34

"(Bunların herbiri), müsriflere âit olmak üzere, Rabbin katında İşaretlenmiştir".

Bu hususta şu izahlar yapılabilir:

1) Bu taşların herbirinin üzerine, o taşla ölecek olan şahsın ismi işaretlenmiş, yazılmıştır.

2) Bunlar, o şahısların ismi, üzerlerinde yazılı olduğu halde ve onlara azab etmek için yaratılmıştır. Diğer taşlar ise böyle değildir. Çünkü onlar, bina v.s. şeylerde kullanılmak için yaratılmıştır.

3) "Müsevvemeten" kelimesi "günahkârların üzerine salıverilmiş olarak" demektir. Çünkü İrsal "salıverme", salme "otlayacak" hayvanlar için kullanılır. Nitekim, Arapça'da, "O, hayvanları otlamak için saldı" denilir. Binâenaleyh bu manada da denilir. Hak teâlâ'nın, "hayl-i müsevveme" (Al-i İmran, 14) ayeti bu manada olmak üzere, "salıverilmiş (serbestçe yayılan) atlar" diye tefsir edilmiştir ki bu, onlara ihtiyaç olmadığına ve onların binmek için olmadığına işarettir, böylece bu, onların sahibinin zenginliğini gösterir. Nitekim Hak Tealâ, bunun gibi, "kanâtir'il-mukantarata" "kantar kantar mal..."(Al-i İmran, 14) buyurur.

Ayetteki, ifadesi, tabiatcıların iddialarının zıddı bir manaya işarettir. Çünkü onlar derler ki: "O taşlar, insanlardan birine isabet ettiğinde bu, bir tür tesadüftür. Çünkü o taşlar inerken, ister istemez bir şahsa isabet edecekti, nitekim de etti. O halde ayetteki, "müsevvemeten" kelimesi, "o taşlar, tâ yaratılırken ve salıverilirken işaretlenmiştir" demektir. Bunun böyle olduğu anlaşıldığı an, bu bir tesadüf değil, kast-ı mahsus ile, müşrikleri (mücrimleri) helak için olmuş olur.

imdi eğer, "O taşlar müsriflere âit olmak üzere, onlar melekler niçin, "Biz onların üzerine pişmiş taşlar salalım diye, mücrim bir kavme gönderildik" demişlerdir? Çünkü Arapça'da "müsrif, "mücrim"den daha değişik birşeydir?" denilirse, deriz ki: Mücrim, cürüm işleyen, büyük günah işleyen demektir. Çünkü "cürm"de o günahın büyüklüğüne bir işaret vardır. Birşeyin miktarının büyüklüğü manasında, "cürmü'ş-şey" denilmesi de böyledir. Aslında "müsrif" de, büyük günah istemiştir. Çünkü israf eden kimse, bu israfı küçük günahlar hususunda olsa bile mücrim olur. Zira küçük küçüğe eklenince, büyük olur. O halde mücrim olan, aynı zamanda müsriftir. Çünkü o da, tek bir defa da olsa, bir büyük günah işlemiştir. O halde bu demektir ki, bu iki büyüklük vasfı müsrifde de, mücrimde de vardır.

Fakat burada mana ile ilgili şöyle bir incelik var: Allahü teâlâ, günahı bırakmayan ısrarlı müsrife de o taşları salıvermiştir. Geleceği bilme, Allah'a aittir. Binâenaleyh Allah, onların müsrif olduklarını bilmiş ve meleklerine, bu taşları onlara salıvermelerini emretmiştir. Meleklere gelince, bunların İlmi, ancak mevcud olanlarla ilgilidir. İşte o kavim o an için mücrim idiler de bu sebeple melekler, "Biz, iman etmemiş, imansızlıkta ısrar etmiş, müsrif olmuş insanlar için yaratılmış bu taşları, üzerlerine salıvermek için, mücrim olduklarını bildiğimiz bir kavme gönderildik" demişlerdir. İşte bundan şöyle bir netice çıkar. Biz onların, yıllarca yaşasalar bile bu suçlarını sürdüreceklerini biliyoruz" demişlerdir.

Buna göre eğer, "Müsrifin"in başındaki harf-i tarif, cins için mi, yoksa ahdn haricî için mi?" denirse, biz deriz ki: Bu, "and" ifade etmekte olup, "o malum müsriflere gönderilmiş olarak" demektir. Çünkü her müsrif için, salıverilmiş ve üzerine onun ismi yazılmış taş yoktur."

Eğer, "Onların israfı hangi bakımdandı, niçin onlara müsrif dendi?" denirse, deriz ki: Bu, "Sizden evvel, âlemlerden hiçbiri bunu yapmamıştı" (Ankebut, 28) ayetinin ifade ettiği şeydir. Bu "Hiçkimse sizin günahta çıktığınız dereceye çıkmadı" demektir.

Mü'minlerin Kurtarılması

34 ﴿