59

“Ki onlar sabretmişlerdir ve yalnız Rablerine güvenip dayanmaktadırlar”

Cenâb-ı Hak bu ayette, sabır ve tevekkül gibi iki şeyden bahsetmiştir. Çünkü zaman, geçmiş, hal ve istikbal olmak üzere, üçe ayrılır. Ancak ne var ki geçmişi telafi yeniden elde etmek, mümkün değildir ve kula, geçmişe ait bir şeyi emretmek söz konusu olamaz. Geriye, hal kalmıştır ki, buna uygun olansa sabırdır; bir de kalmıştır ki, buna uygun olan da tevekküldür. O halde bu demektir ki, kişi, kendisine o anda İsabet eden eziyyetlere karşı sabreder, gelecekte muhtaç olacağı yytor hususunda ise, tevekkül eder.

Bil ki sabır ve tevekkül, ancak Allah'ı ve Allah'ın dışında kalanları bilmekle elde edilecek olan iki sıfattır. Binaenaleyh, kim Allah'ın dışında kalanları bilir ve tanırsa, onların, günün birinde yok olacağını da bilir... Dolayısıyla, ona karşı sabretmesi kolaylaşır. Çünkü, yok olan şeylere karşı sabretmek, kolaydır. Allah bildiğinde ise, O'nun, kendisine her türlü rızkı veren bir Baki olduğunu bilir ve anlar. Şayet herhangi bir şeyi elde edememişse, o kimse, Hayy olan bir Bakî'ye, Allah'a tevekkül eder. Demek ki bu arada, sabır ve tevekkülden bahsetmek, son derece yerinde olmuştur. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın, "Ey kullarım..." (Ankebût, 56) ifadesi, Kendisine ibadet etmeye bir maniin bulunmadığını; bu hususta herhangi bir mıntıkada eziyyet gören kimsenin, buradan çıkmasının gerektiğini beyan etmek için getirilmiştir. O halde bu demektir ki insanlar, iki kısımdırlar: Hicret etmeye muktedir olan, Rabbine tevekkül eden, vatanlarını terkedip eş ve dostlarından ayrılanlar. Diğeri ise, sıkıntılara katlanan, ama bu arada, Allah'a ibadet etmeyi de sürdüren, fakat hicret etmekten aciz olanlar....

Rızık Allah'a Aittir

59 ﴿