8"Allah'ın dışında, kendisine Kıyamete kadar cevap vermeyecek kimseye (nesneye) tapmakta olan kimseden daha sapık olan kimdir? Halbuki bunlar, onların tapmalarından da habersizdirler. İnsanlar mahşerde bir araya getirildikleri zaman, bunlar (putlar), onların düşmanları olurlar. Onların taptıklarım red ve inkâr ederler. Karşılarında, açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman o inkarcılar kendilerine gerçek geldiğinde "Bu, apaşikâr bir büyüdür" dediler. Yahut, "Onu, kendisi uydurdu" diyorlar.. De ki: "Eğer onu ben uydurdumsa, o halde siz, Allah'tan bana (gelecek azabı savmaya) hiçbir suretle güç yetiremezsiniz. O, sizin ona dafr ne taşkınlıklar yapıp durduğunuzu çok iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O yeter. O, çok affeden, çok merhametli olandır" Putlar İcabet Edemezler Bil ki Allahü teâlâ, biraz önce, putlara ibâdet etme iddiasının, o putların yaratmaya, yapmaya, yoktan varetmeye, yok etmeye, fayda sağlamaya ve zarar vermeye asla güçleri bulunmaması açısından, batıl bir görüş olduğunu beyan edince, bunun peşinden bu görüşün bâtıllığma delâlet eden bir başka delili de getirmiştir ki, bu da, o putların, duâ edenlerin duasını işitmeyen, ihtiyaç içinde kıvrananların ihtiyaçlarını bilemeyen birtakım cansız nesneler oluşudur. Hülasa, birinci delil, onlarda hiçbir surette bir ilmin olmadığına bir işarettir. Hiçbir surette bir ilim ve kudret bulunmayınca da, o zaman, aklın bedaheti ile onlara tapmanın yanlış olduğu anlaşılmış olur. O halde, "Allah'ın dışında kendisine Kıyamete kadar cevap vermeyecek kimseye tapmakta olan kimseden daha sapık olanı kimdir?" ifâdesinin başındaki istifham, istifhâm-ı inkari olup, mana şöyledir: "Allah'ı bırakıp da, putlara tapan ve böylece de onları ilah edinip onlara ibâdet edenden, haktan daha uzak ve cehalete de yakın hiçbir kimse yoktur. Çünkü bu putlar, duâ edildiğinde duymazlar. Onların bu dualara, ne şu anda, ne de bu günden sonra, Kıyamete değin cevap vermeleri söz konusu değildir." Bu ayette, Kıyamet bu işin son noktası kılınmıştır. Çünkü Kıyamet gününde, Cenâb-ı Hakk'ın o putları dirilteceği, böylece de o putlar ile putlara tapanlar arasında karşılıklı bir konuşmanın meydana geleceği, bundan dolayı da Cenâb-ı Hakk'ın bu günü bir sınır, son nokta kıldığı ileri sürülmüştür. Bu Düşmanlığın Mânası Kıyamet koptuğunda, insanlar bir araya getirildiklerinde bu putlar, kendilerine tapan o kimselere düşman olacaklardır. Alimler bu hususta ihtilâf etmişlerdir. Ekserisi, Allahü teâlâ'nın, bu putları Kıyamet gününde dirilteceği (onlara can vereceği) ve bu putların da, kendilerine tapan o kimselere düşman olduklarını ortaya koyacaklarını ve onlardan teberri edip uzaklaşacaklarını söylerlerken, bazıları da, ayetin bu ifadesi ile, meleklere ve Hazret-i İsa (aleyhisselâm)'ya tapanların kastedildiğini, zira meleklerin ve Hazret-i İm (aleyhisselâm)'nın, Kıyamet gününde, kendilerine tapan kimselere olan düşmanlıklarını izhar edeceklerini söylemişlerdir. Putlar İnsanlardan Olur mu? Eğer, "Ayetteki "Halbuki bunlar, onların tapmalarından da habersizdirler" ifadesiyle ne kastedilmiştir? Birer cansız varlık demek olan bu putların "gafil" olmakla vasfedilebilmeleri nasıl düşünülebilir? Yine bu putları, ancak akıllı kimseler hakkında kullanılan ifadeleriyle tavsif etmek nasıl caiz olabilir?" denilirse, biz