30

"Lût'u da hatırla. Hani o, kavmine şöyle demişti. "Siz sizden, evvel âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz, erkeklere gidecek, yolu kesecek, toplantı yerinizde meşru olmayanı mutlaka yapacak mısınız?" Kavminin cevabı, "Eğer doğru söyleyenlerdensen, haydi Allah'ın azabını getir bize" demekten başka birşey olmadı. De ki: "Ya Rab, o fesadcılar güruhuna karşı bana yardım et...".

Lût (aleyhisselâm) kelimesinin i'rabı ve tefsiri, "ibrahim'i de hatırla... "(Ankebut, 16) ayetindeki "İbrahim" kelimesinin i'rabı ve izahı gibidir. Bu ayetle İlgili birkaç mesele vardır:

Farklı Anlatım

İbrahim (aleyhisselâm) kavmine, "Allah'a ibadet edin" demişti. Bu ayette ise, Lût (aleyhisselâm)'ın kavmine, "Bir hayasızlığı yapıyorsunuz..." dediğini bildirmiştir (niçin)?

Cevab: Allah, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'den bahsederken, Hazret-i Lût (aleyhisselâm)'dan da bahsedip, o da, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in zamanında yaşamış olduğu için, peygamberin mutlaka Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) gibi söylemesi gerekmesine rağmen, Lût (aleyhisselâm)'un kavmine tevhidi emrettiğinden bahsetmemiştir. Bu hususta diyoruz ki: Lût (aleyhisselâm) ve diğer peygamberlerin kıssasını, Allahü teâlâ burada kısaca vermiş ve sadece Lût (aleyhisselâm)'a has olan yönü zikretmekle yetinmiştir. Bu da, kavmini fuhuştan menedişidir. Hernekadar Lût (aleyhisselâm), bir başka ayette, "Allah'a ibadet edin. Sizin, O'ndan başka hiç bir tanrınız yoktur..." (A'raf, 85) dediğinden bahsedilmiş ise de, bu ayette, tevhidi emredicinden bahsedilmemiştir. Çünkü bu İşi, biraz önce yaşamış olan Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) yapmıştır. Binâenaleyh bu, adeta Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'e has bir iş olmuştur. Lût (aleyhisselâm) da bunu ondan almıştır. Kavmini yaptıkları o kötü işten menedişi ise, Lût (aleyhisselâm)'a has bir iş olmuştur.

Çünkü Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) zamanında, böyle bir şey yoktu. Dolayısıyla onları bundan menetmesi gerekmemiştir. Binâenaleyh bu iki peygamberden her biri, kendisine tahsis edilen (has olan) ve öncelikle yapmış olduğu şey ile bahsolunmuştur.

Neslin Devamı

Bu işe niçin, “fahişe" denilmiştir? Deriz ki; Fâhişe çirkinliği açık olan kötü iş demektir. Şehvet ve gazab da böyle çirkin sıfatlardır.. Eğer bir maslahat olmasaydı, Cenâb-ı Hak, buikisini insanda yaratmazdı. Binaenaleyh avret mahalli ile ilgili şehevî maslahat, insanı üretime geçirmekte (tenasül) İle, İnsan türünün devam etmesidir. Bu maslahat ise, ancak çocuğun doğması ve babasından sonra soyu sürdürmesidir. Çünkü eğer çocuk olsa ve babasından önce ölse, o zaman ilk asrın sona ermesiyle, insan türü de sona ermiş olurdu. Fakat zina, şehvetin ifasıdır. Bu, insan türünün bekası neticesini sağlamaz. Çünkü, bekanın ancak varlık ile ve çocuğun, babasının ölümünden sonra devamı ile mümkün olduğunu beyan etmiştik. Ama zina, hernekadar çocuğun doğmasına sebeb olsa da, bekasına (hayatını sürdürmesine) sebeb değildir. Çünkü insanların menileri (ana rahminde) karıştığında, baba, gerçekten kendinden olan çocuğu bilemez. Böylece de terbiyesini, geçimini hakkıyla yerine getirmez ve çocuk zâyî olur, gider. Dolayısıyla da beka (soyun sürmesi) maslahatı meydana gelmez, öyleyse zina, kendisi için yaratıldığı maslahattan uzak, çirkin bir şehvettir. Binâenaleyh zina, hiçbir maslahata dayanmadığı için, çirkinliği çok açık kötü bir iştir. Dolayısıyla o bir "fahişe" (çirkinliği açık olan her şey) dir. Zina, çocuğun varlığına sebeb olan, ama bekasını sağlayamayan bir "fahiş" iş olunca, çocuğun varlığına bile sebeb olamayan "livâta" (homoseksüellik) haydi haydi "fahişe" olur.

