34

"Hâlâ şu hakikat anlamadılar mı ki: Gökleri, yeri yaratmış, onları yaratmaktan yorulmamış olan Allah, ölüleri de diriltmeye kadirdir. Evet O, her şeye elbette kadirdir. O kâfirler ateşin karşısına tutulacakları gün, "Bu (azâb), pekçok değil miymiş?" denilecek... Onlar, "Evet, Rabbimize andolsun ki (gerçektir)" diyecekler. (Allah da), "küfretmenize mukabil) tadın azabı" buyuracak".

Ayetle ilgili birkaç mesele var:

Birinci Mesele

Bil ki Allahü teâlâ, bu sûrenin başında, kadir, hakîm ve hür irâde sahibi bir ilâhın varlığına delâlet eden şeyi getirmiş, daha sonra buna,

a) Putlara tapma inancının yanlışlığını ve

b) Nübüvvet müessesesinin haklılığını dayamış, Mekkeli müşriklerin, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğini tenkid ile ilgili şüphelerini zikretmiş ve bunlara cevap vermiştir. Allah, Mekke kâfirlerinin delilleri kabul etmeyişlerinin, çoğunun dünyaya aldanmaları dünyanın hoş ve leziz şeylerini tastamam-eksiksiz elde etmek için dünyaya dalmaları ve Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e boyun eğmenin kendilerine ağır gelmesi sebebiyle olduğunu bildirmiş ve bunlara Âd kavmini misal getirmiştir. Çünkü onlar, dünya menfaatlarını elde etme açısından, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in kavminden daha ileri idiler. Binâenaleyh onlar küfürlerinde ısrar edince, Allah onları bile yok etmiş-helâk etmiştir. Binâenaleyh bu, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in peygamberliğini inkârda ısrar etmeleri halinde, Mekkeliler için bir korkutma olmuştur. Cenâb-ı Hak, daha sonra da, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in insanlara peygamber olduğunu anlatmış, peşisıra da onun cinler arasında da peygamber olduğunu belirtmiştir. İste burada tevhid ve nübüvvet hususundaki söz tamamlanmış; bu iki hususun peşinden de âhiret meselesini ele almıştır. Kim yaptığımız bu açıklama üzerinde iyice düşünürse, Kur'ân'ın tamamının maksadının, tevhidi, nübüvveti ve meâdî (âhireti) anlatmak olduğunu anlar. Kur'ân-ı Kerim'deki kıssaların anlatılış maksadı da, yine bu esasları ortaya koyma hususundaki darb-ı meseller gibidir.

İkinci Mesele

Bu ayetin maksadı, Allahü teâlâ'nın, öldükten sonra diriltmeye kadir olduğuna delil getirmektir ve bu şöyledir:

Allahü teâlâ, bu sûrenin başında göklerin ve yerin yaratıcısının kendisi olduğuna dâir delil getirmiştir. Gökleri ve yeri yaratmanın, öldükten sonra insanı yeniden hayata döndürmekten daha zor ve daha büyük bir iş olduğunda şüphe yoktur. En zor ve en mükemmele kadir olan, daha kolay ve daha azına haydi haydi olur.

Cenâb-ı Hak daha sonra bu ayetini "O, herşeye, elbette kadirdir" cümlesiyle tamamlamıştır. Bundan murad şudur: Ruhun, bedenle alaka kurması "mümkin" işlerdendir. Eğer bu, aslında mümkin olmasaydı, tâ başta vâkî olmazdı. Allahü teâlâ bütün mümkinâta kadirdir. Dolayısıyla O'nun bedenleri (insanları) yeniden diriltmeye kadir olması gerekir. Bunlar, yakînî deliller olup, açıktır.

Habere Bâ Edatının Girmesi

(......) kelimesinin başına, yani edatının haberinin başına bâ harf-i cerri getirilmiştir. Bu, ancak ve cümlesinin başına, bir nefy edatı geldiğinde caiz olur. Buna göre sanki, "Allah kidir değil mi?" denilmek istenmiştir.

Zeccac şöyle der: "Eğer, "Zeyd'in ayakta olduğunu sanmıyorum" dersen, bu caizdir. Ama, deyip, bâ harf-i cerrini getirmen caiz değildir."

Dördüncü Mesele

Arapça'da, nasıl yapılacağını bilemediğin zaman, "işi beceremedim, yoruldum" denilir. Ayette "Biz, birinci yaratmada acz mi gösterdik"(Kaf, 15) denilmiş olması da bu manadadır. Bil ki Allahü teâlâ, diriliş ve Kıyametin doğruluğu hususunda delilleri getirince, kâfirlerin oradaki bazı hallerini de anlatarak, "O kâfirler ateşin karşısına tutulacakları gün, "Bu, (azâb) gerçek değil miymiş?" (denilecek). Onlar, "Evet, Rabbimize andolsun ki (gerçektir)" dediler. (Allah da), "Küfretmenize (mukabil) tadın azabı" dedi" buyurmuştur. Buradaki, "Bu, gerçek değil miymiş?" ifadesi, "Onlara, "Bu gerçek değil miymiş?" denilecek" takdirindedir. Bunun maksadı, onlarla alay etmek ve onların, Allah'ın vaad ve tehdidleriyle istihza etmelerine ve "Biz azab görmeyeceğiz" demelerine karşılık bir azarlamadır.

Sabır

34 ﴿