23"O zulmedenleri, onlara eş olanları ve Allah'tan başka tapmakta ısrar ettikleri şeyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna koyun" Ayetle ilgili birkaç bahis vardır: Birinci Bahis: Bil ki bu sözün, meleklerin sözü cümlesinden olduğunda şüphe yoktur. Buna göre eğer, "Onlar, daha önce haşrolunup (toplanıp). Kıyamet meydana getirilip ve onlar "işte bu din günüdür" (Sâffât, 20) deyip, melekler de onlara, "(Evet), bu, kesin hüküm günüdür" demişken, bu ayette yeniden ühşurû "toplayın denilmesinin manası nedir?" denilirse, Kadi cevaben: Bu, "Onları ceza yurdunda yani ateşte toplayın" demektir. İşte bundan ötürü, Cenâb-ı Hak, "Onları cehennem yoluna götürün", yani, "Onları o yola koyun ve oraya sevkedin" buyurmuştur" der ve kendi kendine şöyle sorar: "Bu nasıl olabilir? Çünkü Cenâb-ı Hak bundan sonra da, "Onları hapsedin (durdurun), çünkü onlar sorguya çekilecekler" (Saffât, 24) buyurmuştur. Onların cehenneme sürülüp, cehennemde toplanmalarının ancak boy bir sorgulama ve hesaptan sonra olacağı malumdur." Kâdî sonra bu sorusuna şöyle cevap verir: "Bir cümlenin vâv (ve) edatıyi affedilmesinde, tertip (sıra) manası gözetilmez. Dolayısıyla, "Onları sevkedin ve onla hapsedin (durdurun)" denebilir. Hem sonra biz, aklen, durdurmanın cehenneme sevkten önce olacağını bilmekteyiz." Kâdî'nin izahı bundan ibarettir. Bana göre bu hususta bir başka izah da şöyle yapılabilir: Onlar kabirlerinde kalktıklarında, Kıyametin dehşetini gözleriyle gördükleri için, kendilerini saran bu şaşkınlıkla orada kalakalmaları uzak bir ihtimal değildir. Bundan sonra Cenâb-ı Hak meleklere, "O zâlimleri toplayın ve cehennem yoluna götürün" yani "cehenne yoluna sürüp, orada durdurun" diye emretmiştir. İşte sorgulama, o durdurma yerine olur ve sonra onlar buradan cehenneme doldurulurlar. Bu izaha göre ayetin nazr (tertibi) uygun olur. İkinci Bahis: "O zulmedenleri toplayın" emrini veren, Allahü teâlâ'dır. Şu hale meleklere, kâfirleri sorgulama yerine götürüp, orada toplamalarını Allahü teâlâ emretmiştir. O halde ayette geçen "haşr" (toplama) ile, meleklerin, zâlimleri-kâfirle o yere sevketmeleri manası kastedilmiştir. Cehennemlik Gruplar Üçüncü Bahis: Allah Tealâ meleklere, üç şeyi toplamalarını emretmiştir: Zalimleri, onlara eş olanları ve bunların taptıkları şeyleri... Burada birkaç önemli nokta var. 1) Hak teâlâ, "O zulmedenleri toplayın" buyurmuş ve sonra zâlimleri sıfatlarından olarak, "Allah'tan başka varlıklara tapmalarına" işaret etmiştir ki bu "zalim" kelimesinin mutlak manada "kâfir" demek olduğuna delalet ede Binâenaleyh bu, zâlim hakkında Kur'ân'da bulunan bütün va'îdlerin, kâfirler içi olduğunu gösterir. Söylediğimiz bu hususu, Hak teâlâ'nın "Kâfirler, zâlimlerin ta kendileridir" (Bakara, 264) ayeti de destekler. 2) Âlimler, ezvac'dan maksad, "onlara eş olanlar" ifadesi ile kimlerin kastedildiç hususunda şu üç değişik görüşü belirtmişlerdir: a) Bununla, onlara benzeyenler kastedilmiş olup, onların küfür yolunda, yoldaşları, grupları ve taraftarları demektir. O halde, yahudî yahudî ile, hristiya hristiyanla eştir. "Ezvâc" kelimesinden, "eşler ve benzerler" manasının kastedimi olabileceğinin delilleri şunlardır: Birincisi: Hak teâlâ'nın, "Siz, (Kıyamette) üç ezvâc (sınıf) olmuşsunuzdur." (vâkıa. 