32"Bir de (şunu) söylediler: "Şu Kuran, iki şehirden birindeki büyük bir adama indirilmeli değil miydi?'" Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların maişetlerini bile aralarında, (onlar değil), biz taksim ettik Kimini, derece derece kiminin üstüne çıkardık ki, bir kısmı bir kısmını çalıştırsın. Rabbinin rahmeti, onların toplayageldiklerinden daha hayırlıdır". Zengin ve Nüfuzlu Resul İstekleri Bil ki bu, Cenâb-ı Hakk'ın bu sûrede, o müşriklerden naklettiği küfürlerinin dördüncüsüdür. Bu miskinler şöyle demişlerdir: "Allah'ın risâlet makamı, kıymetli bir makamdır. Binâenaleyh bu makam ancak, şerefli bir kimseye yakışır." Onların bu sözü doğrudur, ancak ne var ki onlar bu sözle, şöylesi yanlış bir mukaddime eklemektedirler: "Şerefli, kıymetli kimse, malı ve makamı çok olan kimsedir. Halbuki Muhammed, böyle değildir. Dolayısıyla, Allah'ın risaleti, ona uygun düşmez. Bu makam ancak, şu iki şehrin birinde, yani Mekke ve Taif'te malı çok ve makamı büyük olan birisine uygun düşer."Müfessirler, Mekke'dekinden maksadın Velid ibn Muğfre; Taif tekinden maksadın ise Urve İbn Mesûd es-Sekafî olduğunu söylemişlerdir. Cenâb-ı Hak, onların bu şüphelerini, şu iki bakımdan çürütmüştür: a) "Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?! ayetinin ifade ettiği husus.. Cenâb-ı Hakk'ın bu cevabını şu bakımlardan açabiliriz: 1) "Biz dünyadaki makamları da farklı farklı kıldık.. Ve hiç kimse, onları değiştiremedi.. Böyle olunca, din ve nübüvvet makam lan ndaki farklılığı, onlar, haydi haydi değiştiremezler." 2) "Bu zenginliğin, falancaya tahsis edilmesi, bizim hükmümüz ve o kimseye olan lütfumuz ve ihsanımızdan dolayıdır. Peki, bu serveti ihsan ettik diye nübüvveti de ihsan etmemiz gerektiği nereden çıkarılıyor? Hiç akıl bunu gerektirir mi?" 3) "Biz, daha önce geçmiş herhangi bir sebep olmaksızın, insanlara farklı farklı derecelerde dünya makamlarını ihsan edince, aynı şekilde daha önce geçmiş bir sebep bulunmaksızın dînî makamları vermede de, farklı farklı ihsanlarda bulunmamız niçin caiz olmasın?.." İşte, verilen cevabın izahı bundan ibarettir. Şimdi biz, ayetin lafızlarını tefsire yöneliyor ve şöyle diyoruz. ifadesindeki hemze, istifham; karşı tarafı cehalete nisbet etmeye ve onların hak'dan yüz çevirişlerinden, tahakküm sevdalarından ve nübüvvet gibi en ciddi bir işi çekip çevirme iddialarından dolayı taaccüb etmeye delâlet eden inkarî (red ifade eden) bir hemzedir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, bu hususa bir misal getirerek, "Dünya hayatında onların maişetlerini bile aralarında, (onlar değil), biz taksim ettik. Kimini, derece derece kiminin üstüne çıkardık ki (...)" buyurmuştur. Bu ifadeyle ilgili birkaç mesele vardır: Eşitlik Hukuktadır, Maişette Değil "Biz kullar arasındaki bu farklılığı, kuvvetlilik-zayıflık, ilim cehalet, maharetlılik-aptallık ve şöhretlilik-şöhretsizlik... gibi hususlarda meydana getirdik. Biz, böyle yaptık, zira bütün bu hususlarda herkesi müsavi kılsaydık, hiç kimse hiç kimseye çalışmaz ve hiç kimse bir başkasının emri altına girmezdi. Böyle olması halinde ise bu durum, dünyanın harab olmasına, onun nizamının bozulmasına müncer olurdu. Böyle olmamıza rağmen, hiç kimse bizim hükmümüzü değiştirmeye ve yargımızın sınırlarının dışına çıkmaya kadir olamamıştır. Binâenaleyh insanlar, az ve değersiz olmasına rağmen dünya halleri hususunda hükmümüzden kaçamadığına göre, nübüvvet ve risâlet makamını belli kimselere tahsis etmemiz hususunda, onların hüküm ve yargımıza itiraz etmeleri nasıl mümkün olabilir?!" demektir. Cenâb-ı Hakk'ın, "Dünya hayatında onların maişetlerini bile aralarında, (onlar değil), biz taksim ettik" buyruğu, onların hertürlü maişetlerinin, ancak Allah'ın hükmü ve takdiri ile meydana gelmiş olmasını iktiza eder ki, bu, haram ve helâl rızkın hepsinin Allah'tan olmasını gerektirir. b) Cenâb-ı Hakk'ın, "Rabbinin rahmeti, onların toplayageldiklerinden daha hayırlıdır.." ifadesinden ne kastedilmiştir? Bu şu şekilde izah edilebilir: Allahü teâlâ, dini bakımdan bazı lütuf ve rahmetini kullarından bazısına tahsis edince, işte bu rahmet, o insanların toplayıp bir araya getirdikleri mallarından daha hayırlı olur. Çünkü dünya, son bulma ve sona erme ile yüzyüzedir.. Halbuki, Allah'ın lütuf ve rahmeti ise, ebediyen ve daima kalıcıdır. |
﴾ 32 ﴿