Livatanın Cezası

Ayet, livata edene had uygulanacağının vâcib (farz) olduğuna delâlet eder. Çünkü livata, "fahişe" olma bakımından, zina ile müşterektir, aynıdır. Zira Cenâb-ı Hak zina hakkında da, "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o bir fahişedir..." (isra, 32) buyurmuştur. Bu ikisinin "fahişe" vasfında müşterek oluştan, menedilmelerinin uygun olduğunu gösterir. Binâenaleyh zina hususunda, menedici olarak konan ceza, livata hakkında da menedici olarak meşrudur. Bu, hernekadar bir kıyas ise de, bunun cihet-i camiası (ikisi arasındaki müşterek noktası) ayetten alınmıştır. Bir başka izah da şöyledir: Allahü teâlâ, bu işi yapan Lût (aleyhisselâm) kavminin cezasını "üzerlerine taş yağdırma" şeklinde takdir etmiştir. Çünkü onların üzerine dünyada taş yağdırmıştır. Binaenaleyh bu (homoseksüellik) işini yapanlara, peşin (dünyevî) olarak, taşlama suretiyle ceza vermek gerekir. Bu ceza da "recm"dir. Hak teâlâ'nın, "Sizden evvel hiç kimsenin yapmadığı..." ifadesi şu iki manaya gelir:

a) Onlardan önce hiç kimse bu çirkin işi yapmamıştı. Bu mana açıktır.

b) Onlardan önce, nadiren bazı kimseler bu İşi yapmış ise de, bu işte Lût (aleyhisselâm)'un kavmi ileri gitmişlerdir. Bundan dolayı onlar, "Sizden evvel âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı (...)" demiştir. Bu tıpkı, "Falanca cimrilikte cimrileri ve alçaklıkta alçakları geçti" denilmesi gibidir. Daha sonra o, bunu açıklamak için, "Siz erkeklere gidecek ve yolu kesecek misiniz?" demiştir. Bu, "Siz şehvetlerinizi, insan türünün bekası faydasını sağlayacak mutâd kadınlar yolunu bırakıp, erkeklerde tatmin ediyorsunuz. Böylece bunun, maslahatın (faydanın) bile çirkinliğini örtemeyeceği bir çirkinlik olduğu ortaya çıkıyor" demektir. Buna göre, bu ayet tıpkı, "Kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere mi geliyorsunuz?" (A'raf, 81) yani, "Kadınlara şehvetle gelmek, maslahatın örttüğü bir çirkinliktir. Çünkü sizin ihtiyaçlarınızı giderme hakkınız var. Bunda bir çirkinlik yok. Ama bunu bırakıp, çirkin olmasına rağmen, şehvetle erkeklere geliyor (onlarla) münasebette bulunuyorsunuz" ayeti gibidir.

Alenî Günah

Ayetteki, Toplantı yerinizde meşru olmayanı mutlaka yapacak mısınız?" ifâdesi "Yaptığınızın çirkin oluşu yetmiyormuş gibi, bunu bir de açıktan yapma çirkinliğini işliyorsunuz" demektir. Ayetteki, "Kavminin cevabı..." ifâdesinin tefsiri, tıpkı Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) kıssasındaki (Ankebut. 24) ayetinin tefsiri gibidir. Bununla ilgili birkaç mesele vardır:

