23"Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onları rahmetinden tard etmiş de, (kulaklarını) sağır, gözlerini kör yapmıştır" Bu ifade, az önce bahsi geçmiş olan münafıklarla ilgilidir. Allah, onları, kendisinden ve bütün iyi ve güzel şeylerden uzaklaştırmış da, böylece onları sağır yapmıştır. İşte bu sebeple onlar, açıklamada bulunan kimsenin sözünü duyamazlar. Allah onları kör kılmıştır da, böylece onlar, dosdoğru yola tâbi olamamışlardır. Burada güzel bir tertib bulunmaktadır. Bu, onların ilmî sözleri dinleyip, o ilmî sözleri anlamamaları bakımındandır. Binâenaleyh onlar, bu ilmi sözleri anlayamamaları bakımından, Allah'ın kendilerini sağır ettiği sağırlardır. Amelde bulunmaları emredildiğinde de o ameli yapmadılar ve bunun, bir fesat ve sıla-i rahmi kesme olduğu bahanesini ileri sürdüler. Halbuki onlar, kendisinden nehyolunduklarında da aynı şeyi yapıyorlardı. Binâenaleyh onlar, içinde bulundukları durumu değerlendiremediler de, kendilerine İslâm'ı, sıla-i rahm'i emreden peygambere tâbi olmadılar.. Halbuki onları, ifsadı ve sıla-i rahmi kesmeyi emreden birisi çağırıp yönetseydi, onlar ona mutlaka uyarlardı. O halde bu demektir ki onlar, Allah'ın kendilerini kör yaptığı kör kimselerdir. Göz İle Kulağın Farkı Bu ayette şöyle bir incelik bulunmaktadır: Allahü teâlâ, "onlan sağır yapto" buyurmuş, "onların kulaklarını sağ mastırdı" dememiştir. Halbuki, buna karşılık, "Allah onların gözlerini kör yaptı" buyurmuş, "Allah onları kör etti" dememiştir. Bu böyledir, zira göz, görmenin aletidir. Dolayısıyla, o göze şayet bir musibet isabet ederse, görme olmaz. Ama kulağa, onu dilme, ya da kökünden kesme gibi bir belâ isabet ederse, kulak, sözü yine duyar. Çünkü kulak, dalgalanan hava çok bulunsun ve ansızın kulak zarına çarpıp da böylece, tıpkı güçlü bir sesin eziyyet vermesi gibi eziyyet vermesin diye, onda birtakım kıvrımlar ve girinti çıkıntılar bulunacak şekilde yaratılmıştır. İşte bu sebeple, hiç kulak ifadesine yer vermeksizin, "onları sağır etti" buyurmuş, gözü zikrederek de "onların gözlerini kör yaptı" buyurmuştur. Çünkü buradaki, "ebsar" kelimesi "göz, gözler" anlamındadır. Bu manaya olduğu için, Cenâb-ı Hak onu, çoğul olarak "gözler" şeklinde söylemiştir. Şayet masdar (görmek) anlamında olsaydı, çoğul olarak gelmezdi. Binâenaleyh, "sağır-sapma"da kulağın bir payı olmadığı için, "kulak" ifâdesine yer verilmemiş, gözün, görmede bir payı bulunduğu, hatta görmenin tamamen kendisi olduğu için, "göz" zikredilmiştir. Bunun böyle oluşunun delili şudur: Cenâb-ı Hak, bu ayetin dışındaki yerlerde, kulakla ilgili belâ ve musibetlerden bahsettiğinde, o belâyı kulaklara nisbet eder ve ona, "vakra" "ağırlık" adını verir. Nitekim Cenâb-ı Hak bir ayette, "Ve kulaklarımızda bir ağırlık vardır"(Fussilet, 5); bir başka ayetinde de "Sanki onun iki kulağında bir ağırlık vardır..." (Lokman, 7) buyurmuştur. Vakra kelimesinin ifade ettiği mana, summ kelimesinin ifâde ettiği mananın altındadır. Taraş kelimesi de böyledir.. Kalblerdeki Kilitler |
﴾ 23 ﴿