35"O halde, peygamberlerden azm sahiplerinin sabrettikleri gibi sen de sabret. (Kavminin) azab edilmesi için acele etme. Onlar, tehdid edildikleri (azabı) görecekleri gün, sanki kendileri, (dünyada) gündüz bir saatten başka durmamış gibi olacaklardır. Bu, bir tebliğdir. Hiç fasıklar güruhundan başkası helak edilir mi?" Bil ki Allahü teâlâ, üç esast, yani tevhid, nübüvvet ve meâdı anlatıp, kâfirlerin bu hususlardaki şüphelerine cevaplar verince, bütün bunların peşinden, Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) için bir öğüt ve bir nasihat olacak hususa da yer vermiştir. Çünkü kâfirler, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e eziyet ediyor ve onu korkutmaya çalışıyorlardı. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Peygamberlerden ulu'l-azm olanların sabrettikleri gibi yani ciddiyet sabır ve sebat sahibi peygamberler gibi sen de sabret" buyurmuştur. Bu ayetle ilgili iki görüş vardır: Azm Sahibi Resuller Birinci Görüş: ifadesinin başındaki min edatı, ba'ziyyet (kısmîlik) ifade edip, "ulu'l-azm" ile, bazı peygamberler kastedilmiştir ki bunların kavminin eziyetine sabreden Hazret-i Nûh (aleyhisselâm) kavmi onu bayıltıncaya kadar döverlerdi ve oğlunun kurban edilmesi emrine sabreden Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm); kesilmeye sabreden Hazret-i İshak (aleyhisselâm); çocuğunun kayboluşuna ve gözlerinin gitmesine sabreden Hazret-i Ya'kûb (aleyhisselâm); kuyuya atılmaya ve hapse sabreden Hazret-i Yusuf (aleyhisselâm); hastalıklara sabreden Hazret-i Eyyûb (aleyhisselâm); kavmi kendisine, "Sana yetişeceğiz" dediğinde, "Hayır, Rabbim benimledir.O bana yol gösterecektir diyen Hazret-i Musa (aleyhisselâm) küçük bir hatasından ötürü kırk yıl ağlayan Hazret-i Davud (aleyhisselâm)ve kerpiç kerpiç üzerine koymayan (bir ev yapmayan) ve "Dünya bir geçiş yoludur. Oradan geçin, ama orayı İmar etmeyin" diyen, Hazret-i İsa (aleyhisselâm) olduğu söylenmiştir. Ayrıca Cenab-ı Hak, Hazret-i Adem (aleyhisselâm) hakkında "Onda bir azm bulamadık"(Taha, 115) Hazret-i Yûnus (aleyhisselâm) hakkında da, peygamber oldukları halde, "Balık sahibi (Yûnus) gibi (sabırsız) olma" (Kalem, 38) buyurmuştur. İkinci Görüş: "Bütün peygamberler "azm" sahibidirler. Allahü teâlâ, peygamber olarak, ancak azm (sebat), irâde, fikir, kemâl ve akıl sahibi kimseleri seçmiştir." Bu görüşe göre ayetteki min edatı, teb'îziyye (kısmilik ifade eden) değil, beyaniyye olur. Nitekim Arapça'da, "Ona ipekten giydirdim" (yani İpek elbise giydirdim) denilir. Buna göre sanki "Senden önce peygamberlerin, kavimlerinin eziyyetlerine sabretmeleri gibi, sen de sabret" denilmiş ve Cenâb-ı Hak, bütün peygamberleri, sabır ve sebatlarından ötürü, "azim sahibi" olarak tavsif etmiştir. Azap İçin Acele Etme Hak Tealâ daha sonra, "O kavminin azab edilmesi için acele etme" buyurmuştur. "Acele etmek" fiilinin mef'ûlü, yani hangi hususta acele edileceği ayette mahzûf olup, takdiri manası, "Onlar için azabın gelişini istemede acele etme" şeklindedir. Rivayet edildiğine göre, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, kavminden ötürü, biraz canı sıkılmış, Allah'ın, kavminden kendisine karşı koyanlara azab İndirmesini arzu etmiş; bunun üzerine Allah Tealâ ona, sabredip, acele etmemesini emretmiş ve sonra, bu azabın onların başına yakında geleceğini, gecikse bile, eninde sonunda onları gelip bulacağını; azabın hemen gelmesi durumunda, dünyada kalış sürelerini kısa göreceklerini; hatta bunu gündüzün tek bir saati kadar sanacaklarını haber vermiştir ki, bu şu manayadır: "Onlar bu azapla karşılaştıklarında, dünyada ve berzah (kabir ve mahşer) âleminde uzun süre kalışları, onlara gündüzün tek bir saati gibi, yahut gördükleri o şeyin dehşetinden ötürü, hiç yaşamamışlar gibi olacaktır." Yahut da birşey, uzun süreli de olsa, bittiğinde, sanki hiç olmamış gibi olur. Nitekim şâir de şöyle demiştir: "Birşey gelip geçtiğinde, hiç olmamış gibi olur. Birşey de geldiğinde, sanki hep kalacakmış gibi olur." Bil ki söz burada tamamlanmıştır. Daha sonra Cenâb-ı Hak, yeni bir cümleye başlayarak buyurmuştur ki bu "Bu bir tebliğdir" demektir. Bunun bir benzeri de, "Bu, insanlar için bir tebliğdir..." (İbrahim, 52) ayetidir. Bu ya "Size, kendisiyle öğüt verilen bu şeyde yeterli öğüt vardır" manasındadır, yahut da, "Bu, peygamberler tarafından yapılmış bir tebliğdir. Binâenaleyh bundan öğüt almayanlar ve amel etmeyenler mutlaka helak olur" manasınadır. Allah en iyi bilendir. Musannif (Râzî r.h) şöyle der: Bu sûrenin tefsiri, 603 yılının Zilhicce ayının çarşamba günü tamamlandı. Hamd, Rabbu'l-âlemin'e; salat-u selâm da Efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e, ailesine, ashabına, eşlerine ve Kıyamete kadar, bunlara güzel bir şekilde uyanlara olsun. |
﴾ 35 ﴿