66

"Isa, o apaçık delilleri getirdiği zaman (şöyle) demişti: "Ben size gerçek hikmeti getirdim. Bir de, hakkında ihtilaf edegeldiğiniz şeylerden bazısını size açıklayayım diye (geldim). Artık, Allah'tan korkun, bana tâbi olun. Şüphesiz Allah, benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz. Haydi (hepiniz) O'na kulluk edin. Doğru yol budur. Sonra, aralarından hizipler (çıkıp) ihtilaf ettiler. Artık pek acıklı bir günün azabından, vay o zulmedenlere! Onlar, kendileri farkında olmayarak, (başlarına) ansızın gelecek o saatten başkasını mı gözetliyorlar?.." .

Bil ki Allahü teâlâ, Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'nın mu'cizeleri ve apaçık vazıh hükümleri ve kanunları getirdiği zaman "Ben size gerçek hikmeti, yani Allah'ın zâtının, sıfat ve fiillerinin bilgisini getirdim. Bir de, hakkında ihtilaf edegeldiğiniz şeylerden bazısını size açıklayayım diye geldim..." dediğini belirtmiştir. Bu, "Musa'nın kavmi, mükellefiyete dair hükümlerin bazısı hakkında ihtilaf, bazısı hakkında ittifak halinde idiler. Derken, Hazret-i İsa (aleyhisselâm) onlara, o ihtilaf ettikleri meseleler hakkında doğruyu açıklamak için geldi..." demektir. Velhasıl, ayetteki hikmet kelimesi, usûlü'ddîni, yani, itikâd esaslarım; "İhtilaf edegeldiğiniz şeylerden bazısı..." ifadesi de, fürûu'd-dîni, yani, amefî hükümleri ifâde etmektedir.

Şayet, "Hazret-i İsa, Musa'nın kavmine, ihtilâf ettikleri her şeyi niçin açıklamamıştır da, ("bazısını" demiştir?)" denilirse, biz deriz ki: Çünkü o insanlar, bilinmesine ihtiyaç duyulmayan birtakım şeyler hakkında ihtilaf etmişlerdi. Dolayısıyla peygamberin, bu tür şeyleri de beyan etmesi, ona vacib değildi. Hazret-i Isa, usûl ve fürûu beyan edince, "O'nu inkâr etme ve Onun dininden yüz çevirme hususunda Allah'dan korkun; benim size tebliğ ettiğim mükellefiyetler hususunda da, bana itaat edin. Şüphesiz Allah, benim de Rabbimizdir, sizin de Rabbiniz.." demiştir.

Hristiyanların Bölünmeleri

Cenâb-ı Hak, "Sonra, aralarından hizipler (çıkıp) ihtilâf ettiler" buyurmuştur ki, bu, "Hazret-i İsa'dan sonra ortaya çıkan hizip ve gruplar, Melkâniyye, Ya'kûbiyye ve Nestûriyye'dir. Bu hiziplerin, yahuditer ve hristiyanlar olduğu da ileri sürülmüştür, "Artık pek acıklı bir günün azabından, vay o zulmedenlere!..." Buradaki, "pek acıklı bir günün azabı" ifadesiyle, Ahzâb günü (Mü'min, 30) ile ilgili vaîd kastedilmiştir. Buna göre şayet, ifadesindeki zamir kimlere râcidir?" denilirse, biz deriz ki bu, Hazret-i Isa (aleyhisselâm)'nın, "Ben size gerçek hikmeti getirdim" diye hitapta bulunduğu kimselere racidir ki, bunlar, onun kavmidir. Cenâb-ı Hak, "Onlar, ... (başlarına) ansızın gelecek o saatten başkasınımı gözetliyorlar?" buyurmuştur. Ayetteki, ifadesi, (......) kelimesinden bedel olup, mana, "Onlar, sadece Kıyametin gelmesini bekliyorlar, gözetliyorlar" şeklinde olur. "Ayetteki ifadesi, yine ayetteki, lafzının ifade ettiği şeyin aynısını ifâde eder. Öyleyse, bunun hikmeti, faydası nedir?" diye soranlara cevaben deriz ki: "Onlar, onun sebep ve alametlerini bilip müşahede etmeleri sebebiyle, (bu sayede), onun alâmetlerini bilirlerken... o Kıyametin onlara ansızın gelmesi..." anlamında olması caizdir.

Cennetliklerin Sevinci

66 ﴿