35

"Onun için, (düşmana karşı) gevşek davranmayın. Siz daha üstün durumda iken, düşmanları, zillet göstererek sulha davet etmeyin.. Allah sizinle beraberdir. Amel ve hizmetlerinizi asla eksiltmez...".

Allahü teâlâ, kâfirin, şeklen güzel görünen amelinin boşa çıkarıldığını; günahların en çirkini olan günahlarının da bağışlanmayacağını beyan buyurunca, kâfirin, ne dünyada ne de ahirette bir saygınlığının olmayacağını beyan buyurmuş, "Resule itaat ediniz" fermanı ile, ona itaati; "gevşemeyiniz.." yani "emirde ciddiyetin; cihad da, gayret ve çaba gösterilmesini sebep ve gerekçeleri tahakkuk ettikten sonra acziyyet göstermeyin" hitabıyta da, savaşmayı emretmiş, böylece de, ,

"Onun için, gevşek davranmayın, (...) sulha davet etmeyin" buyurmuştur ki, ayetteki bu sıra, son derece güzeldir.

Bu böyledir, zira Cenâb-ı Hakk'ın, "Allah'a ve Resulüne itaat ediniz" emri, savaş hususunda sa'y-ü gayret etmeyi gerektirir. Çünkü, Allah'ın ve Resulünün emri, cihad konusunda varid olmuştur. Mükellefler ise, itaat etmekle emrolunmuşlardır. Binâenaleyh bu, mükellefin za'f göstermemesini, tenbel olmamasını, gevşememesini ve vakur olmasını gerektirir.

Bu gerekçelerden sonra, bazen bir mani ortaya çıkıverir de, netice gerçekleşmeyebilir. Savaşa mani olan şey, ya uhrevî, ya da dünyevî olur. İşte bu sebeple, Cenâb-ı Hak uhrevî olanını zikretmiştir ki bu da, kâfirin, ne dünyada ne de ahirette bir saygınlığının olmadığını ifade etmesidir. Çünkü kâfirin, dünyada ameli yoktur. Ahirette de, kendisi için bir af söz konusu değildir. Binâenaleyh, sebep bulunur da mani de olmazsa, neticenin meydana gelmesi gerekir. Cenâb-ı Hak, dünyevî işlerin, bunu yapmaya mani olmaması gerektiğine bir işarette bulunmak için, dünyevî engeli, ayette, "gevşemeyin.." ifâdesinden önce getirmemiştir. Binâenaleyh, "Gevşemeyiniz, zira muzafferiyet sizin lehinizedir. Yenilebileceğinizi anlamanız hafinde dahi, sizin, ilahi emre ve sebata sarılmanız gerekir.

Bundan sonra Cenâb-ı Hak, dünyevî engelin, bir mana oluşturmaması gerektiğini beyanın yanısıra, böyle bir engelin (gerçek manada) mevcut olmadığını, "Çünkü sizler daha üstünsünüz" demek suretiyle beyan etmiştir. kelimelerinin, ref hallerinde, asıllarının nasıl olduğu bilinir. Çekim esnasında bu durumu nasıl aldığı ise malûmdur; çünkü, bunların asılları, normal, çoğul şeklinde, biçimindedir. Derken, yâ harfi, illet harfi olup, kendisinden önceki harf de harekeli olduğu için, sakin kılınmış, vâv da zâten sakin olduğundan, böylece iki sakin bir araya gelmiştir. Bu durumda ya bunlardan birisini mutlaka hazfetmek, ya da harekelemek gerekmiştir. Bunlardan birisini harekelemek, kaçınılmak istenen mahzura yeniden düşmek olur. Binâenaleyh, hazfetmek gerekir. Vâv da, ancak kendisinden anlaşılan bir mana, yani çoğulluk manası vardır. Dolayısıyla, yâ harfi hazfedilmiş, böylece de geriye şekli kalmıştır. İşte bu delile, bu kelimelerin cer halindeki durumları ve şeklinde olur.

Ayetteki, "Allah sizinle beraberdir" ifadesi, mükellefi, kendisini beğenmekten, sadece kendisini görmekten alıkoyan bir yol gösterme ve irşâd ifadesidir. Bu böyledir, zira Cenâb-ı Hak, "sizler daha üstünsünüz" deyince, bu bir böbürlenme sebebi olmuş oldu.. İşte bundan dolayı, Cenâb-ı Hak, "Allah sizinle beraberdir" buyurmuştur ki, bu, "Bu, sizin kendinizden kaynaklanan bir şey değildir. Tam aksine, benden, Allah'tan kaynaklanan şeylerdir" demektir.

Yahutta, biz diyoruz ki, Cenâb-ı Hak, "Sizler daha üstünsünüz" buyurunca, böylece mü'minler, kâfirlerin çokluğu ve ihtişamı karşısında, kendilerinin zayıf olduklarını, sayıca az olduklarını gördüler de, böylece bazı mü'minlerin gönlüne, "Bu üstün gelme nasıl olacak ki?!.." şeklinde bir duygu geliverdi de, işte bundan ötürü Allah, "Allah sizinle beraberdir" buyurdu da, böylece onlar için, artık üstünlüğün kendileri yanında olduğuna dair bir şek ve şüphe kalmadı.. Bu tıpkı, Cenâb-ı Hakk'ın, "Ben, muhakkak ki gâlib geleceğim; resullerim de..."(Mücadele, 21) ve "Muhakkak bizim ordumuz herhalde onlar galib geleceklerdir" (Saffat 173) buyurduğu gibidir.

Ayetteki, "Amel ve hizmetlerinizi asla eksiltmez.." beyanı, başka bir va'di ifâde eder. Bu böyledir, zira Allahü teâlâ, "Ben sizinle beraberim" buyurunca, bu ifâde ile ilahî yardımın, onlar sebebiyle değil, Allah sebebiyle olduğu anlaşıldı.. Buna göre de birisi sanki, "Benden, itibare alınacak bir amel sudur etmedi; dolayısıyla da, bir tazime müstehak değilim" dedi de, bunun üzerine Cenâb-ı Hak, onlara yardım edenin Kendisi olduğunu, ama buna rağmen, onların amellerinden herhangi bir şeyi noksanlaştırmayacağını ifade buyurdu. Böylece o muzafferiyet, adetâ sanki, onlar sebebiyle ve onlardan kaynaklanan bir şey olmuş oldu da, bunun üzerine Cenâb-ı Hak, "Sanki, bütün bunlan müstakil olarak sizler yaptınız.. Dolayısıyla da Ben size, bu işi bağımsız olarak ve tek başına yapan kimsenin mükâfaatı kadar ücret vereceğim.." buyurmuştur, fiilin masdan olan tire kelimesi, noksanlaştırmak anlamında olup, kendisine faydası olacak şeyin, kendisinden noksanlastırıldığı kimseye denilmesi de bu manadadır. Böylece adeta Cenâb-ı Hak, "Savaş esnasında, eğer kâfirlerden birisi ölürse, onların hem toplulukları hem de amelleri noksanlaştınimış olur. Zira, böylece onların sayılan eksilmiş, hem de amelleri boşa gitmiştir. Mü'min kimse ise, şayet sehîd olursa, mü'min cemaatin sayısı noksanlaşmış olur, ama ameli noksantaşmaz" buyurmuş olur. Onların sayılan da "noksanlaşmış olmaz, çünkü, şehîd edilen kimse, diridir, rızıklandırılır, kendisine verilen şeylerle, sevinçli ve neşelidir.

Dünya Zevkleri Oyundan İbaret

35 ﴿