3"İnkâr edenler, "O saat bize gelmeyecek" dediler. De ki: "Hayır, gaybı büen Rabbinin hakk, için o, size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ne yerde bir zerre miktarı Ondan kaçamaz. Bundan daha küçük ve daha buyuk hiçbir şey müstesna olmamak üzere, hepsi muhakkak ki, apaçık bir kitaptadır". (Bu), Allah'a iman edip de güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanları mükâfaatlandırmak içindir. Bunlar yok mu, mağfiret de, şerefli rızık da onlarındır. Cenâb-ı Hak, kıyameti getireceğini haber vermiş ve bu hususu, yemin ile de pekiştirmiştir. Zemahşerî (r.h), şöyle der: "Şayet birisi, onlar, "Allah yoktur" derken, cyametin varlığını yeminle pekiştirmek, nasıl doğru olur? Farzedelim ki onlar, Rabbin varlığını kabul etmişlerdir. Ancak ne var ki, itikadı meseleler yeminle isbât edilemezler derse, buna şöyle cevap verilir: Cenâb-ı Hak, sadece yeminle yetinmemiş, tam aksine bunun delilini de pekiştirmiştir ki, bu da, O'nun, "(Bu), Allah'a iman edip de güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanları mükâfaatlandırmak içindir" şeklindeki beyanıdır. Bunun onun delili olduğunu da şu şekilde izah edebiliriz: Kötülük yapan, günah işleyen, bazan dünyada, dünyevî lezzetler içinde uzun bir müddet kalır ve bu hal üzere ölür. İyilikte bulunan da bazan dünyada birtakım çetin sıkıntılar ve elemler içinde bir müddet yaşar, derken o da bu sıkıntılar içinde ölür gider. Binâenaleyh şayet, karşılıkların verileceği bir yer olmasaydı, durum, Cenâb-ı Hakk'ın hikmetine mugayir olurdu." Benim diyeceğim şudur: "Gaybı bilen ... bir zerre miktarı O'ndan kaçamaz" ifadesindeki delil daha açıktır. Bu böyledir, zira Allah Tealâ her şeyi bilen bir zat olunca, canlıların cüzlerini de bilir ve onları bir araya getirmeye kadir olur. O halde kıyametin vukuu, mümkündür. Kaldı ki, muhbir-i sâdık, (Allahü teâlâ ve Hazret-i Peygamber) bunun olacağını haber vermiştir. O halde kıyamet alacaktır. Yaptığımız bu izah açısından, Cenâb-ı Hakk'ın, "Ne göklerde ne yerde" beyanında şöyle bir malik vardır: İnsanın, hem cinsi, hem de ruhu vardır. Cisimlerin parçaları yerde, ruhlar ise göktedirler. O halde, "Ne göklerde... bir zerre miktarı, O'ndan kaçamaz" ifadesi, O'nun ruhları bildiğine; "ne yerde" ifadesi de, O'nun maddeleri bildiğine bir işarettir. Binâenaleyh O, ruhları ve maddeleri bilip, onları biraraya getirmeye kadir olduğuna göre, artık Kıyametin varlığı akıldan uzak görülemez. "Bundan daha küçük..." ifadesi, ayette, "bir zerre miktarı" ifadesine yer verilmesinin bir tahdit için olmadığına, tam aksine o zerreden daha küçüklerin bile O'ndan kaçamadığına bir işarettir. Yaptığımız bu izaha göre şayet birisi, "O halde, "daha büyüğün" ifade edilmesine ne gerek vardı? Çünkü, zerreden daha küçüğünü Man bir kimse, mutlaka ondan daha büyüğünü de bilir" derse, biz deriz ki: Cenâb-ı Hak, bütün her şeyin Kitap'ta, Kur'ân'da tesbit edildiğini beyan etmeyi dileyince, şimdi an küçüğünü zikirle yetinmiş olsaydı, birisi şöyle bir zanna kapılabilirdi: "O, unutulması -Omkün olduğu için, küçük şeyleri tesbit edip yazıyor. Ama daha büyüklerine gelince, bunlar zaten unutulmazlar, binâenaleyh, bunların tesbitine ihtiyaç yoktur." İşte Cenab-ı Hak bunun üzerine, "Kitaptaki tesbit işi, bu sanıldığı gibi değildir, en büyüğü de oraya yazılmıştır" demek istemiştir. Cenâb-ı Hak, küçük ve büyük ne varsa, hepsini bildiğini beyan edince, bunların bir araya getirilip tesbit edilmelerinin ceza (mukabele, karşılık) için olduğunu belirtmek üzere: |
﴾ 3 ﴿