4

"(Bu), Allah'a iman edip de güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanları mükâfaatlandırmak içindir. Bunlar yok mu, mağfiret de şerefli rızık da onlarındır"

buyurmuştur.

Cenâb-ı Hak iman edenler hakkında, "iman ve amel-i salih" gibi iki husustan bahsetmiş; onlar için ise, mağfiret ve rızk-ı kerîm gibi iki şeyi zikretmiştir. O halde bu demektir ki mağfiret, imanın karşılığıdır. Binâenaleyh, bu demektir ki, her mü'min bağışlanmış, affedilmiş demektir. Bunun böyle olduğuna "Şüphesiz ki Allah, kendisine ortak tanınmasını bağışlamaz. Ondan başkasını dileyeceği kimseler için, bağışlar" (nisa, 48) ayeti ile, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in şu hadisi delâlet etmektedir: Bu, Tâceddin Isa İbn Ahmed İbn el-Hakim el-Bendeht, bize bildirdi. Dedi ki: "Bana babam dedemden, o da Muhyî's-Sünne (Beğavî)'den; o da Abdulvahid el-Müleycî'den, onun Ahmed İbn Abdillâh en-Nuaymî'den, onun da Muhammed İbn Yusuf el-Ferebrî'den.onun da Muhammed İbn İsmail el-Buharî'den (bize kadar gelen) şu haberdir: "Kalbinde zerre miktarı bir iman olarak "Lâ ilahe illallah" diyen herkes cehennemden çıkacaktır Müsned, 3/12

Amel-i Salih'e mukabil, "rızk-ı kerim" zikredilmiştir ki, bu münasiptir. Çünkü, kim kerîm bir efendiye bir iş yaparsa, bu işi yapan kimse o işi bitirdiğinde, o efendi mutlaka ona lütufta bulunur ve onu yedirir içirir. Bu ayette de rızkın, "kerim" ile tavsif edilmesi, daha evvel de bahsettiğimiz gibi onun, ya keremli; yahut da, ikramda bulunan manasına gelmiş olmasındandır. Yahut da bunun dünya rızıklarının aksine, hiç peşine düşmeden talep edilip elde edilmesinden dolayıdır. Çünkü dünya rızıkları, peşine düşülmeden elde edilemez. Bu ayetlerin tefsiriyle ilgili birkaç mesele vardır:

Bazı Belağat İncelikleri

Ayetteki, "Bunlar yok mu, mağfiret de, şerefli rızık da onlarındır" cümlesi şu iki manaya gelebilir:

a) Bu, o mü'minler için bir karşılıktır. Dolayısıyla Cenâb-ı Hak bunu onlara ulaştıracaktır. Çünkü O, "(Bu), Allah'a iman edip de güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanları mûkâfaatlandırmak içindir" buyurmuştur.

b) Bu, onların hakkıdır. Allah, onlara başka bir şeyle de karşılık verecektir. Çünkü (......) ifadesi, tam bir isim cümlesidir. O'nun, (......) ifâdesi, müstakil ve tam olan bir fiil cümlesidir. Cenâb-ı Hakk'ın bu ifâdesi, müjde bakımından, bir kimsenin "İman edenleri rızıkla mükâfaatlandırmak için..." ifadesinden daha belîğdir.

İkinci Mesele

(......) kelimesindeki lâm, ta'lîl için olup, mânası "Ahiret, ceza içindir... Karşılık içindir" şeklindedir. Buna göre şayet birisi, "Bu ilgiyi nasıl izah edebilirsiniz?" derse, biz deriz ki: Allahü teâlâ, mükâfaatının kesilmemesini dilemiştir. Böylece Allah, mükellef için, vereceği mükâfaat ona devamlı ve kesintisiz ulaşsın diye, devam eden ve bakî olan bir yurt (ahiret) vermiştir. Cenâb-ı Hak vereceği bu yurttan önce de, mükellefin, bu yurdu hem ondan öncekiyle mukayese ettiğinde, hem de, onu kendisi itibariyle ele aldığında, ahirette kendisine ait olan şeylerin kıymetini anlaması için, ona birtakım kederlerin, acıların, hastalıkların yer aldığı, üstelik de ölümün bulunduğu bir yurt (dünya) yaratmıştır.

Rızkın Kısımları

Allahü teâlâ, rızkı, "kerim" diye tavsif ederek, diğerlerinden ayırmıştır, mağfireti ise tavsif etmemiştir.

Çünkü mağfiret tek olup, mü'minlere aittir. Rızık ise, zakkum ağacı ve kaynar su gibi birden fazladır, meyveler ve temiz içecekler de rızıktır. Dolayısıyla, işte rızkın böyle kısımları bulunduğu için, diğerlerinden ayrı olarak rızkı tavsif etmiş; mağfiretin kısımları olmadığı için, onu tavsif etmemiştir.

Kur'an'a Karşı Çıkılmaz

4 ﴿