58

"İman edip sâlih amellerde bulunanlar (var ya), Biz onları, kendileri içlerinde ebedî kalıcı olarak, altlarından nehirler akan, o cennetin yüksek mevkilerine yerleştireceğiz. Amel edenlerin mükâfaatı ne güzeldir."

Cenâb-ı Hak, daha önce kâfirler için olan şeyi, "Cehennem o kâfirleri kuşatıcıdır" (Ankebût, 54) diyerek beyan ettiği gibi, Kendisine döndükleri zaman mü'minler için olan mükâfaatı da açıklamıştır. Böylece kâfirler için cehennem ateşinin olmasına mukabil, mü'minler için de cennetlerin; kâfirlerin altında cehennemin olmasına mukabil, o cennetlerde altlarından nehirler akan köşklerin bulunduğunu ve kâfirlerin amellerinin karşılığını, "İşlemekte olduklarınızın (cezasını) tadın" diye beyan etmesine mukabil, "Amel edenlerin mükâfaatı ne güzeldir!" buyurarak mü'minlerin amellerinin karşılığını beyan etmiştir. Sonra bu iki ayet arasında, şu inceliklerin yer aldığı farklılıklar var:

Allahü teâlâ, kâfirlerin azabı hususunda, onların üzerinde azab yani ateş bulunduğunu belirtmiş; burada ise, mü'min üzerinde herhangi bir şeyin bulunduğundan bahsetmemiş, aksine izafetsiz (isim tamlaması olmaksızın), sadece üstte olanı zikretmiştir. Bunlar da, yüksek mevkiler ve köşklerdir. Bu böyledir, çünkü her iki ayette ele alınan maddî mükâfaat ve cezadır. Fakat kâfir cehennemin en alt tabakasındadır. Böylece onun üstünde cehennemin diğer tabakaları bulunur. Mü'minler ise, "A'lâyı illiyyîn"dedirler. Binâenaleyh onların mertebelerinin yüceliğine, makamlarının yüksekliğine bir işaret olsun diye, mü'minlerin üzerinde olan birşey zikretmemiştir. Hak teâlâ'nın "Onlar için üzerlerinde konaklar olan konaklar vardır" (Zümer, 20) ayeti, bu ayete ters düşmez. Çünkü konaklar birbiri üzerinedir, mü'minlerin üzerinde değildir. Cehennem tabakaları ise, birbiri üstünde ve dolayısı ile, bu tabakalar, alt tabakada olan kâfirlerin üzer indedirler.

b) Orada, kâfirlerin ayaklarının altında ateşin olduğundan bahsolunmuş, bu ayette ise mü'minlerin köşklerinin altında suların aktığından bahsolunmuştur. Zira ayakların tam hizasında ve ayaklara bitişik olmadığı müddetçe, mutlak olarak alta olduğunda ayaklara acı vermez. Fakat ateşin alevi altta bile olsa, ayak hizasından saptığında, yahut ayak hizasında olup, ayağa bitişik olmadığımda, aksine bir çukurda, çok altta bir yerde olduğunda da elem vermez. Suya gelince, hangi tarafta ve ne uzaklıkta olursa olsun, köşkün altında olduğunda, ondan zevk alınır. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hak, ateş hakkında, elem verecek şekilde olduğu için, "ayakları altında" ifadesini kullanmışhakkında da, herneşekilde olursa olsun zevk alınacağı için, "köşklerin demiştir.

c) Allahü teâlâ o ayette, o kâfirlerin kalblerine elem vermek için, emir sigası ile, " derken; burada, mü'minlerin kalblerini ferahlandırmak için, emir sığasını an, "Amel edenlerin mükâfaatı ne güzeldir" demiştir. Çünkü emir sigası, bundan böyle, bütün ilginin koptuğuna delalet eder. Çünkü işçisine, "Al ücretini" kimsenin bu sözünden, artık onunla münasebetinin kesildiği manası anlaşılır. işçisine, "Benim yanımdaki ücretin tamdır" veya "Kazandığın ücretle aldığın ne güzeldir" dediğinde, bundan bu ücretin ancak kendisi tarafından verildiği anlaşılır. Cenâb-ı Hak da burada, "Ey işçiler, alın ücretlerinizi" dememiş; da, "Yaptıklarınızın cezasını tadın" demiştir.

İmdi eğer; "Cenâb-ı Hakk'ın, "tadın" emrinden, bir şeyin sona ereceği anlaşıldığına göre, bu demektir ki, kâfirlerin azabı da sona erecektir" denilirse, biz ki: Durum, hiç de böyle değildir. Çünkü Allahü Teâlâ, "tadın" dediğinde bu, onlara amellerinin karşılığını verdiğine; Kendisiyle onlar arasındaki münasebettin sona erdiğine; ancak ne var ki bu şeyin onların üzerinde, artmaksızın eksilmeksizin devam ettiğine delalet eder. Ama mü'mine gelince, Cenâb-ı Hak, bir şey verdiğinde o mü'mini, verdiği şeyle başbaşa bırakmaz, tam aksine, o mü'min için nimetlerini hergün artırır. Ki işte buna, Cenâb-ı Hak, "İyi iş, güzel amel yapanlara daha güzel iyilik, bir de ziyade vardır" (Yunus, 26) ifadesiyle işarette bulunmuştur ki bu, "kâfirin başına gelen, artmaksızın devam eder. Mü'mine ulaşan ise, kesintisiz olarak artacaktır..." demektir. Ebedî kalma meselesine gelince, Cenâb-ı Hak her ne kadar bu hususu kâfir hakkında zikretmemiş ise de, ancak ne ki bu, diğer naslarla bilinen bir husustur.

Sabır ve Tevekkül

58 ﴿