deriz ki: O putperestler, o putlara tapıp, onlan zarar veren fayda sağlayan kimseler yerine koyunca, onlar hakkında, onların duymayan, icabet edemeyen gafil kimseler mertebesine konulduklarının söylenmesi uygun olabilmiştir. Bu cevap aynı zamanda, onlar hakkında lafızlarının nasıl kullanıldıklarına da bir cevaptır. Bu ifade ile, Allah'ın dışında kalan melek, Hazret-i Isa (aleyhisselâm), Uzeyr ve putlar gibi, kendisine tapınılan her şeyin kastedilmiş olduğu, ancak ne var ki, put olmayanların (melek, Hazret-i İsa, Uzeyr gibi) putlara tağlib edilmiş olmaları da mümkündür. Kur'ân Peygambere Ait Değil Bil ki Allahü teâlâ, tevhidini, eşi ve benzeri olmadığını anlatma hususunda ayetler getirince, nübüvvet meselesi hususunda da konuşmuş ve Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, o kâfirlere her ne zaman o çeşitli mucizelerinden birisini sunduğunda, onların, onun bir büyü olduğunu iddia ettiklerini de beyân etmiş ve "... Karşılarında açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman..." buyurmuştur ki bu, "Onlara, apaçık ayetlerimiz okunup ve onlara, açık olan mucizelerimiz sunulduğunda onlar bütün bunları büyü diye nitelemişlerdir" demektir. Cenâb-ı Hak, o kâfirlerin, izhâr edilen o mucizelere büyü dediklerini beyân buyurunca, onların, Kur'ân'ı duydukları her seferinde, "Muhammed onu uydurdu; onu kendiliğinden söylüyor.." dediklerini de beyan etmiştir. ifadesinin başındaki 'deki hemze, inkâr ve taaccüb içindir. Buna göre adeta sanki, "Bırak bu yaramaz şeyleri de, şu enteresan, duyulmamış ve hayranlık veren sözleri dinle" denilmek istenmiştir. Daha sonra Cenâb-ı Allah, (Peygamberin ağzından) onların o şüphelerinin bâtıl olduğunu beyan etmek için şöyle buyurmuştur: "Faraza, bu Kur'ân'ı ben uydurdu isem, bilin ki, Allahü teâlâ bana, bu iftiranın cezasını, bu dünyada peşinen verecektir. Ve siz de benden bu cezayı savuşturmaya muktedir değilsiniz. O halde daha nasıl olur da, ben böylesi bir iftiraya yeltenirim de, kendimi O'nun cezasına duçar kılarım?.." Nitekim Arapça'da birisi öfkelendiğinde, "Falanca kendisine sahip değil" ve yine, birisi katî olarak birşey yapmaya karar verdiğinde, "Falanca, falancanın yularını tutmaya, engellemeye malik değil" deyimleri kullanılır.... Bu ifadenin misli olan ifadeler de, (Maide, 17) .. (Maide, 31) ayetleriyle, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in "Allah'ın azabı hususunda size hiçbir şey yapmaya malik değilim.." ifadesidir. Daha sonra Cenâb-ı Hak, "O, sizin ona dair ne taşkınlıklar yapıp durduğunuzu çok iyi bilendir" buyurmuştur ki bu, "Allah, vahy-i ilahî yaralama, ayetlerini tenkit etme ve ayetlere bazen büyü, bazen de uydurma ve yalan adını takmanız gibi, yapmış olduğunuz aşırılık ve taşkınlıkları en iyi bilendir. "Benimle sizin aranızda şahid olarak o yeter" yani "O, benim doğruluğuma, sizin de yalancı ve inkarcı oluşunuza şahitlik etmektedir" buyurmuştur. Bu ayetlerde, "ilim" ve "şehâdet" ifadelerine yer verilmesi, o müşriklerin ta'n ve kınamalarını sürdürmeleri konusunda, onlara bir tehdittir. Daha sonra Cenâb-ı Hak "O çok affeden, çok merhametli olandır" buyurmuştur. Bu, "Allah, küfründen dönüp, tevbekâr olup, yaptıkları şeyin büyüklüğüne rağmen Allah'ın kendileri hakkında vermiş olduğu hükme razı olanlara karşı gafur ve rahîmdir" demektir. Risalet Zinciri |
﴾ 8 ﴿