50

"Onlar böyle... Onlar için, malûm bir rızık vardır. Türlü meyveler... Onlar, ikrama mazhar kimselerdir. Naîm cennetlerinde, birbiriyle karşılıklı olan tahtlar üzerinde... Onların etrafında, kaynaktan doldurulmuş türlü kadehler dolaştırılır. Bembeyaz, içenlere bir lezzet. Orada bir sarhoşluk (başağrısı) yok, onların bundan hoşnutsuz olacakları da söz konusu değil. Yanlarında, nazarlarını yalnız zevcelerine dikmiş güzel gözlü kadınlar vardır, ki bunlar, örtülüp saklanmış yumurtalar gibidirler. Kimi kimine dönüp sorarlar"

Bil ki, Allahü teâlâ birliğini kabullenmekten tekebbür edenlerin ve nübüvveti inkârda ısrar edenlerin hallerini tavsif edince, bunun peşinden, ihlaslı ve samimi kullarının mükâfaat elde etmedeki hallerini zikretmiştir. Bu ifadelerle ilgili birkaç mesele vardır:

Birinci Mesele

Biz, Sâffât, 40 ayetinde geçen ifadesinin, lâm'ın hem fethası ve hem de kesresi ile iki şekilde okunduğunu, daha evvel geçtiği yerde anlatmıştık. Binâenaleyh, bu kelimedeki lâm'ın fetha okunması halinde mana, "Allahü teâlâ, kendi lütfü ile onları halis kıldı ve fazl-u keremi ile onları seçti..." şeklinde olur. Kesre ileyse, mana, "Onlar, taatlarını ve ibadetlerini sırf Allah için buna hiçbir şey karıştırmadılar" şeklinde olur.

Cennet Rızkı

Bil ki Allahü teâlâ, cennetliklerin rızklarını, "malum" olmakla nitelemiş, o rızkın hangi sıfatlarının malum olduğunu ise beyân buyurmamıştır. İşte bu sebepten dolayı bu husustaki görüşler farklı farklıdır. Bu cümleden olarak, bu tabirin manasının, "O rızkın vahyi malum olup, bu da, her ne kadar orada akşam-sabah diye bir şey olmasa da, akşam ve sabahtır. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Orada, sabah akşam naldan da (ayaklarına gelecektir)"(Meryem, 62) buyurmuştur.

Bu kelimenin manasının, "O rızkın niteliği malumdur; çünkü Cenâb-ı Hak onu, tadının, kokusunun ve lezzetinin hoşluğu ve görünümünün güzelliği gibi hususî birtakım sıfatlarla yaratmıştır" şeklinde olduğu söylenmiştir. Yine bunun manasının, "Cennetlikler, o rızkın devam edip gideceğine yakînen inanmakta olup, bu, ne zaman tahakkuk edeceği ve ne zaman sona ereceği bilinmeyen dünya rızkı gibi değildir" şeklinde olduğu da ileri sürülmüştür. Yine, bunun manasının, "Bu rızkın miktarı, cennetliklerin dünyadaki amellerine göre hak ettikleri mükâfaat ve ikram oranındadır. Çünkü Cenâb-ı Hak, bundan fazlasını onlara bir lütuf olarak verdiğini beyân etmiştir" şeklinde olduğu da ileri sürülmüştür.

Fevâkih

Daha sonra Cenâb-ı Hak, cennetlikler için bir rızık olduğunu belirtince bu rızkın ne olduğunu da beyan etmek üzere fevâkih "türlü meyveler..." buyurmuştur. Bu hususta şu iki görüş ileri sürülmüştür:

a) "Fâkihe" ihtiyacı karşılamak için değil de, zevk almak için yenilen şeyler demektir. Çünkü, cennetliklerin rızıklarının hepsi, bu türdendir. Zira onlar, sıhhatlerini azıklar ve yiyeceklerle koruma ihtiyacı duymamaktadırlar. Çünkü onlar, sonsuz için yaratılmış muhkem cisimler ve bedenlerdir. Binâenaleyh, onların yedikleri her şey, haz alma kabilindendir.

b) Ayette, fâkihe (meyve)'den bahsedilmesinin maksadı, en düşük şeyle en üstününe dikkat çekmektir. Yani, meyve her zaman mevcut olduğuna göre, katık ve yiyecek haydi haydi her zaman bulunur. Birinci görüş, gerçeğe daha yakındır.

