5"Birbirleriyle yarış edercesine, ayetlerimize karşı koşuşturanlara gelince, onlar için de pek çetin ve kötü bir azab vardır". Allahü teâlâ, mü'minlerin Kıyametteki hallerinden bahsedince, kâfirlerin hallerinden de bahsetmiştir. Hak teâlâ'nın, "Birbirleriyle yarış edercesine ayetlerimize karşı koşuşturanlar" ifadesi, "Ayetlerimizi yalanlayanlar" manasınadır ki, bu durumda bu ifade bir önceki ayetin mukabili olmuş olur. Çünkü önceki ayette yer alan, "iman edenler" ifadesi de, "ayetlerimizi tasdik edenler" manasına; bu ise, yalanlayanlar" manasınadır. Eğer, "Ayette mutlak manada bir koşuşturmadan bahsedilmesine rağmen, sen onların ayetleri bâtıla çıkarma hususunda çaba sarfettiklerini nereden çıkardın?" oenitirse, biz deriz ki: Bu mana, aynı ayetteki "Birbirleriyle yarış edercesine" tabirinden anlaşılır. Çünkü bu kelime, ayette "hal" mahallinde olup, onlar, aciz bırakmayı ister bir halde, ayetlerimize karşı koymuş, çaba sarfetmişlerdir" manasındadır. Zira ayetleri tebliğ ve anlatma hususunda gösterilen sa'y-u gayret sebebiyle, bunu yapan kimse, "mu'âciz" (acze düşürmeye çalışan) olmuş olmaz. Çünkü Kur'ân ve ayetler, aslında bir mucize (âciz bırakan şey) olup, bunların bu hususta hiç kimseye ihtiyacı yoktur. Yalanlayan kimse ise, apaçık ayetleri gizleme gayreti göstermektedir. Dolayısıyla o, bu hususta, belki de bu sayede ayetlere tutunanları acze düşüreceğini umarak, yalanlarına revaç buldurmak için, büyük gayret göstermek ve ileri derecede çalışmak mecburiyetindedir. Bu kelimenin, "Kendilerinin, Allah'ın elinden kurtulabileceklerini sanarak..." manasında olduğu da söylenmiştir. Bu manada, o gayreti gösterenin bâtıl için gayret göstermiş olduğu çok net bir şekilde onaya çıkar. Ayetteki, "Onlar için de pek çetin ve kötü azab vardır" ifadesi, bir önceki ayette geçen, "Onlar için rızk-ı kerim ... vardır" ifadesinin mukabilidir. Ayette şöyle birtakım incelikler var: 1) Cenâb-ı Hak burada, "Onlar için ... azab vardır" buyurmuş, ama "Allah onları cezalandıracaktır" dememiştir. Halbuki biz biraz önce, Hak teâlâ'nın, 'iman edenleri ... mükâfaatlandırmak için..." ifadesinin, "Allah onları, başka bir şeyle de mükâfaatlandırır" manasına gelebileceğini, yine bir önceki ayetteki, "Mağfiret de, şerefli rızık da onlarındır" ifadesinin ise, bunun onların hakkı olduğunu gösteren bir ifade olduğunu söylemiştik. Netice olarak diyebiliriz ki: Bir önceki ayetteki, "Mükâfaatlandırmak için.." kelimesi nazar-ı dikkate alındığında, orada mü'minler için fazladan bir mükâfaat verilmesi ihtimali vardır. Allahü teâlâ, bu ayette ise, "Onları cezalandırmak için..." tabirini kullanmamıştır. Binâenaleyh burada böyle fazladan bir ceza ihtimali yoktur. 2) Allahü teâlâ, o ayette, "Mağfiret de ... onlarındır" buyurmuş ve buna ilaveten şerefli bir rızkın olduğundan bahsetmiştir. Burada ise, sadece "Onlar için de pek çetin ve kötü bir azab vardır" demiştir. Bunun niçin böyle söylendiğinin izahı, bir önceki maddede geçti. 3) Allahü teâlâ bir önceki ayette, "Mağfiret de şerefli rızık da onlarındır" buyurmuş ve "rızkı", ba'ziyyet (kısmîlik) ifade eden min (harf-i cem) ile az olarak zikretmemiş, "onlar için rızıktan bir kısım ve kerim (şerefli) olan rızık cinsinden bir rızık vardır" dememiştir. Bu ayette ise, min-i teb'îziyye (ta'ziyyet ifade eden min) olabilecek olan bir şekilde, buyurmuştur ki, bütün bunlar, Allahü teâlâ'nın rahmetinin genişliğine, rahmetine oranla gazabının azlığına bir işarettir. Ayetteki "ricz" kelimesinin, "en kötü azab" manasına olduğu söylenmiştir. Buna göre buradaki "min", cinsin beyânı (azabın cinsini göstermek) için olup, tıpkı, "Gümüş yüzük" ifadesi gibidir. Ayetteki, "elim" (acıklı) kelimesi, mecrûr ve merfû (kesreli ve ötreli) olarak, İki şekilde okunmuştur. Merfû okunuşu, "azab"ın sıfatı sayılmasından dolayıdır. Buna göre sanki, "Onlar için, azabın en kötüsünden, elîm bir azab vardır" denilmek istenmiştir. Bu kelimenin mecrûr okunuşu ise, "ricz" kelimesinin sıfatı sayılmasından ötürüdür. Binâenaleyh manaya göre merfu okunuş, lafza göre mecrûr okunuş daha uygundur. Eğer, "Hiç amel-i sâlihi olmayan bir mü'minin ve inkârından başka günahı olmayan bir kâfirin bulunması mümkün olduğuna göre, ayetteki taksimat niçin, sâlih ameli bulunan mü'min ve "birbiriyle yarış edercesine ayetlerimizi yalanlayan (inkâr eden)" şeklinde yapılmıştır?" denilirse, şöyle cevap veririz: Ayette bahsedilen bu iki gurubun durumu bilindiğinde, mü'min kimsenin, derecesi daha önce bahsedilenlere yakın, kâfirin de, derecesi ayette bahsedilmiş olanlara yakın olduğu, mü'min için, ikram olunma hususunda, sâlih amel de işlemiş olanlara verilecek kadar olmasa bile, bir mağfiret ve rızk-ı kerimin olduğu; inadcı (düşman) olmayan kâfir için de, inadcı, yalancı, islâm düşmanı kâfirler için olan, o en kötü azab türünden olmasa bile, yine bir azabın olacağı anlaşılır. |
﴾ 5 ﴿