53

"Senden azabı çarçabuk isterler. Eğer belirlenmiş bir vakit olmasaydı o elbette onlara gelip çatmıştı. Muhakkak ki o, kendileri farkında olmayarak, onlara ansızın gelecektir".

Cenâb-ı Hak onları, önce hüsran ile uyardı. Bu da inzar çeşitlerinin en mükemmelidir. Çünkü hüsrana uğrayanın, bu zarar-ziyanı kadar fayda meydana gelmez, aksi halde bu zarar, tam bu kadar değil, biraz aşağı olmuş olur. Meselâ birisi, bir dirhemi zâyî ettiğinde, bu bir dirhem karşılığında, yarım dirhemlik bir fayda meydana gelmesi uygun düşmez. Aksi halde bu zarar, bir dirhem değil, yarım dirhem olmuş olur. Binâenaleyh onlar da, ömür sermayeleri hususunda zarar ettiklerinde, onların azabını hafifletecek kadar bile bir menfaat meydana gelmeyecektir. Aksi halde ömürden bu kadarına karşılık bir fayda elde edilmiş olur. Böylece bu hüsrana uğramış tamse için elim bir azab olur. Binâenaleyh ayetteki büyük bir te'kiddir. Dolayısıyla o kâfirler, böyle bir azabın söz konusu olmadığı hususundaki kesin kanaatlarını göstermek için, "Eğer bize gelecek bir azab varsa, haydi onu bize getir" demişlerdir. Cenâb-ı Allah daha, bu azabın onların İsteği üzerine gelmeyeceğini, onların bunun gelmesi hususunda acele etmeleriyle, acele, vaktinden önce gelmeyeceğini, çünkü kendisinin bu azabı, bir hikmet ve rahmetten ötürü ertelediğini, Hakîm olduğu için hükmünün değişmeyecğini, Rahim olduğu için, Öfkelenmeyeceğini, onların kökünü, şimdi kazımayacağını bildirerek cevap vermiştir. Eğer hikmetinin gerektirdiği ve rahmetine uygun bu belirli erteleme olmasaydı, Allah için bir rahmet ve hikmetin söz konusu olmayacağını, böylece de öfkeleneceğini, değişebileceğini, onların azabın acele gelmesini isteyişlerinden müteessir olacağını, bu isteklerinden dolayı öfkelenip, bu azabı hemen verebileceğini, ama durumun böyle olmadığını, dolayısıyla onlara, istemelerine rağmen bu azabı getirmeyeceğini, bu azabtan Kendisine sığınsalar bile bu azabı onlardan defetmeyeceğini beyan buyurmuştur. Bu tıpkı, "Onlar ne zaman o cehennemden, ızdırabmdan dolayı çıkmak isteseler, yine oraya döndürülürler" (Hac, 22) ayetinde ifade edildiği gibidir.

Ansızın Gelen

Cenâb-ı Allah sonra "Muhakkak ki o, onlara ansızın gelecektir" buyurmuştur. Müfessirler bu ansızın gelecek şeyin ne olduğu hususunda şu değişik izahları yapmışlardır: Bazıları, "Onlara o azab ansızın gelir. Çünkü burada daha önce bahsedilmiş olan iki şeyden, buraya en yakını azabtır. Hem sonra onlar, azabın gelmesini istemişlerdi. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak, "O, onlara ansızın gelecektir" buyurmuştur" derken; bazıları, "Onlara gelen şey eceldir. Çünkü ansızın gelen, eceldir. Fakat ecelden sonra gelen azab, artık ansızın değildir, zaten beklenmektedir" demişlerdir. Biz, azabın, veya ecelin ansızın gelmesinde şöyle bir hikmetin bulunduğunu daha önce de söylemiştik: Eğer azabın veya ecelin bize belli bir zamanı olmuş olsaydı, artık herkes, onun uzak oluşuna güvenir, vaktini bilir, böylece de ölmezden önce nasıl olsa tevbe ederim ümidi ile fasık ve fâcir (günahkâr) olurdu.

Hak teâlâ'nın "Kendileri farkında olmayarak..." ifâdesi, şu iki manaya gelebilir:

1) Bu, tıpkı birisinin, "Ben ona ansız, farkında olmadığı bir şekilde geldim" sözündeki, "farkında olmadığı bir şekil ve zamanda" ifadesinin, "ansızın" kelimesini te'kid edişi gibi ayetteki, "ansızın" kelimesini te'kid için gelmiştir.

2) Bu, müstakil bir mana ifade eden bir cümledir ve manası şöyledir: "O azab onlara ansızın gelir, onlar bu durumun hiç farkında olmazlar ve bu azabın kendilerine hiç gelmeyeceğini sanırlar."

Muhakkak Azap

53 ﴿