132

"Şüphesiz İlyas da peygamberlerdendi. Hani o kavmine "Siz ittikâ etmez misiniz?" O en güzel yaratanı, sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'a (putuna) mı taparsınız?" dedi. Fakat bunlar onu yalanladılar. Şüphesiz bunlar da, elbette toplanıp (cehenneme) getirileceklerdir. Allah'ın muhlis kulları müstesna... Biz, ona sonra gelenler arasında iyi bir nam (şan) bıraktık. Selam Ilyas'a... Şüphe yok ki biz, muhsinleri böyle mükâfaatlandırırız. Gerçekten o, mü'min kullanmızdandı".

Bil ki bu, bu sûredeki kıssaların dördüncüsüdür. Bu ayetlerle ilgili birkaç mesele vardır:

Kıraat

İbn Amir, elifi vaslederek ve hemzesiz olarak, ve inne'l-vase okurken, diğer kıraat imamları hemzeyle okumuşlardır. Ebu Bekr b. Mihran, "Kim elifi vaslederken, elifi zikrederse, hata etmiş olur. Çünkü Şamlılar bunu bilmez ve yadırgarlar" demiştir. Vahidi şöyle der: "Bunun şöyle iki izahı yapılabilir:

1) Tıpkı İbn Keair'in, (Müddessir. 35) ayetinden ve şairin beytinden hemzeyi hazfetmeleri gibi, buradaki "ilyas" kelimesinden de hemze hazf edilmiştir.

2) (Enam. 86) isminde olduğu gibi, bu elif, lâm-ı tarif olan lam ile birlikte zikredilmiştir.

İlyas'ın Kim Olduğu?

Ayetteki "ilyas"ın kim olduğu hususunda iki görüş ileri sürülmüştür:

a) İbn Mes'ûd (radıyallahü anh)'un, bunu (......) şeklinde okuyup, "ilyas, İdris'dir" dediği rivayet olunmuştur. Bu, İkrime'nin görüşüdür.

b) Müfessirlerin ekserisi, bunun İsrailoğullarına gönderilen peygamberlerden bir peygamber olduğu ve Musa (aleyhisselâm)'nın kardeşi Harun (aleyhisselâm)'un soyundan gelen İlyas b. Yasin olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Hani o kavmine "Siz, ittikâ etmez misiniz?" dedi" buyurmuştur. Bunun takdiri, "Ey Muhammed, kavmine, İlyas'ın kendi kavmine "Siz Allah'dan korkmaz mısınız?" dediğini hatırlat" şeklindedir. Kelbî, bu ifadeye "Allah'dan başkasına ibadetten ittikâ etmez misiniz, çekinmez misiniz?" manasını vermiştir.

Bil ki Hazret-i İlyas (aleyhisselâm), önce onları kısaca korkutunca, daha sonra bu korkunun sebebinin ne olduğunu dile getirerek, Allah'ı bırakıp da Ba'l'a (putuna) mı tapıyorsunuz?" demiştir ki, bu ifadeyle ilgili birkaç bahis vardır:

Ba'l

Birinci Bahis: Burada geçen "Ba'l"in ne demek olduğu hususunda şu iki görüş ileri sürülmüştür:

1) Bu, tıpkı Menat ve Hübel gibi, onların bir putlarının özel ismidir. Bu putun altından olduğu; yirmi zira' uzunluğunda, dört yüzlü bir put olduğu; bununla fitneye düştükleri (yani aldanıp), alabildiğine saygı duydukları; hatta buna dört yüz tane hizmetçi tayin ettikleri; bu hizmetçilerin herbirini de peygamber kabul ettikleri; şeytanın o Ba'l'ın içine girip, sapıklığın hükümlerini onlara söyleyip, hizmetçilerin bunları ezberleyip, insanlara öğrettikleri ve bunların Şam diyarındaki Ba'lebek şehri sakinleri olduğu; işte bundan dolayı şehirlerinin bu ismi aldığı ileri sürülmüştür.

Bil ki müfessirlerin "Bu, onların bir putunun adıdır" şeklindeki sözlerinde bir mahzur yok. Fakat, "Şeytan Ba'l'in karın boşluğuna girip, dalâletin ahkâmını oradan konuşuyordu" şeklindeki sözleri müşkillik arzeder. Çünkü eğer böyle birşeyin olabileceğini söylersek, pek çok mucizeyi zedeler. Zira Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in mucizeleri arasında, kurdun ve devenin onunla konuştuğu, onun için hurma kütüğünün inlediği hususları nakledilmiştir. Eğer biz, şeytanın bir maddenin boşluğuna girip, oradan konuşabileceğini mümkün görürsek, bu, kurt, deve ve hurma kütüğü için de söz konusu olur. Bu da, böylesi şeylerin mucize olmasına mâni olur,

2) Bal, Yemen lehçesine göre, eğiticinin-yöneticinin adıdır. Nitekim "Bu evin Rabbi (başkanı-reisi) kimdir?" anlamında ifadesi kullanılır. Yine bu manada olmak üzere, kadının kocasına da "ba'l" denmiştir. Nitekim Hak teâlâ, "Ba'lleri (yani kocaları), o kadınları yeniden nikâhlamaya ehaktir"(Bakara, 228) ve "Şu ba'lim (yani kocam) da bir ihtiyar" (Hud, 72) buyurmuştur. Buna göre ayetin manası, "Sizler, ba'llerinize, yani reislerinize tapıp, Allah'a ibadeti bırakıyor musunuz?" şeklinde olur.

