37

"Derken orada, mü'minlerden kim varsa çıkardık. Fakat orada müslümanlardan bir evden başkasını bulamadık. Orada, elem verici azabtan korkacaklar için bir alâmet de bıraktık".

Bu ayetlerin ilkinde şöyle iki önemli husus var:

1) Bu ifadede, Cenâb-ı Hakk'ın kudreti ve iradesi yatmaktadır. Çünkü bu işlerin tesadüfi olduğunu söyleyenler, o taşların iyi veya kötü birilerine isabet ettiğini söylemişlerdir. Fakat Allahü teâlâ, günahkârları, mü'minlerden seçip ayırdığını bildirince, bu, O'nun iradesine ve ihtiyarına delâlet eder.

2) Burada, mü'min, muvahhid ve iyi kimselerin yüzü suyu hürmetine günahkârların da paçayı kurtardığı manası yatmaktadır. Çünkü o beldede mü'min bulunduğu sürece, orası helak edilmemiştir. Bu ayetteki "orada" zamiri, daha önce bahsi geçmemiş de olsa, malum olduğu için, Lût (aleyhisselâm)'un beldesini göstermektedir.

Hüküm Ekseriyete Göredir

Ayetteki, "Fakat orada müslümanlardan, bir evden başkasını bulamadık" ifadesi de, küfür gâlib gelip, fısk-ı fücur yayıldığında, mü'minlerin ibadetinin, o beldeye fayda vermeyeceğine bir işaret vardır. Fakat halkın ekserisi dosdoğru bir yol üzere olup, küçük bir kısmın hırsızlık ve zina gibi günahlar işlemeleri durumu böyle değildir. Bu hususta şöyle bir misal getirilir: Âlem bir bedene benzer. O âlemde sâlihlerin bulunuşu, beden için soğuk-sıcak gıdalar gibidir. Kâfir ve fasık kimseler ise, gelip o bedeni saran ve ona zarar veren zehirler gibidir. Şimdi eğer bu beden, kendisine faydalı şeylerden tamamen boş ve uzak olup, içinde ancak zararlı şeyler yer alırsa, ölür gider. Yok eğer zararlı şeylerden uzak olup, içinde faydalı şeyler yer alırsa, güzel bir şekilde yaşar ve gitgide büyür gelişir. Eğer o bedende, her iki çeşit şey de yer alırsa, bu durumda hüküm (netice), gâlib olana göredir. İşte beldeler ve kullar böyledir.

Buradaki "müslüman" kelimesinin, "mü'min" manasına delalet ettiği açıktır. Gerçek şudur ki "müslüman" kelimesi, "mü'min" kelimesinden daha geneldir. Genel bir kelimenin, hususî bir kelime yerine kullanılmasında bir sakınca yok. Binâenaleyh mü'mine, müslüman denilmesi, bu kelimelerin manalarının aynı olduğuna delâlet etmez. Buna göre Hak teâlâ sanki, "Biz mü'minleri o diyardan çıkardık ve orada, müslüman bir ev hariç, onların genelini bulamadık" demiştir. Bundan, orada onlardan başka mü'min olmadığı manası çıkar. Bu tıpkı birisinin, başka birisine, "Evde insanlardan kim var?" dediğinde, o, ona "Evde Zeyd'den başka canlı yok" der. Böylece bu kimse ona, o ovde. Zeyd'den başka insan olmadığını söylemiş olur.

O Beldedeki İbret

Daha sonra Hak teâlâ, "Orada, elem verici azabtan korkacaklar için bir selâmet de bıraktık" buyurmuştur.

Bu ifadedeki "ayet" (mûcize)nin ne olduğu hususunda farklı görüşler var: Bunun, bulundukları yer yarılıp, orada çıkmış olan bir kokuşmuş siyah su olduğu söylenmiştir. Yine bu ayetin, onların memleketlerine atılmış bir taş olduğu ve Şam ile Hicaz arasında bir yerde olduğu söylenmiştir.

Ayetteki, "elem verici azabtan korkacaklar" ifadesi, "bu ayetten, bu mucizeden istifade eden kimseler ve bundan korkanlar" manasınadır. Nitekim Hak teâlâ, Ankebut Sûresi'nde de, "Aklını kullanan kimseler için apaçık bir nişane bıraktık" (Ankebût. 35) buyurmuştur. Bu iki ayet arasında lafız bakımından farklılıklar var: Çünkü Cenâb-ı Hak burada, "bir ayet" (alamet-mucize)" dediği halde, orada, "apaçık bir ayet (nişane)"; burada, "korkacaklar için" dediği halde, orada "aklını kullanan kimseler için" buyurmuştur. Binâenaleyh "ikisi arasında mana bakımından esaslı bir fark var mı?" denilirse, deriz ki: Orada (Ankebût Sûresi'nde) bu husus beliğ bir biçimde ele alınmıştır. Çünkü orada, "apaçık bir ayet (nişane)" olarak buyurup, o ayeti (delili) açık olmakla nitelemiştir. Orada, "oradan" buyurmuş, burada ise "onda" buyurmuştur. Çünkü (......) edatı, ba'ziyyet (kısmîlik) ifade eder. Buna göre Hak teâlâ sanki, "O ayeti, o beldenin bizzat kendisinde, sizin için kalıcı (devamlı) ayetler vardır" demek istemiştir. O ayetteki, "aklını kullanan bir kavim için..." ifadesi de böyledir. Çünkü "aklını kullanan" tabiri, "korkacak kimse" ifadesinden daha umumîdir. Binâenaleyh o "ayet" daha açık olur. Bunun sebebi ise şudur: Orada maksad, o kavmi korkutmaktır; burada maksad ise, kalbi tesellidir. Baksana Hak teâlâ burada, "Derken orada, mü'minlerden kim varsa çıkardık. Fakat orada müslümanlardan bir evden başkasını bulamadık" buyurmuş, orada ise, müslümanların ve mü'minlerin tamamının kurtulduğuna dair tam bir açıklamada bulunmaksızın, "Biz seni de (ey Lût), senin ehlini de kurtaracağız" (Ankebut. 33) buyurmuştur.

Musa (aleyhisselâm) ve Firavun

37 ﴿