10"Celâlim hakkı için biz Davud'a, bizden bir iazl verdik. "Ey dağlar onunla birlikte tesbîh edin" (dedik). Kuşlara da böyle (dedik). Onun için demiri de yumuşattık". Ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Hak teâlâ'nın, "Bizden" ifadesi, Dâvûd (aleyhisselâm)'ın faziletini beyân etmeye bir işaret olup, izahı şöyledir: Ayetteki bu ifade, tek başına anlaşılan müstakil bir ifâde olup, tıpkı birisinin, "Padiyah Zeyd'e bir elbise verdi" demesi gibidir. Binâenaleyh bir kimse "O ona kendinden bir elbise verdi" dediğinde, bu, o elbisenin özel elbiselerden olduğunu gösterir. İşte aynen bunun gibi, Allah'ın fazlından vermesi geneldir. Ama katından verdiği nübüvvet ancak bazı insanlara hastır. Bu, yine Hak teâlâ'nın, "Rableri onları, kendinden olan bir rahmet ve hoşnudluk ile müjdeler" (Tevbe, 21) ayetinde olduğu gibidir. Çünkü Allah'ın rahmeti geniştir, dünyada herkes ulaşır. Ama O'nun âhirette mü'minlere olan rahmeti, has kulları için özel olarak verdiği, katından bir rahmettir. İşte bu sebeble, "Rableri onları, Kendinden olan bir rahmet ve hoşnudluk ile müjdeler" (Tevbe, 21) buyurmuştur. Bu, Hak teâlâ'nın, "Ey dağlar, onunla birlikte tesbiht edin " emri ile İlgilidir. Zemahşeri şöyle der: "Buradaki, (......) ifadesi, önce geçen, "fazl"dan bedel olup, manası, "Biz Davud'a fazlı verdik, yani, "Ey dağlar..." (dedik.)" şeklindedir. Yahut da önce geçen âteynâ kelimesinden bedel olup, manası, "Davud'a Bizden bir fazl verdik ve "Ey dağlar (...)" dedik" şeklindedir." Bu kelime, hem vâv'ın şeddesiyle tef'il babından olarak, evribî, hem de vâv'ın sükûnu, hemzenin zammesi ile, "dönmek" manasına olan, "evb" masdanndan olmak üzere diye okunmuştur. Buna göre te'vîb, döndürmek manasına olur. Bunun manasının, "Onunla beraber siz de yürüyün ey dağlar" şeklinde olduğu da söylenmiştir. Hak teâlâ'nın, "Derken (Allah'ı) tesbih eder" (Enbiya, 79) ifadesindeki tesbihin, yüzmek manasına gelen "sibâhat" masdanndan olduğu söylenmiştir ki sibâhat, yüzme denilen birtakım muayyen hareketlerden ibarettir. Ayetteki, (......) kelimesi, münâdânın mahalline hamlen mansub, lafzına hamlen de merfû okunmuştur. "Te'vib" de (tesbihde) Dâvûd (aleyhisselâm)'a uyma, sadece dağa ve kuşlara mahsus değildir. Fakat burada dağ cansızlarıtemsil etmektedir. Tayr (kuş) ise, uçup gitmeyi ifâde eder. Bu iki cins varlığın, Hazret-i Dâvûd (aleyhisselâm)'a uymaları akıldan uzak görülmez. Binâenaleyh bu varlıklar ona uyunca, bunların dışında kalanların haydi haydi muvafakat etmeleri gerekir. Ama buna rağmen bazı insanlar ona uymamışlardır ki bunlar, kalbleri taştan daha sert olan katı yürekli kimselerdir. Ayetteki, "Onun için demiri de yumuşattık" ifadesi, atfedilmiş bir ifade olup, bunun atfedildiği şeyin, daha önce gecen, "Ey dağlar ..." ifadesinin başına takdir ettiğimiz, kulna (dedik) kelimesi olması muhtemeldir. Buna göre ifadenin manası, "Biz, "Ey dağlar, onunla birlikte tesbih edin" dedik ve onun için demiri yumuşattık" şeklinde olur. Bu ifadenin, ayetin başındaki ateyna (verdik) fiiline atıf olması da muhtemeldir ve buna göre kelamın takdiri, "Davud'a bizden bir fazl verdik ve onun için demiri yumuşattık" şeklinde olur. Allahü teâlâ, Dâvûd (aleyhisselâm) için demiri, elinde âdeta bir mum gibi oluncaya kadar yumuşattı. Bu, Allah'ın kudreti açısından çok basit birşey. Çünkü demir, ateş sayesinde yumuşuyor ve âdeta yazı yazılan bir mürekkep gibi oluncaya kadar eriyebiliyor. Öyle ise, Allah'ın kudreti açısından bunu kim akıldan uzak görebilir? "Dâvûd (aleyhisselâm)'un, Allahü teâlâ'dan, kendisini Beytü'l-Mâl'den yemekten müstağnîkılmasını istemişti. Böylece Allahü teâlâ ona, demiri yumuşatmış ve elbise (yani zırh) yapma sanatını öğretmişti" denilmiştir. Allahü teâlâ, bir sanat olarak Hazret-i Dâvûd için bunu seçmiştir. Çünkü bu, Allah'ın emir âleminden ruhu (canı) muhafaza ve kerim (şerefli) olarak yaratılmış insanı, öldürülmekten koruma çalışmasıdır. Binâenaleyh zırh yapmak, yay, kılıç v.s. şeyleri yapmaktan daha hayırlıdır. |
﴾ 10 ﴿