62"Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayar (genişletir). Onu kısar da. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir...". Cenab-ı Hak, yaratma işini izah edince, rızıktan bahsetmiştir. Çünkü, mahlukatın kemali, onun beka ve hayatı iledir. İnsanın bekası da, rızkı iledir. Bu sebeple Cenab-ı Hak şöyle demek istemiştir: Mabud, ya ibadete müstehak olduğu için ibadet olunur; halbuki putlar böyle değildir. Allah ise, ibadete müstehaktır... Ya, şanı yüce olduğu için ibadet olunur. Gökleri yaratan Allah'ın şanı yüce, burhanı ve hücceti de aşikardır. Binaenaleyh ibadet, ancak O'na mahsustur. Ya da, ihsan ve lütfun sahibi ve velisi olduğu için ibadete mahsustur. Allah, mahlukata rızık verir. İyilikteki üstünlük, ihsan,fazl ve lutuf ancak O'na aittir. Binaenaleyh, işte bu açıdan da ibadet de O'na mahsustur. O halde, Cenab-ı Hakk'ın “Kimi dilerse” ifadesi, ihsanın mükemmelliğine bir işarettir. Bu böyledir, zira hükümdar malını infakla görevli olana, herhangi bir şahsa bir şey vermesini emredip, o da ona onu verdiğinde, alan kimse veren kimseye, fazla bir nimet borcu hissetmez. Çünkü alan kimse, “Bu, adamın kendi isteğiyle değil, ancak o hükümdarın emriyle olan bir şeydir” der. Ama o hükümdarın adına hareket eden o adam, kendisine o hükümdarın, “istersen, bu kişiye birşeyler ver, istemezsen verme” demek suretiyle, irade ve ihtiyar sahibi kılınmış olsaydı ve bu durumda da, o adama birşeyler vermiş olsaydı, o zaman alan kimsenin veren kimseye karşı az değil de pekçok minnet borcu olmuş olurdu. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak, sanki şöyle demek istemiştir: “Rızkınız, bendendir ve Benim meşietim iledir. O halde bu, tam ve eksiksiz bir şükrü gerektiren bir iyiliktir, ihsandır. “Onu kısar da” buyruğu, “isterse o rızkı, dilediği kimseler için daraltır, kısar” demektir. Daha sonra Cenab-ı Hak "Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir..." buyurmuştur ki, bu, “ihtiyaçların ve rızıkların miktarlarını bilendir” demektir. Bu ifadede, “bilme” maddesinin kullanılmasının, şöylece birkaç inceliği bulunur: 1) Tam bir meşiet sahibi olan rızıklandırıcı zat, Kulunu ihtiyaç içinde görüp de aç olduğunu bildiğinde, onun rızkını ertelemez. Rızkı veren, rızkı ise ancak meşietinin geçerliliğindeki yetersizliğinden dolayı erteler... Bu, mesela, henüz yemek pişmeden, yalnız kulun açlığını bilmeksizin, yedirmek içirmek isteyen bir hükümdarın durumu gibidir. 2) Allah ilim maddesini zikretmek suretiyle, uluhiyyet sıfatları olan sıfatları da zikretmiştir. Ki bu uluhiyyet sıfatlarını inkar eden, kafir olur. Bunlar, hayat, kudret, irade ve ilim sıfatları olmak üzere dörttür. Semi', basar ve Cenab-ı Hakkın zâtıyla kaim olan kelam sıfatına gelince, bunları inkar edenler kafir değil, biddat ehli sayılırlar. Cenâb-ı Hak bu beyanında, o dört sıfatı tastaman etmiştir. Çünkü O'nun “Gökleri ve yeri yarattı.” (Ankebut, 29/31) buyruğu, kudretinin mükemmelliğine, “Kimi dilerse, onun rızkını yayar.” buyruğu, meşiet ve iradesinin geçerliliğine ve “Şüphesiz ki Allah herşeyi hakkıyla bilendir” buyruğu da; ilminin şumulune bir işarettir. Kadir, irade sahibi ve alim bir varlık ise, ancak Hayy (ezeli-ebedi hayat sahibi) olarak düşünülebilir. Yağmur İndirip Yeşerten O'dur |
﴾ 62 ﴿