61"İçlerinden bir sözcü der ki: Sahi, benim (dünyada) bir arkadaşım vardı. (Bana): "Gerçek sen de kati inananlardan mısın?" derdi. "Biz öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman gerçekten hesaba çekilecek miyiz?" (Bu sözü söyleyen zât, kardeşlerine) der ki: "Siz onun durumuna vâkıf olmak ister misiniz?" Derken o bakıp, bunu o çılgın ateşin ta ortasında gördü ve ona dedi ki: "Vallahi, sen az kaldı beni de helak edecektin! Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı ben de, (seninle beraber cehennemde) hazır bulundurulanlardan olacaktım. (Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da uğratılmayacak değil miymişiz?" Muhakkak ki bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir. Artık çalışanlar da bunun gibi bir ödül için çalışmalıdır" Ayette ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Bil ki, cennetlikler hakkında, Allahü teâlâ, onların içki meclislerinde bir araya gelip birbirleriyle konuştuklarından bahsetmiştir. Zira aklı başında kimselerin İçerken yaptıkları sohbet tatlıdır. Keza tehlike sebepleri biraya gelmişken onlardan kurtulma yolunu bulmak da lezzet veren şeylerdendir. İşte Allahü teâlâ bunu zikrettiği gibi, bu ayette de, cennetliklerin içki içmek için bir araya gelip karşılıklı konuşmaya ve birbirlerine sorular sormaya başladıklarında, onların konuşacakları şeylerin, dünyada iken kendileri için, ilahî azaba düşmeyi gerektiren şeylerin bulunduğunu; ama şükür ki, bu şeylerden kurtulmuş olduklarını ve ebedî saadeti elde ettiklerini hatırlamaları olduğunu belirtmiştir, ki, bunların dile getirilmesinin maksadı, cennetliklerin sevinçlerinin ve sunarlarının doruk noktaya çıktığını belirtmektir. İki Arkadaşın Akıbeti Ayetteki "İçlerinden bir sözcü der ki: "Sahi, benim (dünyada) bir arkadaşım vardı" ifadesine gelince, bu, "Cennetliklerden birisi, "Benim dünyada bir arkadaşım vardı. O, bana, "Gerçekten sen de, kati inananlardan mısın?" derdi. Yani, "öldükten sonra dirilmeyi ve Kıyameti tasdik ettiğim için beni azarlar ve buna taaccüb ederek, "Biz öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman gerçekten hesaba çekilecek miyiz?" derdi" demiştir. Buna göre mana, "o arkadaşım bu sözleri, benim bu inancımı yadırgama üslubuyla söylerdi" demektir. Daha sonra, cennetliklerden olan bu adam, o arkadaşını görüp ve ona, "Siz (onun durumuna) vâkıf olmak ister misiniz?" Derken o, bakıp, bunu... gördü" şeklinde hitap ettiği için, kendisiyle beraber oturanlara, bu kimsenin ateşte olduğunu göstermek suretiyle, kendi sürûrlarını arttırmayı onları davet ederek, böyle söyler. Doğruya en yakın olanı bu kimsenin muttali olmak için biraz gayret gösterdiğini düşünmektir. Çünkü o, eğer külfetsiz bir biçimde bu işe muttali olmuş olsaydt onun böyle bir İttilâ'ya, böyle bir külfete ihtiyacı kalmazdı. İşte bundan dolayı bazı alimler, bu kimsenin, cennetin çevresine kadar gittiğini, böylece de ona, o cehennemde muttali olduğunu; derken onu, cehennemin ta ortasında gördüğünü ve azarlayarak ona, "Vallahi, sen az kaldı beni de helak edecektin!" yani, "Seni beni, öldükten sonra dirilmeyi ve Kıyameti inkâra çağırman sebebiyle, az kalsın beni de helak edecektin. Şayet, hakka iletmek ve bâtıldan da korumak suretiyle Rabbimin bana olan lütfü olmasaydı, "Ben de, senin gibi, elbette ateşte hazır bulundurulanlardan olacaktım" dediğini söylemişlerdir. Bu cennetliğin, şu anda, cehennemliklerden olan dünyadaki dostuna karşı söylediği söz bitince, sözü tekrar, cennetliklerden olan beraber oturduğu kimselere yönelterek,"Biz bir daha ölmeyecek değil miymişiz?" demiştir. Bu hususta şu iki görüş ileri sürülmüştür: a) Cennetlikler, cennete girdikleri sırada kendilerinin ölmeyeceklerini bilemiyorlardı. Binâenaleyh, ölüm, beyaza çalan bir koç biçiminde getirilip kesildiğinde, artık bundan sonra hiç ölmeyeceklerini anlamışlardır. İşte bundan dolayı, belki de onların, "Biz bir daha ölmeyecek değil miymişiz?" şeklindeki sözleri, "Ölümün boğazlanmasından" önce söylenmiş bir sözdür. b) Her ne kadar insan, bu işin, yaşamanın devam edeceğini