Bil ki Allahü teâlâ, "yemek"den bahsedince, bu yemenin ikram ve tazîm ile içice olduğunu beyan ederek, "Onlar ikrama mazhar olmuş kimselerdir" buyurmuştur. Çünkü, izzet ve ikramdan uzak olan yeme, ancak hayvanlara yakışır ve uygun düşer.

Cennet Meskenleri

Cenâb-ı Hak, onların yiyeceklerini ve yedikleri yeri anlatınca, meskenleri de vasfederek, "Naîm cennetlerinde, biribiriyle karşılıklı olan tahtlar üzerinde..." buyurmuştur ki, bu, "Cennetliklerin birbirleriyle karşılaşmaları ve konuşmalarında, onlar için hiçbir külfet yoktur" demektir. Bazı haberlerde, "Cennetlikler birbirlerine yaklaşmak istediklerinde, altlarında olan tahtlarının harekete geçtiği..." yer almıştır. Onların, ancak zihnen ve gönül bakımından karşı karşıya olmaları caizdir. Onlar ancak, alanın ve sahanın geniş olması durumunda bu şekilde olabilirler. Biribirlerinin hitaplarını uzakta iken duymaları ve birbirlerini görmeleri, ancak Allah'ın, onların gözlerini, kulaklarını ve seslerini kuvvetlendirmesiyle mümkün olur.

Allahü teâlâ yemenin, oturmanın vasıflarından bahsedince, bundan sonra da içmenin vasıflarını ele alarak, "Onların etrafında kaynaktan doldurulmuş türlü kadehler dolaştırılır" buyurmuştur. İçerisinde içki bulunan cam kaba, ke's ismi verilir; içkinin bizzat kendisine de bu ad verilir. Nitekim şair,

"Bana lezzef veren nice ka 'seler (içkiler) içtim! (...)" demiştir. Ahfeş'in, "Kur'ân'da geçen ke's kelimesi, içki manasındadır" dediği rivayet edilmiştir.

Maîn'in Manası

Maîn, akan su veya nehir demektir. (suyun gözesi) deyiminden alınmıştır. Yani, "Tıpkı suyun fışkırması gibi, o içki, gözelerden çıkar" demektir. Fışkırdığı ve ortaya çıktığı için buna, denilmiştir. Nitekim su, açıktan akıp gittiğinde, denilir. Bunu Sa'leb söylemiştir. Binâenaleyh bu kelime, tıpkı (satılmış), (ölçülmüş) kelimeleri gibi, ayn masdarından ism-i mef'ûldür. Bunun, açık olarak aktığı için, main adını aldığı da ileri sürülmüştür. Binâenaleyh, bu kelimenin, kökünden "feîl" vezninde olması mümkündür. Maîn, şiddetli akan su demektir. Bir kimse koştuğunda, (......) denilmesi de böyledir.

Ayetteki, (......) kelimesi, "hamr" “içki”nin sıfatıdır. Ahfeş, "Cennetin içkileri, sütten daha beyazdır" demiştir.

Lezzet'in Manası

Ayetteki, (......) kelimesine gelince, bu hususta şu izahlar yapılmıştır:

a) Bu içki, lezzetin bizzat kendisi ve aynısı imişçesine, serapa lezzet ile vasfedilmiştir. Nitekim insanlar, birisini şu iki vasıfla tavsif etmek istediklerinde, "Falanca, sırf cömertlik ve sırf keremdir" derler.

b) Zeccâc, bu ifadenin "lezzet sahibi, lezzetli" takdirinde olduğunu söylemiştir. Bu izaha göre demektir ki, bu kelimenin başındaki (......) kelimesi hazfedilmiştir.

c) Leys şöyle der: El-lezzu ve el-lezîzu ifadeleri, sıfat olma bakımından aynıdırlar. Nitekim, (......) denilir. Cenâb-ı Hakk da "Bembeyaz.. İçenlere bir lezzet" buyurmuştur. Ve yine Cenâb-ı Hak, "İçenler için lezzetin ta kendisi olan bir içkiden... " (Muhammed, 5) buyurmuştur. İşte bu sebepten dolayı, lezzetinden dolayı, uyku da lezz denilmiştir. Yaptığımız bu izaha göre, lezze, lezize manasınadır demektir. Yapılan açıklamalardan doğruya en yakın olanı ise, birincisidir.

Sarhoş Etmeyen Lezzet

Daha sonra Cenâb-ı Hak "Orada bir sarhoşluk (başağrısı) yok" buyurmuştur. Bu ifadeyle ilgili birkaç bahis vardır:

Birinci Bahis: Ferra şöyle der: "Araplar aynı anlamda olmak üzere, "Onda sarhoşluk yoktur" derler. Ebû Ubeyde ise, gavl kelimesinin, insanların akıllarını giderme manasında olduğunu söyler ve Muti Ibn Iyas'ın şu beytini şahid getirir:

"İçki onların akıllarını başlarından almayı sürdürüyor. Böylece, kadehler birbirini izliyor."

