnani lezzetlere iltifat etmez. Bunu şöyle bir misalle açıklayabiliriz: Deli, yeme, içme ve fcevletme gibi ihtiyaçlarını gidermek mecburiyetindedir. Halbuki o bu esnalarda. ileri gelen bir cemaat arasındadır. O, burada yeme, içme ve bevl etme vs. gibi maddî ihtiyaç ve lezzetlerini giderir, güzel gidişat, iyi huy ve güzel vasıf gibi akli lezzetlere hiç İltifat etmez. Akıllı insan ise, maddî acılara katlanır, aklî lezzetleri gerçekleştirmeye yönelir. Öyle ki defetme (dışarı atma) kuvveti, tutan kuvvetine üstün gelse de, kendisinden (istemeden) bir yellenme veya bir damla su (idrar) çıkacak olsa, utancından ve aklî eleminden, neredeyse ölür. Bunun böyle olduğu sabit olunca, onlar, akılları az, maddî lezzetler kendilerine galib gelmiş ve akılları, kendilerinin üstünde, altında, sağında, solunda, önünde, arkasında, olmayan, cisim olmayan, akla sığmayan bir mâbûdu düşünememişler, kendilerindeki galib isteğe uygun düşen, bir takım cevherlerle süslenmiş maddeleri görmüş ve onları sevmişlerdir. O halde bunların o putları edinmeleri, kendileri ile o putlar arasındaki bir sevgiden dolayı olmuştur. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Fakat sonra kıyamet günü kiminiz kiminize inkâr eden" yani "Kalblerin körlüğü ortadan kalkıp, herşey, akıllı ve gafil kimseler tarafından, olduğu gibi görülüp, anlaşılınca, bazınız, bazınıza küfreder, dünyada iken sürdürdüğünün yanlışlığını anlar. Böylece ibadet edenler, "Bu benim ma'budum değildir" ibadet edilen de, "Bunlar, bana ibadet etmediler" der. Yine bazınız bazınıza lanet eder ve "Bu, şuna "Bu azaba sen beni düşürdün. Çünkü sen bana ibadet ettin"; beriki de ona, "Buna sen beni düşürdün. Çünkü sana ibadet etmemle beni saptırdın" der ve her biri böylece öbürüne lanet ederek, uzaklaşmayı ister, ama uzaklaşamazlar. Aksine onlar, nasıl bu dünya hayatında birlikte idiyseler, ateşte de beraber olurlar. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Barınacağınız yer ise ateştir" buyurmuştur. Daha sonra Allahü teâlâ, "Sizin yardımcılarınız da yoktur" buyurmuştur. Bu, "Bu ateş, Allah'ın ibrahim (aleyhisselâm)'i kendisinden kurtarıp, yardım ettiği o sizin ateşiniz gibi değil. Şimdi siz, yardımcınız olmadığı halde bu ateştesiniz" demektir. Bu ifade ile ilgili birkaç mesele vardır. Cenâb-ı Hak bundan önce müfred (tekil) siga ile, "Allah 'dan başka sizin bir veliniz ve bir yardımcınız yoktur" (Ankebût. 22) buyurmuş; burada ise, cemî sigası ile, "Sizin yardımcılarınız da yoktur" buyurmuştur. Bunun hikmeti şudur: Onlar, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'i yakmak istediklerinde, "Onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun "(Enbiyâ, 68) ayetinde bahsolunduğu gibi, "Biz ilahlarımıza yardım ediyoruz" demişlerdi. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Siz, onların yardımcıları olduğunuzu iddia ediyordunuz. Halbuki ne siz putperestlerin, ne de o putların yardımcıları yoktur" buyurmuştur. Ama o ayette, yardımcılardan bahsolunmamıştır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, yardımı, cins olarak tamamen nefyederek, "Hiçbir yardımcı yoktur" buyurmuştur. Allahü teâlâ o ayette, "Sizin Allah'dan başka bir dostunuz ve bir yardımcınız yoktur" buyurmuş; burada ise, "dost"tan bahsetmemiştir. Buna göre diyoruz ki: Velî (dost)tan maksadın, "şefaatçi" olduğunu anlatmıştık. Buna göre o ayetin manası, "Size şefaa: edecek bir kimse ve sizi müdafaa edecek bir yardımcı yoktur" şeklindedir. Burada hitaba, putlar da girdiği için, yani "Sizin hepinizin yardımcısı yoktur" denilip, "Bir şefaatçiniz yoktur" denilmemiştir. Çünkü onlar, hepsi için bir şefaatçinin olacağım zaten söylüyorlardı, Zira, ilahlarının şefaatçi olacaklarını iddia ediyorlardı. Nitekim Cenâb-ı Hak. onların "İşte bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" (Yunus, 18) dediklerini bildirmiştir. Şefaatçi için, başka şefaatçi olmaz. Binâenaleyh Cenâb-ı Hak. onlar bunu itiraf ettikleri için, artık bunun olmadığını söylemeye ihtiyaç kalmadığından onların hepsinin birden (topunun) şefaatçisi olmadığını burada belirtmemiştir.' Ama o ayette, hitab sadece tapanlaradır. Tapanlar ise, kendilerinin şefaatçilerinin olacağın iddia ediyorlardı. Bundan dolayı Allahü teâlâ, onlar için bunun olmayacağını bildirmiştir Cenâb-ı Hak, orada, "Allah'dan başka sizin için.." buyurup, bunu bir istisna sadedinde getirmiştir. Binâenaleyh bundan, onlar için bir yardımcı ve bir dost olduğu manası çıkar. Oda Allahü teâlâ'dır. Onlar için Allah dışında ne bir dost, ne bir yardımcı yoktur manası anlaşılır. Bu ayette ise, istisna yapmaksızın, "Sizler için hiç yardımcılar yoktur" buyurmuştur. Biz diyoruz ki: Bu, onların dünyadaki durumları açısından söylenmiş bir sözdür yani Allah dünyada onlara, "Allah'ı aciz bırakacağınızı sanmayın. Sizin için yardır edecek hiç kimse yoktur. Aksine, eğer tevbe ederseniz, size Allah yardım eder' demiştir. Bu, "Sizler tevbe etmek suretiyle O'nun yardımını istediğinizde, size yardıma hazırdır" demektir. Diğer ayet ise, kıyamet günündeki durumla ilgilidir. Nitekim Cenâb-ı Hak, "Fakat sonra, kıyamet günü kiminiz, kiminize küfredecek... buyurmuştur. Burada yardımcı olmayışı umûmîdir. Çünkü artık bu günde tevbe, onla ister tevbe etsinler, ister etmesinler, kabul edilmez. Onlara o gün ne Allah yardım eder, ne başkaları yardım edebilirler. Dolayısıyla onlar için, mutlak olarak hiçb yardımcı yoktur. |
﴾ 25 ﴿