kesinkes bilseler bile, iyilikleri ve mutlukları doruğa ermiş kimselerin, her husustaki taaccübleri artınca, o bazan, "Bu devam eder mi? Bu şekilde kalır mı?" demiş olabilir. Daha sonra onlar, bu karşılıklı konuşmayı bitirince, "Muhakkak ki bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir" demişlerdir. Ayetteki, "Artık çalışanlar da bunun gibi bir ödül için çalışmalıdır" sözünün cennetliklerin sözünün devamı olduğu ileri sürüldüğü gibi, bu sözün, Allah'a ait olduğu ve yeni başlamış bir cümle olduğu da söylenmiştir. Bu, "İşte bu gibi mutlulukları elde etmek için, çalışanların çalışması gerekir" demektir. İki Arkadaşın Kim Olduğu? Bazı kimseler de, ayette geçen bu sözcü ile, "karin" ifadesinden kastedilenin, Allahü teâlâ'nın Kehf Sûresi'ndeki "Onlara iki adamı misal getir" (Kehf, 32) ayetlerinde bahsettiği kimseler olduğunu söylemişlerdir. Rivayet olunduğuna göre iki adam, ortak idiler. Derken, sekizbin dinar biriktirdiler. Bunun üzerine onlardan birisi diğerine, "Parayı taksim edelim" dedi ve bunu yaptı. Derken, bin dinara bir ev satın aldı, bu evi arkadaşına gösterdi ve "Nasıl, beğendin mi?" dedi. O da, "Ne kadar da güzel" dedi ve dışarı çıkınca, "Allah'ım, arkadaşım bu evi, bin dinara satın almış. Ben Senden, cennet evlerinden bir ev istiyorum" dedi ve bin dinar tasadduk etti. Derken arkadaşı, bin dinara güzel bir kadınla evlendi. Beriki de, Allah'ın, kendisini güzel gözlü hurilerle evlendirmesi için, bin dinar daha tasadduk etti. Daha sonra arkadaşı, ikibin dinara bağ-bahçe satın aldı. Berikisi ise, ikibin dinarı tasadduk etti. Daha sonra da Allah, berikisine cennette istediği her şeyi verdi. İşte o esnada o, "Sahi, benim (dünyada) bir arkadaşım vardı (...). Derken o, bakıp, bunu o çılgın ateşin ta ortasında gördü" dedi. Kıraat Farkları "Gerçekten sen de kati inananlardan mısın? Biz öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz hesap verecek miyiz?" ayetinde kıraat imamları, bu üç istifham hakkında değişik okuyuşlar göstermişlerdir: Nâfî, birinci ve ikinci istifhamı, medsiz olarak, sırf istifham hemzesiyle, üçüncüsünü de, istifhamsız olarak, elifin kesresiyle okumuştur. Kisâî de aynı şekilde okumuştur, fakat üçüncüsünü iki hemzeyle okumuştur. İbn Âmir, birincisini ve üçüncüsünü iki hemzeyle, istifhamla; üçüncüsünü de istifhamsız olarak, elifin kesresiyle okumuştur. Diğer kıraat imamları ise, her üçünü de istifham ile okumuşlardır. Böyle okuyanlar arasında da, değişik okuyuşlar vardır. Meselâ, İbn Kesir, med etmeden, sonrasında sakin bir yâ ile tek hemzeli okurken; Ebû Amr, bu hemzeleri med ile okumuştur. Âsim ve Hamza, bu istifhamları iki hemzeyle okumuşlardır. Ayetteki, "beni de muhakkak helak edecektin" ifadesini, Verş'in rivayetine göre Nâfî, vasıl halinde ya'lı olarak, (......) şeklinde; diğerleri vasıl halinde de yâ'sız okumuşlardır. Hidayetin Gerçek Sebebi (Ehl-i sünnet) âlimlerinin, hidayet ve dalaletin Allah olduğuna, "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (senin gibi cehennemde) hazır bulundurulanlardan olacaktım" ayetini delil getirerek şöyle demişlerdir: "Muarızımız (olan Mu'tezile'nin) görüşü, "Allah, mü'mine olan çeşitli in'âmları, kâfir için de yapmıştır. İn'âmlarda müştereklik olunca, bunun mü'minin hidayetine, kâfirin de, küfürden ve helakten kurtulmasına sebep sayılması imkânsız olur. Binâenaleyh bu belli nimetlerin, müşterek olan nimetlerden ayrı nimetler olması gerekir. Bu ise. ancak kişiyi imana sevkeden ve küfürden alıkoyan sebeplerin kuvvetli ve mükemmel olmasıyla sağlanır" şeklindedir." Beşinci Mesele Kabir azabının olmadığını söyleyenler, cennetliklerden olan o adamın, "(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz?" şeklindeki sözünü delil getirerek şöyle demişlerdir. "Bu, insanın bir defa öleceğini gösterir. Eğer kabirde de yenider dirilme olsaydı, ölüm İki kez tahakkuk etmiş olurdu." Buna şu şekilde cevap verebiliriz "Ayetteki "ilk ölümümüzden başka" ifadesi ile, dünyada olan ölümlerin hepsi birden kastedilmiştir. Allah en iyi bilendir. Cehennemliklerin Hali |
﴾ 61 ﴿