22

"Demek siz, idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız, hemen yeryüzünde fesad çıkaracak ve akrabalık münasebetlerinizi bile parçalayıp keseceksiniz".

Hayatı Koruma İddiası

Bu ayette, onların söylediği sözün yanlışlığına bir işaret vardır. Onlar, "Biz nasıl savaşırız. Savaş, aslında bir fesada vermedir, bozmadır. Hem sonra savaşacağımız Araplar, bizim akrabamız ve ırkımızdır" diyorlardı. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, "Eğer hakimiyeti ele alırsanız sizden ancak dünyaya fesad çıkar. Çünkü sizler, gücünüz yettiği herkesi öldürür ve esir alırsınız. Hem sonra zaten aranızda savaş var. Kız çocuklarınızı öldürmeniz de, bir fesad ve akrabalığa riayetsizlik değil midir? Dolayısıyla sizin, bunları sebep olarak ileri sürmeniz, samimî ve doğru değildir. Kaldı ki Allah'ın emrettiği şey, hiç de böyle değildir. Binâenaleyh bu bir taattır" demek istemiştir.

Bu ifadeyle ilgili birkaç mesele vardır:

(......) Fiili

(......) fiili şu üç şekilde kullanılır:

1) Faili, beraberinde zikredilmiş mâzî fiil şeklinde. Nitekim dersin.

2) Mef'ûlü, beraberinde zikredilmiş fiil şeklinde... Nitekim dersin.

3) Kendisine ne fail, ne mef'ûl bitişmeksizin... Nitekim dersin. Bütün bunlar için tek bir izah söz konusu iken, bu ayetteki ifadenin ise pek çok izahı yapılabilir. Çünkü fiili, camid (çekimsiz) fiillerdendir. Bu fiile failin birleşmesi, mef'ûlün birleşmesinden daha evladır. Çünkü fail, fiilin bir parçası gibidir. İşte bundan ötürü, kendisinde dört hareke caiz değildir. Nitekim, fiillerinde böyledir. Ama ifadesinde dört hareke peşpeşe gelmiştir. Bir de, ister lâzım, ister müteaddî olsun, her fiilin bir faili vardır. Ama mef'ûl-ü bih için aynı şey söz konusu değildir. Binâenaleyh, failin fiile, yahut mef'ûl-ü bih'in fiile birleştirilmesi hususunda ifadeleri tıpkı, ve demen gibidir. Fakat bir kimsenin, "Belki kalkacaksın, kalkman umulur" ifadeleri, ihtiva ettikleri uzunluk sebebiyle bu hükmün dışında kalırlar.

İstifhamın Buradaki Manası

Bir ifadenin başındaki istifham, ifâdeyi takrir ve tekid eden bir istifhamdır. Çünkü, şayet Cenâb-ı Hak, istifhamsız olarak, sadece ihbarı bir sığayla "Demek siz idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız..." demiş olsaydı, muhatap onu inkâr edebilirdi. Ama, istifham sîgasıyla ifade buyurunca, adeta sanki, "Ben sana şunu soruyorum; sen ise ancak, "Hayır" veya "Evet" diyerek cevap veriyorsun. O halde bu demektir ki bu, senin ve benim yanımda anlaşılmış ve kesinleşmiş bir şeydir" demek istemiştir.

Allah Hakkında Tereccî

(......) kelimesi, bir şeyi beklemek, gözlemek, onun nasıl olacağını görebilmek... gibi şeyleri ifâde için kullanılır.

Halbuki Cenâb-ı Hak her şeyi bilen bir zâttır. (Daha niçin O, bu ifadeyi kullanmıştır?). Biz bu hususta, hem Kur'ân'da geçen "belki", hem de "onları almamanız için..." ifadeleri hakkında söylediğimiz şeyi söyleriz. Çünkü bazı kimseler buna, "Allah size, tıpkı, uman, imtihan eden ve neticenin nasıl olacağını gözleyen kimsenin muamelesi gibi muamelede bulunur.." manasını verirlerken, diğer bazıları da, buna, "Onlara bakan herkes, onlardan bunun südûr edeceğini bekler" anlamını vermişlerdir.

Biz ise, bu ifadenin hakikî manasının kastedildiğini söylüyoruz. Bu böyledir, zira fiil (iş, davranış), aslında mümkün bir şey olduğunda, ona bakmak, onu gözlemek başka bir şeyi gerektirmez. Durum ancak, ondan, o şeyin bazan sadır olabileceği, bazan da olmayacağı biçimindedir. Binâenaleyh talep edilen bu iş için yapılan fili, onu yapan kimse ister o işin ondan sudur edeceğini bilsin, isterse bilmesin, bir ümid ve bekleme, umma üzere bulunmuş olur. Bunu şöyle bir misalle açıklayalım: Bir avı avlamak için tuzak kuran kimse, o hususta doğru sözlü bir kimsenin o hayvanın tuzağa düşeceğini haber vermesiyle ya da başka bir yolla bilse bile, bu onu, o beklenti ve ümit etme haleti ruhiyesinden kurtarmaz ve onun hakkında, "O bunu ümit ediyor; o bunun beklentisi içinde..." denilir.

Bu konudaki sözün özü şudur: "Şehâdet aleminde (görünür alem olan bu dünyada), beklentisi içinde olduğumuz şey hakkında, bizim kesin bir bilgimiz yoktur. Böylece, kişinin bu bilgisizliği, gözleyen kimsenin ayrılmaz bir vasfı gibi sanılmıştır. Halbuki durum, hiç de böyle değildir. Tam aksine, beklenti içinde olan kimse, sadece o işe nazaran, onun hakkında ister bir bilgisi olsun isterse olmasın, meydana gelmesi kesin olmayan bir işi bekleyip gözleyendir.

İş Başına Geçme Hali

Cenâb-ı Hakk'ın "Siz idareyi ve hakimiyeti ele alırsanız" ifadesine gelince, bu hususta şu iki izah yapılabilir:

a) Bu ifade, "velâyet"ten, "idareyi ele almak" anlamında olup, buna göre ayetin anlamı, "Eğer siz idareyi ele alır da, insanlar da sizin emrinize girerse, işte o zaman fesat işler, sıla-i rahmi kesersiniz.." şeklindedir.

b) Bu ifade, "yüz çevirmek" anlamında olan, "tevelfî etmek" kökündendir. Bu ikinci İzah, yukarda bahsettiğimiz şeye uygun olup, buna göre mana, "Sizler, savaşı terköttiniz ve kâfirlerin akrabalarınız olduğunu ileri sürerek, "Bunda fesat vardır, sıla-i rahimleri kesmek vardır!" dediniz. Halbuki, sizden südûr edenler, zaten bunlardır. Çünkü sizler, nitekim bu şey Arapların adeti olduğu üzere, en ufacık bir şey yüzünden dahi birbirinizle vuruşur, dövüşürsünüz..." şeklinde olur. Birinci izahı, Hazret-i Ali (radıyallahü anh)'nin, ayetin bu ifadesini, "tüvüllîtum" şeklinde okuması da tekid eder. Yani, "Şayet sizin idarenizi; zalim, katı ve cahil bir kimse ele almış olsaydı, onun sancağı altında yürürdünüz, onlarla birlikte yapacağınız ifsadı yapar ve sıla-i rahmi de keserdiniz... Halbuki, Hazret-i Peygamber, size ancak ıslah olmayı ve sıla-i rahimde bulunmayı emretmektedir. O halde daha ne diye savaştan geri duruyor da, böylece daha çok sapıklığa dalıyorsunuz.." demektir.

Lanete Hak Kazananlar

22 ﴿