21"Bütün olay, bir tek sayhadan ibarettir. Bir de bakarsın ki (kabirlerinden kalkmış) bakmıyorlar! "Eyvah bize derler, bu, ceza ve hesap günüdür." (Evet), bu sizin yalanlamakta oluğunuz ayırdetme günüdür" Bil ki Cenab-ı Hak, önceki ayette, "ba's"in ve Kıyametin mümkün olduğuna delâlet eden şeyleri açıklayıp, sonra bunun peşinden de, Kıyametin vukuuna delâlet eden şeyleri getirince, işte bu ayetlerde de, Kıyamet hallerinin bazı tafsilatını zikretmiştir. Cenâb-ı Hak bu ayette, bu hallerin bazı nevilerini zikretmiştir ki, bunlar şunlardır: Birinci Hâl: "İşte o, ancak bir tek sayhadan ibarettir ki, onların gözleri birden bire açüıverecektir" ayetinin ifade ettiği husus olup bununla alâkalı birkaç bahis bulunur: Birinci Bahis: Ayetteki (fe innemâ) kısmı, takdir edilen bir şartın cevabıdır. Kelamın takdiri ise, "Durum böyle olunca, bütün olay bir tek sayhadan ibarettir" şeklindedir, Zecre'nin Manası İkinci Bahis:ifadesindeki zamir, tefsir edici olarak gelmiş olan bir zamir olup, kelamın takdiri ise, "O ba's ve diriltme olayı ancak bir tek sayhadır" şeklindedir. Üçüncü Bahis: Zecre Arapça'da, meselâ sevkedilmeleri esnasında, davarlara ve develere bağırılması, nara atılması gibi, kendisiyle nara atılan, çağırılan sayha'dr nidadır. Sonra bu kelimenin kullanılışı çoğalmış da, bu ayette de olduğu gibi her ne kadar kendisinde, zecr ve men etme manası olmasa da, artık sayha anlamınca kullanılır olmuştur. Ben derim ki: "Bu sayha, ancak, ölüleri kabirlerinde uyumaktan men ettiği, onlar kabirlerinden kalkıp kıyama durmaya ve Kıyamet duraklarında durmaya sevketti için, "zecretun" "teşvik etme, sevketme..." diye adlandırılmıştır" denilmesi akıldar uzak görülemez. Sen bunu iyice anlayınca, biz deriz ki: Buradaki zecre'den maksac "Sonra ona bir daha üfürülmüştür. O anda görürsün ki, (ölüler dirilip) ayakta bakınıp duruyorlar" (zümer, 68) ayetinde zikretmiş olduğu bu "zecre" (yani "kabirlerden kaldırma")dır. Buna göre, birinci üfürüş ile insanlar ölürler, ikincisi ile de, dirilerek ayağa kalkarlar. Burada birkaç soru bulunmaktadır... Bu Sayhanın Manası Birinci Soru: "Bu sayhanın faydası nedir? Zira o saatte insanlar ölüdürler. Zira üfürüş, onların hayat bulmalarının sebebi yerine geçmiştir. Böylece de sayha, onların dirilmelerinden önce bulunmuştur. Şu halde "sayha"nın ancak, insanların ölü halde bulunduklarında meydana geldiği sabit olmuş olur. Böylece o "sayha"nın hiçbir mânası olmamış olur. Şu halde bu, bir abes iştir. Halbuki, Allah'ın fiillerinde abes bir işin bulunması caiz değildir?" Buna şu şekilde cevap verilir: Ehl-i sünnet alimlerine gelince onlar, "Allah istediğini yapar" der ve işin içinden çıkarlar. Mutezileye gelince, meselâ bunlardan Kâdî, "Bu hususta, şu iki izah yapılabilir: a) Bununla, meleklerin kastedilmiş olması... b) Bunun faydası, korkutmak ve ürkütmektir" demiştir. Üflemenin Hayatla İlgisi İkinci Soru: Bu "sayha"nın, hayatın yeniden iade edilmesi hususunda bir tesiri var mıdır? Cevap: Hayır. Delili ise, birinci "sayha"yı, Ölümün; ikinci "sayha"yı da, hayatın takip etmiş olmasıdır ki, bu, o "sayha"nın ne ölümde ne de hayatta bir tesiri bulunmadığına delalet eder. Bilâkis hayatı ve ölümü yaratan Allah'dır. Nitekim "(Allah), ölümü ve hayatı yaratandır" (Mülk, 2) buyurmuştur. Üçüncü Soru: O sayha, meleklerin sesi midir, yoksa Allahü teâlâ onu, (o esnada) doğrudan doğruya mı yaratmıştır? Cevap: Her şey mümündür, ancak ne var ki, rivayet olunduğuna göre, Allahü teâlâ, İsrafil'e emir verecek de, o da, "Ey çürümüş kemikler, ey unufak olmuş deriler, ey paramparça olmuş cüz'ler, unsurlar Allah'ın izniyle bir araya geliniz diye nida Dördüncü Bahis: Ayetteki cümlesinden maksad şunlar olabilir: a) Onlar, başlarına gelen şeye bakarlar; b) Birbirlerine bakarlar; c) Yalanladıkları o ölümden sonra dirilme olayına bakarlar. Pişmanlık Kıyamet hadiselerinin ikincisi ise, Cenâb-ı Hakk'ın onlar hakkında haber vermiş olduğu şu husustur: Onlar kabirlerinden kalktıktan sonra, "Eyvah bize, bu, ceza ve hesap günüdür!" derler. Zeccâc şöyle der: "Veyl, hetâk olan kimsenin helak olduğu sırada söylediği bir