Tebliğce Farklı Üslup

Cenâb-ı Hak, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in kavminin "Onu öldürün veya yakın" dediğini, Lût (aleyhisselâm)'un kavminin İse, "Allah'ın azabını getir bize" dediklerini, Hazret-i Ibrahim (aleyhisselâm), Lût (aleyhisselâm), İbrahim (aleyhisselâm)'in kavminden olduğu için, Lût (aleyhisselâm)'dan daha büyük olduğu halde, onu tehdid etmediklerini nakletmiştir (niçin)? Buna cevaben diyoruz ki: İbrahim (aleyhisselâm), onların dinlerini tenkid ediyor ve İlahlarını, değerlerini düşürecek, noksanlıklarını ifade eden, duymazlar, görmezler, faydalı olmazlar gibi sıfatlarla tenkid ediyor, kınıyordu. Bir kimsenin dinini tenkid etmek İse, ona ağır gelir. Bundan dolayı onlar, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in cezasını ölüm veya yakma olarak takdir etmişlerdi. Hazret-i Lût (aleyhisselâm) ise kavminin yaptığı o çirkin fiili yadırgıyor, onları haram işlemekle itham ediyordu. Kavmi de, "Bu dinle İlgili birşey değildir" diyorlardı. Dolayısıyla Lût (aleyhisselâm)'un tenkidi kavmine, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in sözünün kavmine ağır gelişi gibi ağır gelmiyordu ve "Sen bunun haram olduğunu, Allah'ın bundan ötürü azab edeceğini söylüyorsun. Biz ise azab etmeyeceğini söylüyoruz. Eğer bu hususta sadık ise, bize o azabı getir" demeye başladılar.

İmdi, eğer, "Allahü teâlâ, bir başka yerde, "(Buna karşı) kavminin cevabi, "Lût hanedanını memleketinizden çıkarın..."demelerinden başka (birşey) olmadı" (Neml. 56) buyurmuş; burada ise, "Kavminin cevabı "Allah'ın azabını getir bize" demelerinden başkası olmadı" (Ankebut, 30) buyurmuştur. Binâenaleyh bu iki ifadenin arası nasıl bulunur? Buna cevaben deriz ki: Lût (aleyhisselâm) irşadına devam ediyor, onları yadırgadığını, bunun yasak olduğunu, ilahi azabın geleceğini tekrar tekrar söylüyordu. İste bundan dolayı onlar önce, "Allah'ın azabını getir bize" dediler. Daha sonra da, Hazret-i Lût (aleyhisselâm)'dan bu sözler sık çıkıp, onun bunu söylemekten vazgeçmeyeceğini anlayınca, "Lût hanedanını memleketinizden çıkarın" dediler. Daha sonra Hazret-i Lût (aleyhisselâm), onlardan Ümidini kesince Allah'ın yardımını isteyerek onları Allah'ın sevmediği bir vasıfta yâdedip, "Yâ Rab, o fesadcılar güruhuna karşı bana nusret et" dedi. Çünkü Allah fesâdcıları sevmez. İste böylece Allah, bu yardımı verdi. Bil ki her peygamber, ancak yokluklarının varlıklarından daha hayırlı olduğu zaman, kavminin helakini İstemiştir. Nitekim Nûh (aleyhisselâm) da, "Çünkü eğer sen onlan bırakırsan, kullarını yoldan çıkarırlar. Kötüden, Öz fâdrden başka da evlâd doğurmazlar (Nûh,27) yani, "Maslahat onlarda ya o an için söz konusudur, yahut da onlar sebebiyle gelecek olanlar için söz konusudur. Ama o an için onlarda artık bir maslahat yok. Çünkü onlar o anda sapıktırlar. Gelecekte de böyle olacaklar. Çünkü onlar küçük çocuklarına, peygamberlere uymamayı tavsiye etmektedirler" demiştir. Hazret-i Lut (aleyhisselâm) da, kavminin o anda fesad içinde olduklarını ve onlardan bu hal üzere kalmaları durumunda, Allah'a İbadet edecek salih bir çocuğun gelmeyeceği bir çirkin işle meşgul olduklarını görünce, maslahatın hem o an için, hem gelecek için söz konusu olmayacağını (anlamıştır). Binâenaleyh onların yok olmaları, varlıklarını sürdürmelerinden daha hayırlıdır. İşte bundan ötürü, onlar hakkında o ilahî azabı istemiştir.

İbrahim (aleyhisselâm)'e Gelen Elçiler

30 ﴿