122"Andolsun ki biz Musa'ya da, Harun'a da nimetler verdik. Hem onlan, hem kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık. Kendilerine yardım ettik de, gâlibler onlar oldular. Onlara açıklayıcı olan o kitabı verdik. Onlara doğru yolu gösterdik. Sonra gelen peygamberler ve ümmetler arasında da, onlara iyi bir nam bıraktık. Musa'ya ve Harun'a bizden selam olsun. Şüphesiz biz, muhsinleri böyle mükâfaatlandırırız. Gerçekten o ikisi mü'min kullanmızdandı". Bil ki bu, bu sûredeki kıssaların üçüncüsüdür. Yine bil ki, hernekadar nimet vermenin birçok şekli var ise de, bu, menfaati celbetme ve zararı defetme şeklindeki iki çeşit nimete hasredilmiştir. Allahü teâlâ burada, bu iki kısımdan da bahsetmiştir. O halde, "Andolsun ki Biz Musa'ya da, Harun'a da nimetler verdik..." ifadesi, menfaat verme şekline; "Hem onlan, hem kavimlerini ö büyük sıkıntıdan kurtardık" ifadesi de, zararı defetme çeşidine işarettir. Birinci kısma, yani menfaat verme şeklindeki nimete gelince, bil ki menfaatlerin, dnn"9vî ve dinî olarak iki kısma ayrıldığında şüphe yoktur. Dünyevî menfaatler var etmek, hayat vermek, akıl vermek, terbiye etmek, sıhhat vermek ve herbirinde kemal sıfatları yaratmadır. Dinî menfaatler ise, ilim ve taat (ibadet) olup, bunların en üstünü de, ezici ve net mucizelerle içice olan peygamberlik nimetidir. Cenâb-ı Hak, bu tafsilatı, diğer surelerde ele alındığı için, burada bunlara işaret etmekle yetinmiştir. İkinci Kısma, yani zararı giderme nev'inden olan nimete gelince, bu "Hem onlan, hem kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık" cümlesiyle kastedilmiştir. Bu hususta, şu iki görüş vardır: 1) Bu, suda boğma hadisesidir. Allahü teâlâ, Firavun'u ve ordusunu suda boğmuş, İsrailoğullarını kurtarmıştı. 2) Bu, Allahü teâlâ'nın İsrailoğullarını, Firavunun zulmünden kurtarmasıdır. Çünkü onların, erkek çocuklarını kestiriyor, kız çocuklarını ise bırakıyordu. Bil ki Allahü teâlâ, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) ve Hazret-i Harun (aleyhisselâm)'a lütfettiğinden bahsedince, bu lütfunun çeşitlerini detaylıca anlatmıştır: 1) "Onlara yardım ettik" cümlesindeki hü'm "onlar" zamiri, Musa, Harun (aleyhisselâm) ve kavimlerine râcîdir. cümlesi, "Bütün hallerinde, delil getirmekle, işin sonunda da devlet kurup, üstün olmak suretiyle, onlar gâlib geldiler" demektir. 2) "Onlara (herşeyi) açıklayıcı olan o kitabı verdik..." ayetiyle anlatılan nimet. Buradaki kitap ile, "Tevrat" kastedilmiş olup, Tevrat, dinî ve dünyevî hususlarda, İsrailoğullarının muhtaç olduğu herşeyi ihtiva eden bir kitaptı. Nitekim Hak teâlâ, "Biz, içerisinde bir hidayet ve bir nur olan o Tevrat'ı indirdik..." (Maide, 44) buyurmuştur. 3) "Onlara doğru yolu gösterdik" ayetiyle anlatılan nimet: Bu, "Onlara hem aklen, hem naklen hakkın yolunu gösterdik ve onları buna muvaffak kılıp kötülüklerden korumak suretiyle yardım ettik" demektir. Gerçek delillerin, dosdoğru yola (sırat-ı müstakime) benzetilmesini İzaha gerek yoktur. 4) "Sonra gelen (peygamberler ve ümmetler) arasında da, onlar için iyi bir nam bıraktık" ayetinin ifade ettiği nimet. Bu hususta iki görüş vardır: a) Bu sonra gelenler, Ümmet-i Muhammed'dir ve onların, "Musa'ya ve Harun'a bizden selam olsun" demeleridir. b) Bundan murad, Ümmet-i Muhammed'dir ve onların, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) ve Harun (aleyhisselâm)'u saygı ile anıp, sevmeleridir. Bu ikinci manaya göre. "Musa'ya ve Harun'a bizden selam olsun" ifadesi, Allah'ın onlara selamı olmuş olur. Cenab-ı Hak lütuf ve yüceliklerden bu dört çeşidi dile getirince "Şüphesiz biz muhsinleri böyle mükâfaatlandırınz" buyurmuştur. Bu ifadenin tefsiri biraz önce geçti. Daha sonra da, "Gerçekten o ikisi mü'min kullanmadandı" buyurmuştur. Bu ifadenin anlatmak istediği de iman ile elde edilen faziletin, bütün faziletlerden daha kıymetli, daha üstün ve daha mükemmel olduğuna dikkat çökmektir. Eğer bu, bu manada olmasaydı, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) ve Hazret-i Harun (aleyhisselâm)'un faziletlerinin, "kendilerinin mü'minlerden olmaları" ile noktalanması yerinde olmazdı. Allah en İyi bilendir. |
﴾ 122 ﴿