kelimedir. Ki, ayetin maksadı, "Onlar, Kıyameti görüp müşahede ettiklerinde, "İşte din günü, yani karşılık günü" derler" şeklindeki bir mana olup, bundan maksat da Cenâb-ı Hakk'ın, kur'ân'ın pekçok ayetinde adeta, "Biz, dünyada, iyilikte bulunan, kötülük yapan, asi olan, sıddîk olan ya da zındık olan kimseler görmekteyiz ve yine biz, onlara dünyada iken hak ettikleri cezanın verilmediğini görmekteyiz. Binâenaleyh, "Kötülük edenleri yaptıklarına mukabil cezalandırması, güzel hareket edenleri de daha güzeliyle mükâfaatlandırması" (Necm. 31) için, kıyametin vuku bulması gerekir" demiş olmasıdır." Netice olarak diyebiliriz ki: Bu da, bu cezanın ölümden sonra tahakkuk edeceğine delâlet eder. Kâfirler, her ne kadar bu kuvvetli delili dinlemiş ve duymuşlarsa da, ancak ne var ki onlar, bunu inkâr etmiş ve inkârlarını devam ettirerek isyan etmişlerdir. Daha sonra Allahü teâlâ onları Kıyamet gününde yeniden diriltip, böylece de onlar, Kıyametin vukuunu gözleriyle müşahede edince, "bu, ceza ve hesap günüdür" diyeceklerdir. Yani "Bu, Allahü teâlâ'nın, Kur'ân'da, hakkında pekçok delillerden bahsedip de, bizim kendisini inkâr ettiğimiz gündür" demektir. Bunun bir benzeri de, herhangi bir şeyle korkutulup da, bunu aldırmayan, daha sonra onu bizzat gördüğünde, "İşte bu, falanca hadisedir" diyen kimsenin durumudur. İşte, ayette de böyle bir mana gözetilmiştir. Burada şöyle bir ihtimal de söz konusudur: Allahü teâlâ, Fatiha Sûresi'nde, "Din gününün sahibi" (Fatiha. 3) buyurup, o günün mâlikinin sadece kendisi olduğunu beyân etmiştir. Böylece onların, "Bu, karşılık ve hesap günüdür" şeklindeki sözleri, kendisinde, Allah'ın dışında hiç kimsenin hükmünün geçerli olmadığı o güne bir işaret olmuş olur. Onlar bu sözü kalblerindeki şiddetti korkudan dolayı söylemişlerdi. Büyük Mahkeme Cenâb-ı Hakk'ın, "(Evet), bu sizin yalanlamakta olduğunuz kesin hüküm günüdür" beyanına gelince, bu hususta şöyle iki bahis bulunur: Birinci Bahis: Alimler, bu kısmın kâfirlerin sözünün devamı mı, yoksa onların sözünün "bu, karşılık ve hesap günüdür" demekle tamamlanıp, bu ayetin ise, başkalarının sözü olup olmadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Böylece, alimlerin bazısı, birincisini benimsemiş ve cümlesinin kâfirlerin birbirlerine söyledikleri sözler cümlesinden olduğunu iddia etmişlerdir. Ekseri ulemâ ise ikinci görüşü benimsemişler ve bu hususta şu iki delili getirmişlerdir: a) Ayetteki, "yalanlamakta olduğunuz" ifadesi, onların birbirlerine söylemiş olduğu sözler cümlesinden olup, bütün kâfirlere yöneltilen hitaptır. Dolayısıyla, bu sözü söyleyenin mutlaka kâfirlerden başkası olması gerekir. b) Cenâb-ı Hakk'ın, "O zulmedenleri, onlara eş olanları toplayın" (Saffat, 22) emri manaca, "(Evet), bu, sizin yalanlamakta olduğunuz ayırdetme günüdür" ifadesine matuftur. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hakk'ın "O zulmedenleri (...) toplayın"(saffat, 22) ifadesi, kâfirlerden başkasına ait bir ifade olunca, "(Evet), bu, sizin yalanlamakta olduğunuz ayırdetme günüdür" ifadesinin de, kâfirlerden başkalarının sözü olması gerekir. Bu duruma göre, bu demektir ki, ayetteki "Bu, karşılık ve hesap günüdür" cümlesi, kâfirlerin sözlerinden; "Bu, (...) kesin hüküm günüdür" ifadesi de, onlara bir cevap olmak üzere meleklerin sözlerindendir. Bunun kâfirler için bir cevap oluşunu da şu şekilde izah edebiliriz. O kâfirler, için için, peygamberlerin davetlerini inkâr etme ve o fasit dinleri hususunda da hakka isabet etmiş olduklarına inanıyorlardı. İşte bu sebeple onlar, "bu, ceza ve hesap günüdür" demişlerdir. Yani "Bu, kendisinde taatlanmızın ve hayırlarımızın karşılığının bizi gelip bulacağı gündür" demişlerdir. İşte bu sebeple melekler de onlara, "Bu günde, işlerin zahirine bakılmaz. Çünkü bu gün, kendisinde, gerçek mükâfaatın, zahirî karşılıktan seçilip ayırdedildiği ve gerçek taatların, riya ve kahramanlık duygusuyla içice olarak yapılmış olan taatlerden seçilip ayrıldığı gündür" derler. İşte bu yolla, meleklerin bu sözü, kâfirlerin ileri sürdükleri şeye bir cevap olmuş olur. Zalimler Cehennem Yolunda |
﴾ 21 ﴿