Kul ve Fiilleri

İkinci Bahis: Mu'tezile, kulun, kendi fiillerini yarattığı hususunda bu ayetle istidlal ederek, "Eğer Allah'dan başka yaratıcılar olmasaydı, Allah kendisini "Ahsene'l-Halikîn" "Yaratıcıların en güzeli" diye tavsif etmezdi" demişlerdir. Bu husustaki cevabımız, Mü'min H.ayetinin tefsirinde geçmiştir.

Üçüncü Bahis: Reşid-i Katip lakabında birisi, "Eğer denilmiş olsaydı, bu daha güzel olurdu. Çünkü bu durumda, tahsinî (bedîi) manaya da riayet edilmiş olurdu" demiştir. Bu "Kur'ân'ın fesahati, böylesi külfetleri gözetmede değil, aksine manasının kuvvetinde ve lafızlarının ceşitliliğindedir" diye cevap veririz.

Bil ki İlyas (aleyhisselâm) onları, Allah'dan başkasına ibadet etmelerinden ötürü ayıplayıp tenkid edince, Allah'ın bir ve ortaksız olduğunu haykırarak, "sizin de, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah..." demiştir. Bununla ilgili birkaç bahis vardır:

Birinci Bahis: Bu kitabımızda, beşeriyyetin sonradan yaratılmış olduğunun, hür ve irade sahibi bir yaratıcının varlığına, ortağı olmadığına nasıl delil olduğunu anlatmıştık. Binâenaleyh bunu tekrar etmenin bir faydası yok.

Farklı Kıraat

İkinci Bahis: Hamza, Kisâî, Asım'n ravisi Hafs, bu isimlerin hepsini, bunu müste'nef cümle kabul ederek, merfû okumuşlardır. Birincisi, Ebû Hatim ve Ebû Ubeyd'in de tercihidir. Keşşaf sahibi ise, Hamza'nın, vaslettiğinde (bu ifadeyi öncesine birleştirdiğinde) mansub; vakfettiğinde (öncesinden ayırdığında ise) merfu Okuduğunu nakletmiştir.

Cenâb-ı Allah, İlyas (aleyhisselâm)'ın, kavmine Rabbin birliğini anlattığını nakledince, buyurmuştur. Bu, "Onlar yarın ihzâren (yaka-paça yakalanıp), cehennemde hazır bulundurulacaklardır" demek olup, bu husustaki açıklamayı Sâffât, 57 ayetinin tefsirinde yapmıştık.

Daha sonra Allahü teâlâ, "Allah'ın muhlis kulları müstesna" buyurmuştur. Çünkü onun kavminin hepsi İlyas (aleyhisselâm)'ı yalanlamamıştı. Onların içinde, tevhidi benimseyen kimseler vardı. İşte bundan ötürü Cenâb-ı Hak böyle buyurmuştur ki bu, "Katıksız (şeksiz-şirksiz) olarak tevhide inananlar, cehennemde hazır tutulmayacaklar" demektir.

Daha sonra Cenâb-ı Allah, "Biz ona sonra gelenler arasında İyi bir nam (şan) bıraktık. Selam İlyas'a" buyurmuştur. Nâfî, İbn Âmir ve Ya'kûb (aleyhisselâm) "Âl" lafzını, "Yâsîn" lafzına muzaf kılarak, "Âl-ü Yâsîn" "Yâsm ailesi" şeklinde okurlarken; diğer kıraat imamları elifin kesresi ile ve lâm'ı " Yâsîn"den ayırarak, "il-yâsin" şeklinde okumuşlardır. Birinci kıraatla ilgili olarak şu izahlar yapılabilir:

a) En doğru izaha göre, biz bu peygamberin İlyas b. Yâsîn olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla İlyas, Yâsîn'in âli, yani ehli-soyu-çocuğu olmuş olur.

b) Yâsîn'in âli (ailesi), Hazret-i Muhammed'in âli'dir.

c) Yasin, Kur'ân'ın adıdır. Buna göre sanki, "Allah'ın selamı, Yâsîn adındaki bu kitaba iman edenlere olsun" denilmek istenmiştir. Esas birincisidir. Çünkü bu, sözün siyakına daha uygundur. İkinci kıraat hususunda da şu izahlar yapılır:

a) Zeccâc şöyle der: "Mikâl"; "Mîkâîl", "Mîkâlînu" denildiği gibi, İlyas da, İlyâsin de denilebilir."

b) Ferrâ ise, "Bu cemî (çoğul) bir kelime olup, bununla İlyas (aleyhisselâm) ve ona tâbi olan mü'minleri kastetmiştir. Bu, Arapların bir aileyi tümden ifade için, "Sa'dlar, Muhallebler, (Ahmedler, Hasanlar)" demeleri gibidir. Nitekim şair de,

"Ben, Sâd'ın oğluyum, Sâ'dlerin en kerîminin!" demiştir.

Daha sonra Cenâb-ı Hak, "Şüphe yok ki biz muhsinleri böyle mükâfaatlandınnz. Hakikat o, mü'min kullanmızdandı" buyurmuştur. Bunun tefsiri daha önce geçti. Allah en iyi bilendir.

5- Lût (aleyhisselâm)'un Kıssası

132 ﴿