7) ayetidir. Bu, "Siz, üç şekil, birbirine benzer üç kısım olacaksınız" demekti İkincisi: Meselâ sen, "Benim yanımda ezvâc vardır" dersin. Bu "emsal" (benzerler) manasınadır. Yine sen, herbiri diğerine benzediği için, "Bir çift mest" manasına, zevcânı mine'l-huf dersin. Yine nikâh hükümlerinin çoğunda, biribirine benzer oldukları, aynı durumda oldukları için, karı ile kocaya "zevç" (eş) denir. Doğal sayılarda, herbiri ikinci kısma bir rnisat teşkil ettiği için, "çift sayı" anlamında, el-adedü'z-zevc denilir. Vahidî şöyle der: "Bu görüşe göre, ayette bahsedilen "zalimle" ile, reislerin ve liderlerin kastedilmiş olması gerekir. Çünkü sen, "zalimler" kelimesini, bütün müşrikler için genel manada kabul ettiğinde, ayetteki "onlara eş olanlar" için bir mana kalmaz. b) Bu ifadeyle, onların şeytanlardan dostları kastedilmiştir. Çünkü Hak teâlâ, "Kardeşleri, onları azgınlıkta oyalayıp durur. Sonra onlar bu (hususta) hiç kusur etmezler" (A'râf, 202) buyurmuştur. c) Bununla, onların kendi dinlerindeki hanımları kastedilmiştir. Hak Tealâ'nın, "Allah'tan başka tapmakta ısrar ettikleri şeyler" ifadesi ile ilgili iki görüş vardır: a) Bununla, o müşriklerin, Allah'ı bırakıp taptıkları putlar ve tâğutlar kastedilmiştir. Bunun bir benzeri de, "Yakıtı insanlar ve taşlar olan o ateşten sakının" (Bakara, 24) ayetidir. Bu ayetin tefsirinde, buradaki "insanlar" ifadesiyle putperestler "taşlar" ile de. taşlardan yontularak yapılmış putların kastedildiği söylenmiştir. İmdi eğer, "O taşlar cansızdırlar. Onların cehennemde toplanmalarının hikmeti ve faydası nedir?" denilirse, Kâdî buna şöyle cevap vermiştir: "Kendilerine tapan o kâfirleri iyice rezil rüsvay etmek için, bu taştan ve tunçtan putların getirilip, onlara hayat verileceği hususunda rivayetler vardır." Birisi şöyle diyebilir: "Farzet ki Allahü teâlâ, o putlara hayat verecek. Ama onlardan bir günah sâdır olmamıştır. Öyle İse Allah'ın onlara azab etmesi nasıl düşünülebilir? O halde doğruya en yakın olan şöyle denilmesidir: "Allahü teâlâ, o putlara hayat vermez. Onları oldukları gibi cansız bırakır. Ama onları cehenneme atar. Bu atmanın hikmeti, kâfirlerin utançlarını iyice artırmadır. b) Ayetteki bu ifadeyle, putperestleri, o putlara ibadete çağırıp sevkeden şeytanlar kastedilmiştir. Çünkü o kâfirler, şeytanlardan aldıkları bu dini kabul edince, âdeta şeytana tapmış gibi oldular. Bu mana, "Ey âdemoğlu, şeytana tapmayın diye size emretmedim mi?" (Yasin, 60) ayeti ile desteklenir. Ama birinci görüş daha uygundur. Çünkü şeytanlar da, akıl sahibi varlıklardır. Dolayısıyla ayetteki mâ ism-i mevsûlünün, akıl sahibi varlıklar için kullanılmaları uygun düşmez. Allah en iyi bilendir. Daha sonra Cenâb-ı Hakk, "Onlan cehennem yoluna koyun" buyurmuştur. İbn Abbas (radıyallahü anh) şöyle der: "Bu, "Onlara yol gösterin" manasınadır. Nitekim Arapça'da birisine yol gösterip, klavuzluk ettiğinde, dersin. Burada "hidayet" kökünden olan bu fiil kullanılmıştır. Çünkü Cenâb-ı Hak, bu tabiri, "cennete hidayetin" (şevkin) mukabili olarak kullanmıştır. Bu tıpkı, "Onlan, elim birazabla müjdele(!)" (Al-i İmran, 21) ayeti gibidir. Onları azabla müjdeleme işi de mü'minleri nimetlerle, cennetlerle müjdelemenin mukabili olarak getirilmiştir." Yine İbn Abbas (radıyallahü anh)'ın buna, "Onları sürüp götürün" manasını verdiği de rivayet edilmiştir. Esamm, "Bu "Onları, ileri çıkarıp sunun" demektir" der. Vahidi ise: "Bu görüş bir vehimdir. Çünkü birinin ilerlemesini, Öne geçtiği bildirmek için (......) fiili kullanılır. "Hidayet" kelimesi de bu manadadır. "Hevadî" ve "hadiyât" da aslan gibi vahşi hayvanlardır. Fakat "geldi" manasına heda fiili kullanılmaz" demiştir. Birbirlerine Sormaları |
﴾ 23 ﴿