Leys de, "gavl, başağrısı demektir" demiştir. Buna göre mana, "Bu içkilerde, dünya içkilerinde olduğu gibi başağrısı yapma mahzuru yoktur" şeklinde olur.

el-Vahidî (r.h) ise, "Bu, aslında helak etmek ve yok etmek anlamındadır. Çünkü Arapça'da birisi, birisini yok ettiğinde, denilir. O halde gavl ve gail "yok eden" anlamındadır. Baş ağrısı da helak olmaya götürdüğü için, ona gavl ismi verilmiştir" demiştir.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Onların bundan hoşnutsuz olacakları da söz konusu değildir" buyurmuştur. Bu kelime, zâ'nın kesresiyle yunzifûn şeklinde de okunmuştur.

Ferra şöyle der: "Bu kelimeyi zâ'nın kesresiyle okuyanlara göre, bunun iki manası vardır:

a) İçkisi bittiğinde, "adamın içkisi bitti" denilir.

b) Sarhoşluktan dolayı, aklı zâif olduğunda da yine, denilir. Zâ'nın fethasıyla okuyanlara göre ise bunun manası, "Onların akılları gitmez, yani onlar sarhoş olmazlar" demek olur. Nitekim "sarhoş oldu, sarhoş" manasında denilir."

Buna göre ayetin manası, "Cennet içkilerinde, içki içmekten dolayı meydana gelen başağrısı, aklı bürüme ve rahatsız etme gibi, bozuk hallerden hiçbirisi bulunmaz ve onlar, sarhoş da olmazlar" demektir. İçki içmedeki fesâhatların en büyüğü bu olduğu için, Allahü teâlâ özellikle onun bu vasfına yer vermiştir.

Huriler

Cenâb-ı Hak, cennetliklerin içeceği şeylerin vasıflarından bahsedince, bunun akabinde, onların hanımlarının vasıflarını da şu üç bakımdan zikretmiştir:

1) Bu, Cenâb-ı Hakk'ın "Yanlarında, nazarlarını yalnız zevçlerine dikmiş güzel gözlü kadınlar vardır" ayetinin ifade ettiği husustur. Kasr, "hapsetmek" anlamına gelir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Çadırlar içinde ehl-i perde huriler vardır" (Rahman. 72) ayeti de bu manadadır. Buna göre ayetin manası, "O kadınlar bakışlarını hapsetmişler ve kocalarından başkalarına bakmazlar" şeklinde olur.

2) Ayetteki, (......) lafzının ifade ettiği husus... Zeccâc, "Büyük göz, gözlerin en güzelidir. Bu kelimenin müfredi, (aynâ'u) lafzıdır" demiştir.

Bid-ı Meknûnun

3) Bu, Cenâb-ı Hakk'ın "Ki bunlar, örtülüp saklanmış yumurtalar gibidirler" ayetinin ifade ettiği husus... Meknûn "örtülü, kapalı" demektir. Nitekim, örttüm, gizledim ve sakladım manasında, denilir. Ayetteki bu benzetmenin manası şudur: Yumurtanın dış yüzeyi, sarıya çalan bir beyazlıktadır. Binâenaleyh yumurta örtülüp saklandığında, tozdan topraktan ve dumandan korunmuş olur. Bu renk, son derece güzeldir. Araplar da kadınlara, "saklı, örtülü yumurtalar" adını verirlerdi.

Cenâb-ı Hak, cennetliklerin vasıflarını bitirince "Kimi kimine dönüp sorarlar" buyurmuştur. Şayet, "Bu cümle neye atfedilmiştir?" diye sorulursa, biz deriz ki: Bu, ayetteki ifadesine atfedilmiştir. Buna göre mana, "Onlar içerler. Bu içki içme sırasında da, birbirleriyle karşılıklı olarak konuşur, sohbet ederler" şeklinde olur. Nitekim şair:

"Lezzet ve haz namına geriye ancak, içki meclisinde, âlî ve kıymetli kimselerle sohbet kalmıştır" demiştir. Buna göre mana, "Onlar birbirlerine yönelir ve dünyada iken, lehlerine ve aleyhlerine olarak cereyan eden şeyleri sorarlar" şeklinde olur.

Cennetten Cehenneme Bakış

50 ﴿